29 Haziran 2018 Tarihli Diyanet Cuma Hutbesi.

Bu Haftanın 29.06.2018 Hutbesinin konusu belli oldu mu?

Her perşembe günü burada güncel hutbe yayınlanıyor

EVLADIN ANNE-BABA ÜZERİNDEKİ
HAKLARINDAN BİRİ: GÜZEL İSİM
Cumanız Mübarek Olsun

Aziz Kardeşlerim!
Peygamber Efendimiz (s.a.s) hayatın her
aşamasında İslami değerlerin gözetilmesine önem
verirdi. Zira o, bizlere kulluk şuurunu, nezaket ve
zerafeti öğretmek üzere gönderilen bir
Peygamberdi. Onun, hayatın her anını anlamlı
kılmaya yönelik bu hassasiyeti, bir bebeğe isim
koymada dahi kendini gösterirdi. Öyle ki iki
güzide torununa güzel, zarif ve iyi anlamlarına
gelen Hasan ve Hüseyin isimlerini vermişti. Bunu
yaparken onları önce şefkatle kucaklayıp bağrına
basmıştı. Ardından da sağ kulaklarına ezan, sol
kulaklarına kâmet okumuştu. Hayırlı ve bereketli
bir ömür geçirmeleri için minik yavrulara dua
etmişti.
1
Kardeşlerim!
Peygamberimiz (s.a.s) okuduğu bu ezan ve
kâmetle aslında bebeğin kulağına yaratılış
gayesini fısıldıyordu. Ona imanı ve İslam’ı, hâsılı
tevhidi telkin ediyordu. Ömrü boyunca sadece
Allah’a kul olması gerektiğini öğretiyordu. Allah
Resulü (s.a.s) verdiği güzel ve anlamlı isimle de
çocuğa bir istikamet çiziyordu. Hayatı boyunca
hayrın ve iyiliğin hizmetkârı olmasını
öğütlüyordu.


Aziz Müminler!
Kur’an’ın ifadesiyle çocuklarımız,
gözlerimizin nurudur. Kalplerimizin sürûrudur.
Yüce Rabbimizin bizlere birer lütfu ve
emanetidir. Kız ya da erkek fark etmez, dünyaya
gelen her bebek özeldir, değerlidir. Allah onu
yeryüzünün en şerefli varlığı, halifesi olarak
yaratmış ve biz yetişkinlere emanet etmiştir. Salih
bir kul, iyi bir insan olması için emek
vereceğimiz bu yavru, kendine yakışır bir
karşılamayı hak eder. Bu karşılamanın ilk
adımlarından biri ona güzel bir isim vermektir.


Kardeşlerim!
Çocuk, anne kucağında dünya nimetlerini
tatmaya başladığı gibi, adıyla da ebedi âleme
kadar uzanacak bir kimliğe kavuşur. Peygamber
Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur. “Siz
kıyamet gününde kendi isimleriniz ve
babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız.
Öyleyse çocuklarınıza güzel isimler koyunuz.”2
Bu hadis-i şerif bizlere öğretmektedir ki,
insan telaffuzu da anlamı da güzel olan isimlere
layıktır. İnsanın bedeni, izzet ve onuru saygın
olduğu gibi onun kimliğini ifade eden ismi de
saygındır, hürmeti hak eder. İnsana ömrü
boyunca hoşlanmayacağı bir isim vermek şöyle
dursun onu kötü lakapla bir defa dahi olsun
çağırmak dinimizce yasaklanmıştır. Yüce
Rabbimiz “Birbirinizi kötü lakaplarla
çağırmayın”
3 buyurarak bizleri bu konuda
uyarmıştır.


Muhterem Müslümanlar!
İsim bir inancın, bir medeniyetin, bir
kültürün yansımasıdır. Kaynağını din-i mübin-i
İslam’dan alan medeniyetimizin isme verdiği
önem hepimizin malumudur. Geçmişten
günümüze milletimiz, evlatlarına başta
Peygamberimiz olmak üzere tarihimizde iz
bırakan nice büyüklerimizin ismini vermeyi onur
vesilesi saymıştır.
Geleneğimizde isim her şeyden önce kişiye
insan olarak değerini, varlığının anlamını ve
medeniyetini hatırlatan bir unsurdur. İsimde asıl
olan sadece kulağa hoş gelmesi değildir. Bununla
birlikte sahibini ahlaki olgunluğa, yüce bir
karaktere ulaştıran bir mana taşımasıdır. Bu
doğrultuda Peygamber Efendimiz, İslam
inancıyla bağdaşmayan, insan şerefine
yakışmayan, şiddet ve nefret içeren isimleri
değiştirmiştir.


Kardeşlerim!
Çocuklarımıza Müslüman olduklarını her
daim hatırlatacak, dini ve milli değerlerimize
uygun, anlamlı isimler verelim. Onların beslenme
ve eğitimlerinden sorumlu olduğumuz gibi güzel
isimlere sahip olmalarından da sorumlu
olduğumuzu aklımızdan çıkarmayalım.
İnancımıza ve kültürümüze uymayan isimlerin
yavrularımızın değer dünyalarını tahrip edeceğini
unutmayalım. Evlatlarımıza verdiğimiz isimler,
onlara ahlak, edep, şuur ve ideal aşılasın, bir
pusula gibi ömürleri boyunca iyiliğe, güzelliğe,
hayra davet etsin.

1 Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 45; Edeb, 109; Edebü’l-müfred, 286.
2 Ebû Dâvûd, Edeb, 61.
3 Hucurât 49/11.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

 Bu haftanın hutbesini, indirmek için tıklayınız

 

 

GÜNCEL HUTBE PERŞEMBE GÜNLERİ BURADA

 

 

hutbe duası ile ilgili görsel sonucu

Değerli kardeşimiz,

Cuma namazının farzı iki rekâttir; ilk ve son sünnetleriyle baraber toplam on rekâttir. Gerek sünnetler gerekse zuhru ahir bid'at değildir.

Şartlarına uyarak cuma namazı kılan kimsenin ayrıca öğle namazı kılması gerekmez. AAma son 4 rekat sünneti kılmaları gerekir. İmamlar farzdan sonra kaçan cemaati vaazlarda ve hutbede uyramları gerekir. Farzdan sonra hemen çıkmayıp 4 rekat son sünnet kılınmalı

Bir konu hakkında doğru bilgi netleşmezse, yanlış söylenti gelişir. İlgisi olmayan söylentiler meseleyi içinden çıkılmaz hâle getirebilir. Bir de bakarsınız ki ortalıkta ipe sapa gelmez iddialar dolaşmakta, insanlar en sağlam bir konuda bile tereddüt ve şüphelere düşmekteler. Son zamanlarda cuma namazını da bu hâle getirmek isteyenler var galiba!..

Bu sebeple bugün sizlere cuma namazı hakkında özet bilgi arz etmek istiyorum. Ta ki sebepsiz yere şüphe ve tereddütlere maruz kalınmasın. İleri geri söylentilere itibar edilmesin.

Hepinizin bildiği gibi, cuma namazının farzı iki rekâttır. Bunda müçtehitlerin ihtilafı da yoktur. Bütün mezheplere göre cumanın farzı iki rekâttan ibarettir. Bu itibarla, cuma günü iki rekât cumanın farzını imamın arkasında kılan kimse, cumayı kılmış; farz borcundan kurtulmuş olur. Bunun karıştıracak yanı yoktur.

Ancak, nasıl beş vakit namazın farzından önce ve sonra ayrıca sünnetleri de kılınıyorsa, cumanın da aynı şekilde farzından önce ve sonra sünnetleri vardır. Bu sünnetlerin rekât sayısında ise farklı görüşler söz konusudur. İki, dört, altı rekât olduğunu söyleyenler vardır.

Hanefilerin çoğunluğu dört rekâtı tercih etmişlerdir. Bu sebeple cuma günü camiye gelenler farzdan önce dört, sonra da dört rekât sünnet kılarlar. Böylece cuma namazını sünnetiyle birlikte kılmış olmanın mutluluğunu yaşarlar.

- Şayet camiye geldiklerinde farzın başlamak üzere olduğunu anlayıp da sünneti kılamasalar, yahut da farzı kıldıktan sonra hemen çıkıp giderek son sünneti kılmamış olsalar ne olur?

Ne olacağı bellidir: İnsanlar kılmadıkları namazın sevabını alacaklarını düşünmezler elbette. Cumanın farzını kılmış farz borcundan kurtulmuş olurlar. Ancak sünnetlerini terk etmiş, sünnet sevabından mahrum kalmış sayılırlar. Bunun da karıştıracak bir tarafı yoktur herhâlde.

İdeal olanı ise: farzdan önce ve sonra sünnetler kılınmalı, sıkışık olmayanlar sünnetleri terk etmemeliler. Yahut da sünnetleri terk etmeyi âdet hâline getirmemeliler.

Gelelim cumanın ilk ve son sünnetlerini kıldıktan sonra, camiden çıkmayıp dört rekât zuhru âhirle iki rekât vakit sünneti yahut da sabah namazı kazası kılmak için içeride kalanların durumuna.

Önce bu altı rekât namazı ne niyetle kılmaktalar bir bakalım izin verirseniz?..

Efendim, cuma namazı sahih olması için bazı şartlar vardır. Bu şartların tamam olduğu söylenebildiği gibi, eksik olabileceği ihtimalini düşünenler de vardır.

Şafiiler bu ihtimali daha çok dikkate almakta, bu sebeble bir de öğle namazı kılınmasında daha da ısrarlı olmaktalar. Hanefilerde ise, bu namazlar kılınırsa iyi olur, diyenler olduğu gibi, cumanın sahih olması hakkında şüpheye sebep olacağından, kılınmasa daha isabetli olur, diyenler de vardır.

Burada şöyle düşünmek de mümkündür. Kılamadığımız bir çok kaza namazımız vardır. Bu vesile ile hiç olmazsa bir öğle, bir de sabah namazını kaza edelim diye düşünülse:

– Niyet ettim vaktine eriştiğim hâlde borcundan kurtulamadığım en son öğlenin farzını kaza etmeye, deyip bir geçmiş öğle farzı kılınsa, yahut da:

– Niyet ettim en son kılamadığım sabah namazını kaza etmeye, diyerek iki rekât sabah namazı kaza edilse yanlış bir ibadet şekli olmasa gerektir.

Bu durumda cumayı kılınca çıkmayıp da zuhru âhir dedikleri bir öğle namazı, bir de sabah namazı kılmış olanlar ne yapmış olurlar?

İki vakit namaz kaza etmiş, hiç olmazsa geçmişte kılamadıkları iki namazın borcundan kurtulmuş olurlar... Ziyan mı etmiş olurlar?.. Bize göre ziyan değil kâr etmiş olurlar. Çünkü iki vakit namaz borcundan kurtulmuş olmak, basite alınacak bir borç ödemesi sayılamaz. Keşke her fırsatta birer ikişer derken kılamadığımız namazlarımızı tümüyle kılarak borcundan kurtulmuş olsak. Ne güzel bir fırsat değerlendirmesi olur bu...

Selam ve dua ile...