İslamiyet'te kadının yalnız başına iken bile meleklerin varlığını düşünerek sakınması ve örtünmeye dikkat etmesi çok güzel bir davranış olarak nitelendirilmiştir. 
Kuran-ı Kerim'i okumak ise bir ibadettir.

Her ibadetin kendine ait bazı edep ve kuralları vardır. Kuran-ı Kerim okurken başın açık bulunması Kuran-ı Kerim'e hürmetsizliktir.

Rabbimiz’in kelâmı olan Kur’ân-ı Kerîm’e karşı edep ve hürmet husûsunda son derece hassas ve titiz davranmamız gerekir. Çünkü Kur’ân’ın fazîlet ve rûhâniyetine en fazla muhtaç olduğumuz bir zamanda yaşıyoruz.

İçerisinde Kuran okunan ve Kuran hakikatleri anlatılan bir ev meleklerle dolu manevî bir mescid gibidir. Gayr-i Müslim insanlar dahi camilere girerken başlarını kapatıp edebe uygun hareket etmeye çalışırken Müslüman olan bir kimsenin başı açık bir şekilde Kuran okuması veya Kuran okunan ortamda bulunması elbette edebe aykırıdır. 
Kur'ân'ın okunması sırasında melekler iner


Useyd ibn Hudayr (ra) şöyle dedi: Bir kere Useyd ge¬ce vakti el-Bakara Sûresi'ni okuyordu. Atı da yanında bağlanmıştı. Kurân'ı okuyorken birden at deprenmeye başladı. Useyd sustu. O susunca at da sâkinleşti. Useyd tekrar okumağa başladı. At yine şah¬landı. Useyd sustu, at da sâkinleşti. Bundan sonra Useyd bir daha okumağa başladı, at yine hırçınlaştı. Useyd de artık vazgeçti. Useyd'in oğlu Yahya ise ata yakın bir yerde (yatmakta) idi. Atın çocuğa bir zararı dokunmasından endîşe ederek, çocuğu geriye çekti. Bu sırada başını kaldırıp göğe baktığında (beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi birtakım şeylerin parlamakta olduklarını gördü de) nihayet onu göremez oldu.
Sabah olduğunda Useyd, Peygamber'e bunu söyledi. Peygamber ona:
— "Oku ey Hudayr oğlu, oku ey Hudayr oğlu!" dedi,
Useyd:
— Yâ Rasûlallah, atın Yahya'yı çiğnemesinden endişelendim. Çünkü çocuk ata yakın bir yerde idi. Başımı kaldırıp çocuğa gittim. Başımı göğe doğru kaldırdığımda, beyaz bulut gölgesine benzer bir sis içinde kandiller gibi birçok şeylerin parlamakta olduklarını gör¬düm. Artık bu beyaz gölge tabakası içindeki ışıklı parlak cisimler man¬zumesi göğe doğru çekilip çıktı. Nihayet onu görmez oldum, dedi.
Peygamber (asm):
— "Bilir misin onlar nedir?" buyurdu. Useyd:
— Hayır, dedi. Peygamber:
— "Onlar meleklerdi, senin Kur'ân okuyuş sesine yaklaşmışlar¬dı. Eğer okumaya devam etseydin, sabaha kadar seni dinlerlerdi. İn¬sanlar da onlara bakarlardı. Onlar insanların gözünden gizlenemezlerdi" buyurdu.
Râvî İbnu'l-Hâd: Bana bu hadîsi Abdulah ibn Habbâb, Ebû Saîd el-Hudrî'den, Useyd ibnu Hudayr'dan tahdîs etti, dedi. (Buhari)
Kuran-ı Kerim’i abdestli okumak müstehaptır
Kur’an-ı Kerim’in abdestli olarak okunması müstehaptır. Müslümanların icma-ı ile abdestsiz okunması caizdir.(Bu da dokunmamak kaydıyladır.) Bu konudaki hadisler çok olup bilinmektedirler.
İmamı Harameyn (İmam Cüveyni) şöyle demiştir: “Kur’an-ı Kerim’i, abdestsiz olarak okuyan kişinin, mekruh işlediği söylenemez. Ancak efdali terk etmiştir. (Kuran Okuma Adabı, İmam Nevevi)

Şuna da dikkat çekmek gerekir ki; ülkemizde Kur'an en çok ibadet niyetiyle okunur. İbadetlerin makbuliyeti için de abdestli olmak en güzelidir.

KUR’AN’A ABDESTSİZ DOKUNULABİLİR Mİ?

Zâten Hazret-i Peygamber’den itibâren 1400 küsur senedir bu hüküm böyle tatbik edilegelmiştir. Hadîs-i şerîflerde buyrulur:

“Ne hayızlı kadın ne de cünup kimse Kur’ân’dan hiçbir şey okuyamaz.” (Tirmîzî, Tahâret, 98/131)

“Kur’ân’a temiz olan dışında hiç kimse dokunmasın!” (Hâkim, I, 553/1447)

Yine Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Amr bin Hazm’ı Yemen’e gönderirken ona farzları, sünnetleri ve hukûkî hükümleri açıklayan bir beyannâme yazmıştı. O yazıda Hazret-i Amr’ın insanlara Kur’ân’ı öğretmesi, onun emir ve hikmetlerini tebliğ etmesinin yanında, temiz olmayan insanları Kur’ân’a dokunmaktan nehyetmesi de bildirilmektedir.

İmâm Mâlik şöyle der:

“Tâhir/abdestli olmayan kimse, Mushaf’ı kılıfıyla veya yastık üzerinde dahi olsa taşıyamaz, mekruhtur… Bu, Kur’ân’a ikram ve tâzîm sebebiyledir.” (Muvatta, Kur’ân, 1)

KUR’AN-I KERİM BELDEN AŞAĞIDA TUTULABİLİR Mİ?

Diğer taraftan Kur’ân-ı Kerîm’i bel hizâsından aşağı bir mevkîde tutmamak, ona doğru ayak uzatmamak, üzerine başka kitap ve eşya koymamak, Kur’ân-ı Kerîm’le tuvalete girmemek gibi her türlü hürmet ve ihtirâmı bir ibâdet vecdiyle yerine getirmek ve bu hassâsiyeti yeni nesillere intikâl ettirmek gerekir. Zîrâ Kur’ân-ı Kerîm, en mühim “Şeâir-i İslâm”dandır, yâni İslâm’ın nişânelerinin başında gelir. Âyet-i kerîmede ise:

وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَاۤئِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ

“…Kim Allâh’ın şeâirine tâzîm ederse, şüphe yok ki bu kalblerin takvâsındandır.” (el-Hac, 32) buyrulmaktadır.

Velhâsıl, Kur’ân-ı Kerîm, insanların doğru yolu bulmaları, kendi gayretleriyle bilemeyecekleri hususları öğrenmeleri ve âhireti elde etmeleri için gönderilmiş ilâhî bir kitaptır. O hâlde ona sarılmamız ve sâhip çıkmamız, tutulacak en akıllıca yoldur.

KUR’AN İLE HEMHAL OLMANIN FAZİLETİ

Kur’ân ile hemhâl olmanın fazîleti, hadîs-i şerîfte şöyle beyân edilmektedir:

“Kur’ân, bir ucu Allâh’ın, diğer ucu da sizin elinizde olan sağlam bir ip (gibi)dir. Ona sıkıca sarılınız. İşte o zaman sapıtmaz ve helâk olmazsınız.” (Heysemî, IX, 164)

Kur’ân’dan ne kadar rûhâniyet ve feyz alabilirsek îmanımız da o derece seviye kazanır. Kur’ân-ı Kerîm’de fânî olanlar, Allâh ve Rasûlü’nün rızâsını kazanarak idrâk ötesi ilâhî lutuflara mazhar olurlar. Cenâb-ı Hak bu hâli cümlemize nasîb ve müyesser eylesin. Âmîn!..


Allah’a emanet olunuz.