Ankara’da ilk basın toplantısını düzenleyen Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk, “En geç iki ay içinde yaklaşık üç yıllık bir program açıklayacağız. Hangi ay, hangi sene ne yapmak istediğimizi anlatacağız. Nereye gelmek istediğimiz konusundaki hayalimizi ve arzularımızı sizinle paylaşacağız. Hiçbir öğrencimiz asla bir sürprizle karşılaşmayacak, oyunun ortasında kural değiştirmeyeceğiz” dedi.

Öğretmen performansıyla ilgili ilan edilen şeyin işlevsel olduğunu düşünmüyorum ve böyle bir şeyi Bakanlık olarak uygulamayacağız. (Liselere geçiş) Önümüzdeki yıl sınavın çocukları huzursuz eden bölümleriyle ilgili önlem alacağız. Çok daha dingin bir sınav dönemi geçecek. Bütün mesele, sınavın baskısı konusunda Türkiye’de oluşan örgütlü yapıyı kırmak.

BAKAN DEĞİL, GÖREN OLMAYA ÇALIŞACAĞIM
Bizim şiarımız adalet olacak. Ben bakan değil, gören olmaya çalışacağım. Bunu yaparken adaleti şiar edinmek tekrar tekrar vurgulamak istediğim bir şey. Önceliklerimiz olacak. Dezavantajlı çocuklar önceliklerimiz olacak. Veriye dayalı bir politika üreteceğiz. Bir grup akademisyen ve uzmanla çalışıyoruz. MEB’in yapay zekâ konusunda neler yapabileceğiyle çalışmalar var.

ŞEFFAF OLMAK İSTİYORUZ
Ana konularla ilgili vizyon belgeleri hazırlıyoruz ve bunların tamamını paylaşacağız. Bu belgeler uluslararası kuruluşların ölçülebilir parametreleri üzerinden şekillenecek ama bu coğrafyadan çıkacak. Bir kopya olmayacak. Her zaman söylediğim şey, eğitim ihraç edilebilir ama ithal edilemez bir şeydir. İthal ettiğinizde bu, kopya olur. Bizim kelimelerimizle olacak vizyonumuz. Bir başka ilkemiz şeffaf olmak. Ne kadar şeffaf olabiliriz bilmiyorum ama birbirimizden bir şey sakladığımızda çocukların çok yararına olmadığı açık.

360 DERECE BAKANLIK GÖRECEKSİNİZ
360 derece bir bakanlık göreceksiniz. Sosyal medyayı takip eden iyi bir ekip kurduk. Bize biraz izin verin çalışalım. Hemen bir şey beklerseniz eski hataları yaparız. İnanın bu 50 yıllık bir mesele. Bizim es geçtiğimiz bazı noktalar var. Bunları birden tamamlamak mümkün değil. Bu bir kültür meselesi. Biz bu kültür üzerinden bir şey yapmak istiyoruz. O sebeple de bu zamana ihtiyacımız var. Biz bunu yapmazsak inanın sel bizi sürükleyecek. Nehir yatağını açalım hep birlikte akalım.


SİSTEM DEĞİŞECEK Mİ?
Önümüzdeki sene liseye başlayacak olan öğrencilere mevcut sınav sistemiyle ilgili bir taahhütte bulunulmuş, denilmiş ki, “LGS’nin böyle bir yapısı var, bu sene de bir örneğini gördünüz.” Bizim bu çocuklara “Bu sene tekrar değişiyor” demek gibi bir söylemimiz olmayacak. Çok net söylüyorum. Biz sadece bu sınav sisteminin içinde barındırdığı bazı sıkıntıları, bazı işlevsiz hususları rahatlatıp çocuklarımızın “Evet seneye sınav sistemi değişmiyor ama bizim için çok daha net, belirli, oyunun ortasında kuralın değişmeyeceği bir süreç yaşanacak. Ben de işime, gücüme bakayım” diyebileceği bir ortam olacak.

ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER BİR İSTATİSTİK MESELESİ DEĞİL
Atanamayan öğretmen meselesi bizim için bir istatistik meselesi değil, bu bir insan meselesi, evinde işsiz oturan bir insanın hissiyatı, belki evlenecek olan bir gencin evlenmekle ilgili yaşadığı sıkıntı meselesi. O yüzden sayılar üzerinden bu tür konuları konuşmak bana çok doğru gelmiyor. Yapabileceğimiz şeylerin sınırları var fakat tam da bu konuda çok net bir raporu ortaya koyacağız ve bunu topluma deklare edeceğiz. Halihazırda böyle raporlar var, ama bu raporların yeniden toparlanıp revize edilmesi gerekiyor. Bu konuda çok net olarak çalışacağız.

 

ÖĞRETMEN PERFORMANS DEĞERLENDİRME SİSTEMİ
Çok net bir mesaj, öğretmen performansıyla ilgili ilan edilen şeyin işlevsel olduğunu düşünmüyorum ve böyle bir şeyi Bakanlık olarak uygulamayacağız. Ben önce kendi performansımdan başlamayı tercih ederim.

 

BAKAN YARDIMCILARI KİMLER?
Kişiler üzerinden herhangi bir yorum yapmak çok doğru değil. İhtiyaç, ihtiyacın dili üzerinden konuşmak lazım. Bu bir sabite değil bizim açımızdan, yani belli dönem belli arkadaşlarımıza, belli dönem başka arkadaşlarımıza ihtiyaç olur. Bu sebeple bu işin magazin tarafından değil özellikle ihtiyaç tarafından gördüğümü bilmenizi isterim.

SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMENLERİN SAĞLIK ÖZRÜ
Yemeden içmeden kesildim, uyuyamıyorum. Kalp çarpıntılarım var. Sanırım bu semptomlar farkındalığımla ilgili işaretler olarak sayılabilir. İşimizin zorluğunun bilincindeyiz ama insanları mutlu etmek üzere alınan küçük kararlar bile beni mutlu ediyor. Mesela sözleşmeli öğretmen arkadaşlarımın, meslektaşlarımın sağlık durumuyla ilgili bir konu var. Kendileriyle yarım saat kadar görüşme fırsatım oldu. Durumlarını anlattılar, paylaştık, dertleştik. Onlara buradan haber olsun diye söylüyorum, sağlık özrü konusunda bir kolaylık, rahatlama getireceğiz. Sözleşmeli öğretmenlerimiz 4 yıl süreyle bir atama isteyemiyorlar. Çünkü başlangıçtaki sözleşme şartları bunu gerektiriyor. Fakat ailesinde çocuğu, kendisi ya da eşi eğer bulunduğu bölgede tedavi imkanına sahip değilse sözleşmeye göre yine de atama imkanı yok. Fakat gerçekten o bölgede bir heyet raporu kanıtıyla öyle bir bir tedavinin mümkün olmadığı çok net görülüyor. Dolayısıyla biz iş olarak bakmıyoruz meseleye. O çocuğun hayatı, hastalığı olarak bakıyoruz.

ÖĞRETMEN ATAMASI OLACAK MI?
Siyaset mümkün ve makul olanın dengesini kurmak. Bizim şu anda deklare ettiğimiz rakam neyse odur. Ama bunun dışında bir imkan olup olmayacağı bu benim şahsi olarak tasarrufumda olan bir durum da değil. Bu konuyla ilgili beklentilerin farkındayım. Bunu elbette ilgili makama arzediyorum, arzedeceğim. Eğer bir imkan doğarsa yani mümkün olursa makul bir seviyede herhangi bir çalışma yapılabilir. Ama şu anda çok net söylüyorum böyle bir şey yok.

YENİ MÜFREDAT
Konuyu eğer müfredatın iyiliği ya da kötülüğü üzerinden değerlendirirsek fotoğrafın büyüğü üzerinden, belki hata yapma imkanımız olabilir. Son derece mükemmel bir müfredat olabilir ama eğer siz eğitim sisteminizin bütün parametrelerini bu müfredatla eş güdümlü olarak işletmezseniz uygulamadaki hata yöntemden sanılabilir. Burada mesele öğretmenle, okulların altyapısıyla, öğretmenlerin becerisiyle ilgili ekosistemi birlikte, eş zamanlı olarak düzenlemekle ilgili. Şu anda müfredatın iyi ya da kötü olmasıyla biz ilgilenmiyoruz. Biz bu müfredatın, iyi bir müfredatın büyük sistem içerisinde uyumluluk yüzdesine bakıyoruz. O müfredatı uygulayacak öğretmen becerilerine bakıyoruz. O müfredatın uluslararası geçerliliğine, okulların altyapısına uygun olup olmadığına bakıyoruz. Yani bunu bütünsel fotoğraf üzerinden değerlendiriyoruz.

Eğer biz bir dönüşüm sürecinin başındaysak ve “Bunu evrensel bir dil üzerinden yürüteceğiz ve Türk eğitim sisteminde bir dönüşme, yenilenmeyi orta vadede gerçekleştireceğiz” diyorsak bunun şu andaki uyumuyla ilgili yapılması gereken çok iş var. Benim için aslolan, okullardaki müfredat, okulların birtakım dijital altyapısı vesaire çok önemli ama daha önemlisi öğretmenin yaklaşımı, huzuru, mutluluğu ve niteliği. Eğer biz öğretmen üzerinden bir sistem inşa etmezsek bunların hepsi öğretmenin değer verdiği kadar değerleniyor. O sebeple bu parametreleri tekil olarak değerlendirmemekte yarar var diye düşünüyorum.