Şunu hemen ifade edelim ki,  hayâ ve edep, öncelikle insanı yoktan var eden, onu hadsiz nimetlerle besleyen, her yerde hazır ve nazır olan, bütün kâinatı ve yarattığı her mahlûku murakabe eden Cenab-ı Hakk’a karşı olmalıdır. Kişi,  önce Cenab-ı Hak’tan, sonra da insanlardan utanmalıdır.

Zaten Allah’tan hayâ etmeyen insanlardan da utanmaz; insandan utanmayan kimse de Allah’tan utanmaz. Nitekim bir hadis-i şerifte “Hayâ imandan bir şubedir.” (Müslim, İman, 57, 58) buyrulmuştur.

Peygamber Efendimiz (asm) bir gün; “Allah’tan gereği gibi hayâ edin.” buyurdular. Bunun üzerine yanında bulunan sahabeler: “Ya Resulallah! Elhamdülillah biz Allah’tan hayâ ediyoruz.” deyince, Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdular: “Allah’tan hakiki olarak hayâ etmek; başı ve içindekileri haram olan şeylerden korumak, haram yemekten ve zinadan sakınmak, ölümü ve dünyanın fani olduğunu düşünmektir. Ahiret mutluluğunu isteyen kimse, dünya ziynetlerine önem vermez. İşte böyle yapan kimse, Allah’tan hakkıyla utanmış olur.” (Tirmizî, Kıyâmet 25)

Buna göre, kişi dinleyip, görüp öğrendiğinden, yiyip  içtiğine kadar her şeyin Allah'ın rızasına uygun olmasına dikkat etmelidir, gerçek hayâ budur. Zîra başın taşıdıklarından ağız, göz, kulak, dil gibi maddî ve zâhirî; hâfıza, hayâl, tefekkür gibi ruhî ve görünmez duygu ve özellikler kastedilmektedir. Yine hadiste geçen batnın ihtiva ettiklerinden maksat da mide, cinsel organ, kalp, el ve ayaklar gibi batın ve batna bağlı her şeydir. Bu uzuvların ilgili olduğu bütün fiiller buraya dahildir. Şu halde insan bütün organlarını helâlde kullanmadıkça hakikî hayâya eremez.

Hayânın pek çok mertebesi vardır. En üst mertebesi: Zâhiren ve bâtınen, içiyle dışıyla kişinin Allah'tan hayâ etmesidir. İşte bu, kişiye müşâhede  makamı kazandıracak olan murâkabe makamıdır.

Evet, Cenab-ı Hakk’a iman edip, emir ve yasaklarına riayet ederek nefsini ıslah edenler,  onu hakiki sevenler, edep, hayâ ve iffet dairesinde hareket edip rızasına uygun yaşayanlar, Hz. Peygamber’i dinleyip itaat edenler, ebedî bir hayatta nihayetsiz nimetlere ve saadetlere mazhar olacaklardır.

Hazret-i Ali radiyallahu anh'den; Resûlü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
- Beni Rabbim edeblendirdi, edebimi de üstün ve güzel eyledi.
Gene buyurdular: - Kisinin çocugunu terbiye etmesi, ona edeb ögretmesi her gün yarim sa' (1750 gram hurma ve saire gibi) sadaka vermesinden daha hayirlidir.
Süfyan-i Sevrî kuddise sirruh buyurur:
- Güzel edeb, Allah Teâlâ'nin gazabini söndürür.
Ebû Muhammed Harirî kuddise sirruh buyurur:
- Yirmi senedir ayagimi uzatip oturmadim. Dedim ki Rabbime karsi edebli olmak, benim için daha evlâdir.
Ibn-i Abbas radiyallahu anhüma buyurur:
- Bütün edeblerin basi, hem rahatlikda hem de sikinti zamaninda Allah Teâlâ'nin emirlerine uyup, yasaklarindan kaçinmakdir.
Yahya bin Muaz kuddise sirruh buyurur:
- Kim, tam bir edeb ile edeblenirse, Allah Teâlâ'nin sevdigi, muhabbet ehli kimselerden olur.
Ebû Imran söyle demistir.
- Dört güzel haslet ile üstün hale kavusdum. Besir bin Hâris'i rüyamda gördüm. Buyurdular ki: Dört haslete yöneldin, fakat edebi terk ettin. Halbuki edeb, en önemli istir.
Abdullah bin Mübarek kuddise sirruh buyurdu:
- Edebden az bir seye dahi çok muhtaciz. Ilimden çok seye muhtaç olmamiz böyle degildir.
Buyuruldu ki:
- Üç haslet vardir ki, bunlara sahip olan, mahrum kalmaz. Edeb ehliyle beraber oturmak, güzel edeb sahibi olmak ve baskasina eziyet etmemek.
Abdullah bin Menâzil kuddise sirruh'a edeb hakkinda sorulunca:
- Çok çesitli tarifini yapmislardir, biz de deriz ki; Edeb, insanin nefsini bilmesi, tanimasidir, buyurmusdur.
Mahmud Sâmi Ramazanoglu kuddise sirruh, edebi dolayisiyla ömrü müddetince iki dizi üzerine oturmuslar, bagdas dahi kurmamislardir.
Ibn-i Atâ' ya "edeb nedir?" diye sorulunca:
- Müstahsenâta vukûfundur, râzi olunan begenilen seyleri yapmandir, buyurmusdur.
Hizir aleyhisselâm bir kimseye söyle buyurmusdur:
-"Allah'im! Sana kulluk yapmam hususunda bana güzel edeb ihsan eyle," diye dua et.
Hasan Basrî kuddise sirruh :
- Dünya ve ahiretde kul için en faydali edeb, dine baglilik, dünyaya düskün olmamak ve Rabbini tanimakdir, buyurmusdur.
Beka bin Batû kuddise sirruh:
- Bir kimse ki bidayet ehlinin edebi ile, bu yola girerken edeblenmez ise son haddi bulanlarin makamina nasil yükselir?
Ibn-i Atâ kuddise sirruh buyurdu ki;
- Her kim edebden mahrum kaldi, cümle hayirlardan mahrum kaldi.
Ebussûd b. Ebuasâir buyurdu ki:
-Allah'in sevgili kullari, yani veliler, vasil olduklarina ancak edeble vâsil oldular. Yoksa ne çok amel, ne de baska benzerleri ile degil.
Adiyy bin Müsafir kuddise sirruh:
- Su kimse ki; edebini, edeb ögretenlerden almaz; o kendisine uyanlari fesâda götürür.
Zünnun Misrî kuddise sirruh:
- Ârifin edebi, bütün edeblerin üstündedir. Zira ona edeb ögreten marifetdir.
Ibrahim Düsûkî kuddise sirruh buyurdu ki:
- Veli kullar arasinda, bid'ate saplanan tek kisi görmek mümkün degildir. Bilhassa onlar, dinî edebe, erkâna pek riâyet ederler. Ümmetlerin efendisi, Hazret-i Rasûl'ü -sallallahu aleyhi ve sellem- izlerler. O'nun edeb kaynagi ise Kur'an'dir.
Ebû Ali Dekkâk kuddise sirruh buyurur:
- Edebi terk etmek ilâhî huzurdan kovulmagi icab etdiren bir sebebdir. Her kim padisahlarin önünde edebsizlik ederse kapiya, kapida edebsizlik ederse ahira bakmaga gönderirler.
Seyh Ebû Ali Sakatî buyurur:
- Edeb yolunu tutmadan büyüklerin sohbetinde bulunan onlardaki faydalardan, nazarlarinda mevcud olan feyz ve bereketlerden mahrum olur. Onlardaki nurlardan kendisinde hiç bir sey zuhur etmez.
Ibn-i Atâ kuddise sirruh:
- Edeb nedir? sorusuna:
- Güzeldir, denilen seyleri kollamakdir.
- Bu nasil olur? denilince, buyurdular ki:
- Gerek âsikâr, gerek gizli, Yüce Allah'la olan muamelenin edebe dayanmasidir. Böyle oldun mu (arabcayi hiç bilmeyen bir) âcemi de olsan edibsin.
- Yirmi sene bile çalisilsa, edeb ögrenilmeden ilim ögrenilmez.
Hayri Nisabûri kuddise sirruh, edebe çok önem verirlerdi.
- Muhabbet ehli, sevgi isinde, iyi niyete sahib oldukça edebleri artmaga baslar.
Yusûf u Râzî kuddise sirruh:
- Ilmi elde etmek istiyorsan, edebli olmalisin, buyurmuslardir.
Hikemül Atâiyye'den
- Ey edeb isteyen, san ve seref; duâ ve taleb degil, ancak senin merzûk u hüsnü edeb olmakligindir.
Ebû Osman Nûrî kuddise sirruh buyurur:
- Edeb, fukaranin mesnedi, zenginin ziynetidir.
Imam Rabbanî kuddise sirruh buyurmusdur ki:
- Bilesin, adâbdan velevki bir edebi muhafaza, mekruhlardan velevki tenzihî olsun bir mekruhu terk etmek, zikirden tefekkürden, murâkabe ve teveccühden çok daha efdaldir.
Evet bütün bu zikir, fikir, murakabe ve teveccüh; seriati mutahharanin ahkâmina riâyetle beraber, bir kimsede toplanirsa nûrun alâ nûrdur. O kimse hakikaten büyük bir kurtulusa ermisdir. Ama bu da insanin yaradilis gâyesi olan ibâdet ve ubûdiyyete ihlâsla devam etmeksizin aslâ hasil olmaz. (Adâb, Muhammed Abdullah bin Hâni)
Mevlâna Hâlid Bagdâdî kuddise sirruh buyurmuslardir ki:
-Islâmiyet yolunda en önemli edebler sunlardir:
Islâm dininin ahkâmina tam tâbi olmak.
Genislik ve darlikda sabretmek ve bollukda tam sükretmek.
Sünneti ihya etmek, bid'atlerden sakinmak, kiriklik içinde yani mütevâziyâne devamli olarak Rabbina yalvarmak, yakarmak. Allah'dan baskasinin hatira gelmemesi için çok çalismak, görmek gözün isi oldugu gibi, huzuru da kalbin isi melekesine getirmek, hatta kalbin dünya ve âhirete âid her seyden yüz çevirip, hakîki mahbûb, yani gerçek sevgili olan Allah Teâlâ'dan baskasina bagliliginin kalmamasini saglamak.
Ebû Abdullah Nibbacî kuddise sirruh:
- Her seyin bir hizmet edicisi vardir, dinin hizmet edicisi de edebdir.
Abdülkadir Geylâni kuddise sirruh buyurur:
- Hizmet eden sonunda kendisi de hizmet edilen durumuna gelir. Itâat eden sonunda kendisi de itâat olunan kisi seviyesine yükselir. Ikram eden sonunda ikram olunan kisi durumuna gelir. Allah'a yaklasan yakinlasdirilir. Tevâzu gösteren yüceltilir. Kerem ve ihsan sahibi olmaga gayret eden sereflendirilir. Güzel edeb sahibi olan, Allah'a yakinlasir. Güzel edeb, seni Allah'a yakinlasdirir. Güzel edeb, Allah'a tâatdir. Çirkin davranislar ise ona karsi günahkârlikdir.
Hazret-i Ali radiyallahü anh buyurur:
- Himayen altindakilere iyilik yapmak istersen, onlara terbiye ve edeb ögret.
Ebü'l-Mevâhib kuddise sirruh buyurur:
Irfan sahibleri ile, ancak edeb tavrini takinarak oturunuz. Çünkü onlarla oturur iken edeb kaidelerine uymayan bir çok kimseler, çok kere ilâhî darginliga ugradilar ve Hak yakinligi dîvanindan silindiler.
Ilâve ederdi:
Edib geçinen (edebli oldugunu iddia eden) birini düsünün. Bu iddiasi ile o, bir sofiyye terbiyesi görmemisdir. Iste... hali anlatildigi gibi olan kimse edîb olamaz.
Gene buyururdu ki:
- Tarikat tümden edebdir... Bir de, edeblendirmek. Yani, hem edeb sâhibi olmak, hem de baskalarini edeb sahibi kilmak. Süphesiz bu yolun ehli, münakasa da ederler, ama Hak için... Hakdan yana. Onlar Hakkin sohbetinde otururlar. Onlar tam bir edeb sahibidirler.