Eğer Islâm`ı tek kelime ile anlatmamız istense, "Namaz" diyebiliriz. Bu yüzden Allah Rasülü namazı, "dinin orta direği" diye nitelemiştir.

Dünyada en üst makamdan en aşağı görülenine kadar herkesi aynı safta toplayıp, Allah`ın karşısında hepsinin insan olarak eşit olduklarını namaz kadar vurgulayan bir başka eylem yoktur.

İnsanın bedeninin gıdaya ve çeşitli vitaminlere ihtiyacı olduğu gibi, ruhunun da gıdaya ve vitaminlere ihtiyacı vardır. Ruhun temel gıdası namazdır. Ve insanın bedeni çeşitli kirlerle kirlendigi gibi ruhu da kirlenir. Namaz bu her iki kiri de temizler.

Bu yüzden Allah, kurtuluşa erecekler içerisinde öncelikle namazlarını "huşû" içinde kılanları sayar. ("Mû`minler elbette kurtulacaktır: Onlar ki, namazlarında huşuludurlar, boş şeylerden yüzçevirirler, zekâtlarını verirler, ırzlarını korurlar..:` K. Müminûn (23) 1-9.)

Bu yüzden Allah (c.c.) "Beni anmak için namaz kıl." (Tâ-hâ (20) 14.) buyurur. Demek ki namaz Allah`ı anmak yani zikretmek ve hatırlamak için kılınır.

Bu yüzden Allah (c.c.): "dosdoğru kılınan namaz insanları her kötülükten alıkoyar." (Akebût (29) 45.) buyurur. Bunu herkes, kırk gün değil, sadece bir hafta, hattâ bir gün huşû`lu namaz kılmakla açık seçik görür. Ama olabildiğince düşünerek, olabildiğince kontaktta.

Bu yüzden Allah Rasûlü dünya meşgaleleriyle yorulduğu ve sıkıldığızamanlarda: "Ey Bilal, kalk da bizi ferahlat!" (Ebû Dâvûd, edep 78; Müsned V/364, 371.) yani, ezan oku da namaz kılalım, buyururlardı.

Cevat Akşit Hoca'dan dersler

Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa: Bulunduğunuz yerde uyku basmışsa, hatırınıza malayani şeyler gelmişse, sabah namazında uyuya kalmışsanız olduğunuz yerden ayrılın buyuruyor. İslam orduları Tebuk Seferi nden dönerken Peygamber Efendimiz, nöbetçi dikmiştir. Bu nöbetçiler bölgenin sakinliğinden ve savaşın yorgunluğundan dolayı uyuya kalmışlar. Tebuk, Rasulullah ın son büyük seferidir.

Bizans a karşı 30 bin askerle yapılmıştır. Büyük savaşın ardından Bilal-i Habeşi Hazretleri nöbetçi olmayı istemiştir. Fakat 30 bin uyuyan askerin çevresinde dolaşan Bilal-i Habeşi hazretleri de uyuyakalmıştır. Ertesi sabah güneşin sıcaklığıyla uyanan İslam ordusu sabah namazını kaçırmıştır. Peygamber Efendimiz, Ne oldu Bilal diyerek Hz. Bilal e neden uyandırmadığını sormuş, Bilal-i Habeşi Hazretleri de, Ya Resullallah size olan bize de oldu buyurmuştur. Tabi, İslam akaidine göre Peygamberler günah işlemezler ama Hz. Allah, burada Müslümanlara böyle bir durumda ne yapılması gerektiğini öğretiyor. Yoksa Hz. Peygamberin kalbi hiç uyumamıştır.

Bilal-i Habeşi Hazretleri nin sözünden sonra ise Peygamber Efendimiz hiçbir şey dememiştir. Olayın ardından Resulullah orduyu oradan çıkarmıştır. Güneş doğduktan 40-45 dk. sonra namaz kılınmıştır. Fıkhen güneşin doğduğu esnada namaz kılınmaz. Çünkü o vakitte putperestler ibadet ederler. Onlara benzememek için o vakitte, yani kerahat vaktinde namaz kılınmaz. Günde 3 tane kerahat vakti vardır. Bir sabah güneş doğduktan sonra 45 dakika geçene kadar, bir öğle namazına 45 dk. kala, birde güneş batmadan 45 dk. önce namaz kılınmaz. Bu yüzden güneşin doğuşundan sonra bir mızrak boyunun geçmesi beklenilmiştir. Peygamber Efendimiz, namazı kaza edeceğinde ezan okutmuş, sünneti ile beraber cemaatle namazı eda etmiştir.

Biz kaçırdığımız namazı nasıl kılacağımızı bu vesile ile öğreniyoruz. Ayrıca namazın kaçırıldığı yer için, Peygamber Efendimiz, size gaflet gelen yerden ayrılınız buyurmuştur. Tebuk Seferi dönüşünde de Hazreti Peygamber bu sözünü fiili olarak göstermiştir. 

AZGIN YAHUDİLERİN SONU
Tebuk Seferi ile ilgili okuduğumuz hadis-te gaflet olan yerden ayrılın buyuruluyor. Biliyorsunuz, Ürdün ile Filistin arasında Lut Gölü var. Orası bir milletin yere battığı lanetli bir yerdir. Bu mekân gibi lanetli yerlerde durmak da iyi değildir. Peygamber Efendimiz Tebuk Seferi ne giderken Şuayb Aleyhisselam ın devesini görmüştür. Şuayb Aleyhisselam bildiğiniz üzere sapık, Yahudi bir kavme gönderilmiş ve onları hidayete davet etmiştir. Onlar da Suayb Peygambere şu kayadan bir deve çıkarda dediğini tutalım demişler. Allah ın yardımı ve izni ile kayadan bir yavru deve çıkmıştır. Aynı kavim için Allah-u Teâlâ su bahşetmiş, o sudan bir hafta devenin bir hafta da azgın Yahudi kavminin içmesi emredilmiştir. Su, topraklara çok bereket getirmiştir. Yahudiler parayı severeler, bu onların kanlarında vardır. Bir hafta boyunca devenin su içmesinden rahatsız olmuşlar. Zaten mucize deve olduğu için bir hafta su içmektedir. Yahudiler, Şu deveyi öldürelim bütün suyu biz kullanalım demişler. Deveyi para hırsıyla öldürmüşler. Olayın ardından Şuayb Aleyhisselam onlara anlaşmayı bozduklarını ve Allah ın gazabına uğrayacaklarını söylemiştir. Allah da rahmetini onlardan kesmiş ve o azgın Yahudi kavmini saklandıkları mağralarda gazaba uğratmıştır. Bu anlattıklarım Allah ın Kur an daki beyanlarıdır. İşte Peygamber Efendimiz oradan geçerken ordunun o bölgede durmamasını söylemiştir. Müslüman bu hadisten öğütle lanetli bir yer gördüğü zaman ibret almalı ama orada fazla durmamalıdır.


KIYAMETE KADAR LANET YAĞAR
Namaza kalkmamak gaflet alametidir. Gaflete düşülen yerlerde durulmaz. lanet edilen yerde durulmaz. Böyle yerlerden Anadolu da da çok sayıda mevcuttur. Mesela Denizli de Pamukkale vardır. Dünyaca meşhur bir yer. Orada yaşayan insanlar iyi insanlar değil. Şimdi ki halk değil, bölgenin eski halkından bahsediyorum. Pamukkale ye lanet yağdıran halk, azmış ve haddi aşmış bir kavimden oluşuyordu. Bizim ecdadımızdan Allah razı olsun ki, Anadolu yu feth eylediğinde bu lanetli bölgeleri şehir merkezinin dışında tutmuş. Şehirleri eski lanetli yerlerden uzak alanlara kurmuşlar. Şimdi ise o bölgelere tarihi diyerek, manzarası güzel diyerek bir sürü otel yapıyorlar. Haberleri yok onlarında üzerine lanet yağıyor. Bir yere lanet yağmaya başladığı zaman bu kıyamete kadar devam eder


KEYFİ NAMAZ KAÇIRILMAZ
Namaz dinin direğidir. Namazı keyfi kılmamazlık edemezsiniz. Namazı keyfen kaçıranın, kayıtlara göre 50 bin sene yanacağı ifade edilmiştir. Fakat bahsi geçen vakıa da (Tebuk Seferi Dönüşü) her türlü tedbir alınmıştır. Erken yatılmış, nöbetçi dikilmiş ve sabah namazına niyet edilmiştir. Bu durum istisnadır. Peygamber Efendimiz her zaman gafletten münezzehtir. Fakat yaşanan hadise bir hikmet icabıdır. Dikkat edin, Bilal-i Habeşi Hazretleri bakın nasıl uyuyakalmış: Önce gelen giden kimse yok diyerek dolaşmaktan vazgeçmiş, sonra oturunca da görüyorum diyerek ayakta durmaktan vazgeçmiş, en sonunda ise her taraf düz, uyumadan yatsam da görüyorum diyerek yatmış ve uyuyakalmıştır. Bu günümüzde de başımıza gelebilir. Ama çok nadiren olur. Müslüman namazı kaçırmayı adet haline getirmemelidir. Namazını kaybeden imanını tehlikeye atar. Sınır bellidir, hüküm açıktır. Allah bizleri hiçbir zaman namaz nimetinden mahrum bırakmasın. Âmin.