Papa ll. Urban, l095 yılının kasım ayında Fransa Clermont'ta kalabalık bir Hristiyan topluluğa şöyle seslenmişti. “Gidin, barbarlarla savaşın, kazanırsanız, Doğu'nun kralları siz olacaksınız. Kaybederseniz İsa ile aynı yerde ölme şerefine kavuşacaksınız! Gidin ve Müslümanların kanlarıyla yıkanın!”

Kalabalıklar dizlerinin üzerine diz çöktüler, istavroz çıkarttılar ve “Dieu livolt” “Tanrı böyle istiyor” diye haykırıp, Kudüs'e yürüdüler.

Frank vakanüvisi Rudolp of Caen şöyle yazıyordu: “Askerlerimiz Suriye'de Ma'arra' da putperest (Müslüman) yetişkinleri yemek kazanlarında kaynar suyla haşladılar, çocukları şişlere geçirerek öldürdüler ve ızgarada pişirerek yediler.”

Haçlı Seferleri, Müslümanlar ile Hristiyanlar arasındaki nefret ve güvensizliği pekiştirdi. Kilise çatışmayı ve nefreti evlere kadar soktu. Haçlı Seferleri iki medeniyetin tarihinde, asla silinemeyecek olan bir dönüm noktasıydı. Batı şiddetli karşılaşmalarda kaybeden taraf olduğu için, daima İslam'ı olumsuz ve korku saçan olarak tasvir etti.
Günümüzde ABD ve Avrupa ülkelerindeki okullarda, Orta Doğu'ya; çöl, deve, göçebe barbarlar, akın yapma, yağmalama, Türklere; Hristiyan soyma, işkence etme, katletme, anlamları yüklenmektedir.

Düşmanlık, Avrupa'nın İslam'la ilişkisinde hakim özelliktir, eğer bir Müslüman, vatanını, dinini veya ulusunu savunursa, bir vatanperver değil, vahşi olarak görülür; eğer cesaret veya kahramanlık gösterirse fanatik, yenilgi esnasında tevekkül gösterecek olursa fatalisttir.
Hristiyanlar, 1453 de İstanbul'un kaptırılmasını asla unutmadılar ve Türkleri hiç affetmediler.
Vasco da Gama'nın Hint yolunu keşfi, Hristiyanların “İslam” a ilgilerini. artırdı. 1632 de Cambridge ve Oxford'da Arapça enstitüleri kuruldu. Arapça öğrenen birçok Hristiyan İslam ülkelerine seyahatler düzenlediler. Bu “Seyyah” lar Hristiyan casuslarıydılar.

18-19. asırlardan itibaren Hristiyan seyyahlar, oryantalistler ve misyonerler İslam coğrafyasına yöneldiler.
Fransız Katolik Enstitüsü üyesi oryantalist Baron Carra De Vaux 1890 larda Fransız yönetimine sunduğu bir pakette “etnik ve politik bölünmeleri kullanmak suretiyle İslam Dünyası'nı parçalamayı ve manevi birliklerini kırmayı” öneriyordu.
Oryantalism İslam'ın tahribine yönelik önemli bir araçtı. Ana görevi, Müslüman beldelerin sömürgeleştirilmesine engel olan

“İslam'ın pençelerini” sökmekti.
Oryantalist Henry Corbin mezhepçilik ve fırkacılık ateşini yaktı. Arap-İran bölünmesini körüklemek için “İran İslamı” nı icat etti. Bu icat, Laik Şah, Rıza Pehlevi' nin elini güçlendirdi.

Oryantalizm, İslam'a “Batılılaşmış” bir yorum getirdi. İslam'ı içten içe kemirerek cihad, ümmet, tevhid gibi İslami kavramların içlerini boşalttı. Batı üniversitelerindeki İslami Araştırmalar Kürsüleri bir “Paralel İslam-Light İslam” meydana getirdiler.
Oryantalistler, İslam sosyal düzenini sekülerleştirmek için İslam Hukuku'nun, Batılı Hukuk'la yer değiştirmesi konusunda özel çaba harcadılar.
Sekülerizm, İslam'ı, hayattan gönüllere sürgün etmekti. Gönüllere çekilmiş İslam'ın, sömürgecilerle bir sorunu olmuyordu.

Din, Allah ile kul arasındaydı, dine hayatta yer yoktu.
Müslümanlar ne kadar seküler hale gelirlerse, Batı çıkarlarını o kadar az tehdit ederler, dolayısıyla da “medenileşmiş” kabul edilirler. Müslümanlar ne kadar dinle ilgili hale gelirlerse Batı'nın politik ve ekonomik çıkarlarına tehdit olur, “barbar”,”fundamentalist”, “fanatik” olarak damgalanırlar.
Batılılar, Müslümanlara dini siyasetten ayırmayı öğütlerken, Türkiye, nin, AB'ye alınmaması gibi, realitede dini saiklerle siyaset yapmaktaydılar.

Oryantalizm' in , “İslam” yorumu tasarlanmış bir sömürgeci stratejisiydi.
Sömürgeciler ve oryantalistler demokrasi, ulusalcılık, politik partiler ve seçimler gibi Batılı ideolojik kavramlardan oluşan seküler modelleri, politik sistemlerinin yerine geçirmek suretiyle Müslüman toplumların yapısını değiştirdiler. Kendi seküler kanunlarıyla birlikte İslam Hukukunun yerini alan bir hukuk sistemi de getirdiler.
Oryantalistler, hakkında şüpheler yaratmak suretiyle, İslam'ı, içerden kemirdiler.

Kaynak:Milat

Yazar:Cenap Şirin