Çizgi filmler, Çocukların olduğu kadar yetişkinlerinde çok sevdiği birer eğlenme ve gülme programlarıdır. Hemen hemen birçoğumuzun severek izlediği çizgi filmleri vardır. Aradan yılar geçse de hiç unutamadığımız, bizi heyecanlandıran ve devamını seyretmek için 1 haftayı iple çektiğimiz çizgi filmlerimiz?

            Sürekli değişen, gelişen, ilerleyen teknoloji ve zaman içinde tüm film sektöründe olduğu gibi çizgi filmlerde de birçok değişiklik oldu. Nasıl mı? Daha çok cinselliğin ve saldırganlığın ön planda olduğu çizgi filmler ve bilgisayar oyunları Reytingler kırmaya başladı. Yani daha çok albenisi olan ve çocuklarca çok seyredilen filmler haline geldi. Yetişkinleri bir kenara bırakırsak çizgi filmlerle daha çok hasır neşir olan çocuklarımızdır. Özellikle 3-12 yaş arası çocuklar için yemek içmek gibi zevkli bir eğlencedir çizgi film seyretmek? Çizgi filmleri çok iyi takip eden ve araştırma yapan bir eğitimciyim. Yirmiye yakın çizgi filmi ve bilgisayar oyununu tahlil ettim. Yaklaşık 6 aydır bunun üzerine araştırma yaptım ve yapmaya da devam ediyorum. Ve maalesef çizgi filmlerde iki ana temanın hep ön planda olduğunu gördüm.


                                             Birincisi, şiddet ve saldırganlık
                                             İkincisi, gizliden gizleye verilen cinsellik


Bu iki ana tema bize S.Freud?un kuramını hatırlatıyor. Freud?a göre insanoğlunun doğuştan getirdiği iki kuvvetli eğilim vardır. Bunlar: cinsellik ve saldırganlıktır. Film sektörü bu kuramı gerçekten çok iyi biliyor. Bu iki ana etmeni, tüm filmlerde olduğu gibi çizgi filmlere de çok güzel aktarmışlar. Ülkemiz açısından üzücü olan durum ise: Kendi izlediğimiz ya da çocuklarımıza izlettiğimiz dizilerde ve filmlerde, bilinçaltımıza saldırganlık ve cinsellik temalarının kazınmasıdır. Burada esas tehlike ise, bu filmlerle çocukların muhatap olmasıdır. Genç dimağlar, bu tehlikeden ister istemez etkilenmektedirler. Yapılan araştırmalara göre özelikle cinsellikle erken yaşlarda tanışan gençlerin bunalıma girmeleri, çocuk yaşta sayılacak kızların hamile kalması bunlara küçük bir örnektir.
Son olarak Cem Yılmazın dediği gibi eğitim şart. Bu eğitimin en önemli saç ayağı ise aile, okul ve öğretmendir. Bu üç kuruma her zaman çok iş düştüğü unutulmamalıdır. TV programlarındaki filmlere ve bilgisayar oyunlarındaki çizgi filmlere dikkat edilmeli ve şecici davranılmalı… Evet, biliyoruz ki, içinde yaşadığımız yüzyılda teknolojiden kaçış ya da teknolojiye sırt çeviriş olamaz. Gerçeğin ve hayalin ne olduğu, çocuklara yaşlarına uygun olarak anlatılmalı, üzerlerinde otokontrolü iyi kurmalıyız. Çocuklarımıza, saatlerce izledikleri bir çizgi filmin veremeyeceği bir haz olan? SEVGİ? Mucizesini, ancak bizler verebiliriz.

çizgi filmler ile ilgili görsel sonucu

HER ÇİZGİ FİLM O KADAR DA MASUM DEĞİL

• Çizgi filmler, çocukların bilinçaltına olumlu-olumsuz tesir ediyor. Bu konuda çizgi film ve animasyon filmlerin etki gücü daha fazla diyebilir miyiz? Çizgi filmler ve animasyon filmler çocukların zevkle, eğlenerek, isteyerek izledikleri yapımlardır. Gerek teknolojinin ilerlemesi ve gerekse bu alana yönelik eğitsel ve finansal yatırımların artması sonucunda Türk yapımı çizgi film ve animasyon filmlerde ciddi bir artış görülmektedir. Bu artış olumlu bir gelişmedir. Çünkü artık çocuklarımız kendi kültürel değerlerimizi yansıtan yapımları izleyebilmektedirler. Dediğiniz gibi çocukların bilinçaltına ve bilinçlenme süreçlerine çizgi film ve animasyonların elbette katkısı vardır. Bu durumda katkının olumlu olması için bizim de sahada söz sahibi olmamız gerekmektedir.

*Yıllarca yabancı yapım çizgi filmleri seyrettik ve çocuklarımıza da seyrettirdik. Dolayısıyla bugün bazı ebeveynler: “Biz de onlarla büyüdük. Onları izledik de kötü insan mı olduk?” diyorlar. Bu konuda ne dersiniz hocam? Sonuçlarına yönelik yapılan bilimsel bir çalışma yok evet. Çünkü direk bu konuya yönelik bir çalışma yapmak mümkün değil. Böyle bir ispatı geçmişe dönük olarak yapamayız. Ama bugünün çocukları mercek altına alındığında geleceğe yönelik olarak yapmak mümkün ve zaten yapılan/yapılmakta olan çalışmalar var.

Diğer taraftan böyle söyleyen ebeveynleri de bir ele almak gerekli. Çünkü her çocuk aynı şartlarda büyümüyor. Bilinçli bir anne babanın elinde büyüyen bir çocuk, maruz kaldığı olumsuz bilinçaltı mesajlara rağmen anne ve babasının olumlu örnek teşkil etmesiyle doğru mesajı alabilir ve yanlışı geri gönderebilir. Ama çocuk olumlu örneği aileden görmezse, çevresinden görmezse, okulda öğretmeninden, arkadaşlarından, komşularından görmezse doğruyu ve yanlışı nasıl ayırt edebilir? Öyleyse -çoğu evde televizyonun sabah kalkınca açılan ve ancak gece yatarken kapatılan bir alet olduğu düşünülürse- topluma zarar verici, toplumu ayırıcı, bölücü, tehdit edici, yıpratıcı yayınlarla değil; topluma fayda sağlayıcı, milli manevi birlikteliği arttırıcı, kültürel zenginliğimizi yansıtıcı, eğitici alt mesajlarla donatılmış yayınlar ve programlarla donatılması gerekmektedir.

*Bu arada artık TV’lerde çocuklara dönük programlar ve çizgi filmlerin sayısı da giderek artıyor değil mi? 1976 yılında çocuk programlarının televizyon yayını içindeki oranı yüzde 8,6 iken (Güler, 1991: 167) bugün sürekli yayın yapan tematik çocuk kanalları (İlhan ve Çetinkaya, 2013: 317) ile bu oran yüzde 100’e yükselmiştir. Çocukların televizyon izleme süresinin artışı da bu durumla orantılı olarak değişmektedir. Çocuklar eskisine oranla televizyon karşısında daha çok zaman geçirmektedir. Özellikle imkânların yetersiz oluşu şehir hayatında park ve bahçelerde oyun oynayarak vakit geçiren çocuk sayısını günden güne azaltmaktadır. Bilgisayar, tablet, cep telefonu gibi çocukların rahatlıkla ulaşabildiği diğer teknolojik unsurlar, evinin önünde oyun oynayarak akşamı eden çocuk profilini değiştirmiştir.

ÇİZGİ FİLMLERİ ÖNCE PEDOG VE PSİKOLOGLAR İZLİYOR

• Kendi yaptığım bir araştırmaya göre Japonya'da ve İngiltere'de hazırlanan çizgi filmlerin TV'de yayınlanmadan önce pedagog ve psikologlar tarafından ön izlenmesi yapılıyor ve ondan sonra yayına veriliyor. Sizce bu uygulama Türkiye'de uygulanabilir mi? Ya da bu konudaki görüşünüz nedir? Bu uygulamanın bazı çocuk kanallarında yapıldığını biliyorum. Bu hiç zor bir şey değil aslında. Bunu bütün televizyon kanalları yapmalı. Konumuz çocuk olunca bu zaten bir zorunluluk ve sorumluluktur. Kendim bizzat bir çocuk kanalında metin incelemesi yapmıştım. Oradaki uygulama şöyleydi: özellikle yabancı yapım çizgi filmler Türkçeye çevrildikten sonra eş zamanlı olarak pedagoglara ve dil yönünden incelenmek üzere Türk dili uzmanlarına yönlendiriliyordu. Bizzat bana gelen senaryolarda benden önce incelenmiş ise, inceleyen pedagogun yorumlarını görebiliyordum. Düzeltmeler çok yapıcı ve katkı sağlayıcı oluyordu. Kendi kültürümüze yabancı söylemler düzeltiliyor yahut olumsuz bir örnek teşkil ediyorsa direk senaryodan çıkarılıyor ve o sahne kesiliyordu. Kanalın editörlerine bu konuyu sorduğumda çizgi film üzerinde değişiklik yapabilme hakları olduğunu ve ancak bu koşulla çizgi filmi yabancı animasyon şirketinden satın aldıklarını söylemişlerdi.

Bu durum mutluluk verici bir gelişmeydi. Fakat görülen bir gerçek ki Türkiye’de yayın yapan pek çok çocuk kanalı bu sorumluluğu yerine getirmemektedir. Bu konuda da yine ebeveynlere iş düşüyor. Çünkü çocuklarına neyi izletip neyi izletmemeleri gerektiği konusunda söz sahibi olmalı ve çocuklarını yönlendirmelidirler.

ÇOCUKLARA ZARAR VERİCİ YAYINLAR DA YAPILIYOR

• Anne ve babalar hangi çizgi film olursa olsun bakmıyorlar yeter ki çocuk dalsın veya meşgul olsun bende işimi yapayım anlayışı var, sizce bu konuda "Önce anne-babaları mı eğitmek lazım " ne dersiniz? Kesinlikle öyle. Fakat bir önceki sorunuzda da değindiğim gibi buna mecburlar. Üstelik bu hiç de göründüğü kadar zor bir şey değil. Bugün özellikle bazı çocuk kanalları çocuklara son derece zarar verici yayınlar yapmaktadırlar. Bu konuda yapılmış bir araştırmadan söz etmek istiyorum. Baki (2015: 373-387)’nin Türkiye’de yayın yapan çocuk kanallarına yönelik olarak yaptığı bir araştırma var. Araştırmaya göre: Türkiye’de 18 tematik çocuk kanalı yer almaktadır. Bu kanallar içerisinde 0-3 yaş grubunu ve 14 yaş üstü hedef kitlesi olarak belirleyen her hangi bir Türk kanalı yok. Bununla birlikte Türkiye merkezli 7 kanal var ve bu kanallar ağırlıklı olarak 2008 yılından sonra hızla bir şekilde arttı. Baki, bu tematik kanallarda yer alan çizgi filmlerin yerli ve yabancı yapım olmaları açısından yaptığı analizde; tematik çocuk kanallarında yayınlanan çizgi filmlerin %80.35’inin yabancı yapım olduğunu, %19.64’ünün ise Türk yapımı çizgi filmler olduğunu tespit etmiştir. Bu kanallar içerisinde yerli çizgi filmlere %77.27 oranıyla en fazla TRT Çocuk yer vermektedir. Yabancı çizgi filmlere ise en fazla %15.17 oranıyla Kidz TV’de ve Cartoon Network’te yer verilmiştir. Minika Çocuk ve Minika Go kanallarında ise yerli yapım çizgi filmlere hiç yer verilmemiştir. Araştırmasının devamında tematik çocuk kanallarında yayınlanan çizgi filmlerin karakterlerinin isim yönünden değerlendirmesini de yapmış ve şu sonuca ulaşmıştır:

Tematik çocuk kanallarında yayınlanan yabancı çizgi filmlerde karakterlerin isimlerinin Türkçeye çevrilerek kullanımının en fazla olduğu kanal %42.85 oranıyla TRT Çocuk kanalıyken Yumurcak TV, Kidz TV ve Cartoon Network’te karakterler tümüyle orijinal isimleriyle kullanılmıştır. Kidz TV ve Cartoon Network’te %20.48 oranıyla orijinal isimlerin en fazla kullanıldığı kanallardır. Bununla birlikte bu kanallarda yayınlanan çizgi filmlerin karakterlerinin %92.22’si orijinal ismiyle %7.77’si ise Türkçeleştirilerek kullanılmıştır. Hocam, anne-babalara o zaman daha çok iş düşüyor değil mi? Anne ve babalar bu bilimsel yayınlardan haberdar olmayabilir ama çocuğu için doğru olanı seçme konusunda profesör olmaya da gerek yok. Sadece biraz sağduyu bu işi çözer diye düşünüyorum. Çocuklarıyla daha çok baş başa vakit geçirmesi sebebiyle özellikle annelerin: “aman ne olacak ki!”, “ay sesi çıkmadan izliyor işte ne güzel, ben de şu yemeği üstüne atayım.”, “bana dokunmasın da iki dakika bir nefes alayım”, “ortalığı karıştırmasından iyidir” gibi söylemlerden uzak durmaları gerekmektedir.

çizgi filmler ile ilgili görsel sonucu

Yapılan araştırmalarda günde 3-4 saat çizgi film izleyen çocuklarda dikkat eksikliği ve davranış sorunlarının ortaya çıktığı gözlenmiş. Çocuklarda bu sürenin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu geliştirmesi riskinin yüzde 30-40 oranında arttığı bulunmuştur. Bu nedenle çocuklar çizgi filmi birgünde en fazla 1 saat onu da ikiyi bölerek izlemelidir

RTÜK ÇİZGİ FİLMLER KONUSUNDA DA DUYARLI OLMALI

• Türkiye'de RTÜK müstehcenlik konusunda ve diğer konularda ciddi uyarı ve çalışmalar yapıyor ama çizgi filmler konusunda ki sizin sunumunuz ve araştırmalarınızı inceledikten sonra daha da anladım ki, bu konuda sanırım bilgi eksikliğimiz var. Çizgi film deyip geçiyoruz? Evet, maalesef öyle oluyor. Çocuk kanallarından söz ettik ama interneti unuttuk. Bu da çok önemli bir husus. Çocuklara yönelik yayın yapan bütün televizyon kanallarının doğru, faydalı ve eğitici yayınlarla dolu olduğunu varsayalım yine de iş bitiyor mu? Bitmiyor. Çünkü çocuklar tablet, cep telefonu ve bilgisayar aracılığıyla eriştiği çevrimiçi yayınlarla aklımızın hayalimizin alamayacağı yayınlara ulaşabiliyor. Bunların bir kısmına bilinçli, bir kısmına ise bilinçsiz bir şekilde ulaşıyor. Kimi rengarenk ilgi çekici reklamlar aracılığıyla tüketiciliği, harcamayı salık veriyor; kimi müstehcenliği alt mesajında sunuyor; kimi agresif ve sinirli tavırlar sergiliyor; kimi de aşırı kendine güvenen ve sadece kendi iyiliğini, menfaatini düşünen bencil bireyler olmayı çocukların beyinlerine fark ettirmeden işliyor. Yani Fahri Bey, düşman bir değil bini geçmiş durumda. Kısaca sözün özü; değerlerimize sahip çıkmaktan ve kültürümüzün kendine has sadeliğine, samimiliğine, birleştiriciliğine sığınmaktan çare yok.

• Sizin özellikle inceleyip de sakıncalı veya olumsuz etki yapar dediğiniz çizgi film veya filmler var mı ülkemizde? Elbette var, olmaz mı? Ama ne kadar bu konuda nesnel olarak cevap vermeye çalışsam da bazı örneklerle öznel hareket edebilirim. O nedenle her anne-baba çocuğunun iyiliğini ister. Herkes bu konuda bir fikir sahibi olsun ve kendi çizgi filmini kendi seçsin derim. Yani çocuğu belli bir yaşa gelip artık doğru ve yanlışa kendisi karar verene kadar anne ve babalar çocukları için faydalı veya zararlı olabileceğini düşündükleri yayınlar konusunda çocuklarını kendileri yönlendirsinler.

• Özellikle TRT de yayınlanan keloğlan çizgi filmi ve yine TRT çocuk da yayınlanan başka çizgi filmler de var tabii, güya Türk kültürünü yansıtıyor ama gerek argo konuşmalar gerekse sihir vb geçmesi TRT de bu konuda sanırım ciddi bir ön değerlendirme yapmıyor,? Bu konuda size tam olarak katılmıyorum çünkü TRT çocuğun, Türk yapımı çizgi film ve animasyon filmlere katkısını azımsamamak gerekli. Argo ifadelerin kullanılmasını elbette tasvip edemem ama ülkenin geneline hitap eden bir çocuk kanalının çocuğun gerçekliğini yansıtması gerektiği unutulmamalı. Çocuklar cam bir fanus içinde yaşamıyorlar. Siz ona bütün kötülüklerden izole edilmiş bir hayat sunmak için kendi hayatınızı hiçe saymış olsanız da o, bir gün büyüyecek ve sizin ona vermeye çalıştıklarınızı elinin tersiyle itecek. Çünkü gerçek cam bir fanus içinde yaşayamaz. Bugün eğer güzeli ve çirkini yan yana görmeseydik güzel ve çirkin terimlerinden bihaber olurduk. Sadece güzeli tanıyor olsaydık güzelin kıymetini bilmez, sadece çirkini tanıyor olsaydık çirkine hak etmediği bir mevki atfedebilirdik.

çizgi filmler ile ilgili görsel sonucu

• Son olarak bu konuda akademik olarak yapılmış bir çalışma sizin çalışmanızdan farklı olarak sanırım yok değil mi, eğitim fakültelerinin de bu konuya eğilmeleri sizce elzemdir diyebilir miyiz? Bu konuda yapılan çalışmalar sadece benim çalışmalarım değil elbette. Çocuk Vakfı’nın kurucusu ve başkanı olan değerli büyüğümüz, sevgili hocamız Mustafa Ruhi Şirin yıllar önce bu konuların altını çizmiş, “çocuk ve medya” üzerinde yazılar yazmış, kitaplar neşretmiş, bilimsel toplantılar düzenlemiştir. Yine ondan başka akademik olarak yapılan çalışmalar ve yayınlanan bilimsel makaleler mevcuttur. Fakat ne yazık ki sayılabilecek, son yıllarda sayısı hızla artan pek çok araştırma ve yayına rağmen değişim ve bilinçlenme orantılı değildir. Eğitim fakültelerinde çocuk ve medya üzerine daha çok çalışma yapılması elzemdir. Bir diğer husus da ilköğretim okullarında “medya okuryazarlığı adı altında verilen dersin ciddiyetinin kavranması gerekliliğidir.

Çünkü konuştuğum pek çok öğretmen, stajyer öğretmen, üniversite öğrencisi ve ilköğretim öğrencisinden aldığım bilgiye göre bu derslere giren öğretmenlerin pek çoğu -elbette hepsini aynı kategoriye koymak doğru değil- ders hakkında ufak bir bilgiye dahi sahip değil. O nedenle de derslerin bir kısmının test çözerek veya derse giren öğretmenin branşına göre anlattıklarıyla geçtiğini söylemektedirler.