Cuma namazı Müslümanlar açısından çok önemli bir ibadettir. Onun bu denli önemli olması haftada bir kez cemaatle kılınmak zorunda oluşunun yanı sıra başka bir takım sebeplerden kaynaklanmaktadır. Nitekim Cuma namazının toplumsal bir yönünün bulunduğunu görmekteyiz. Bu sebeple ilim ehli mezhep âlimleri üzerinde hassasiyetle durulmuşlardır.

Cuma namazı fıkıh yani ilmihal alanında öteden beri bir takım ihtilaflara konu olmuş bir ibadettir. Önemine binaen özel şartlarının bulunmasını gerektirmesi onu diğer namazlardan ayıran başlıca özellik olmuştur. Bundan dolayı bu namazın usulüne uygun ve sahih bir şekilde yerine getirilmesi konusunda âlimlerin büyük bir duyarlılık gösterdikleri görülür.

 

Cuma namazı 10 rekat ile ilgili görsel sonucu


Cuma namazının farziyetine ilişkin iki tür şarttan söz edilir. Birincisi; Cuma namazının Müslümanlar üzerine farz ola bilmesi için, bir başka deyişle bir kimsenin Cuma namazı kılmakla yükümlü tutulabilmesi için gerekli olan şartlar ki bunlara fakihler, "vucub şartları" demektedirler. İkincisi de kılınacak Cuma namazının sahih ve geçerli olabilmesi için öngörülen şartlardır ki buna da fakihler "sıhhatinin" veya "edasının şartları" demektedirler. Vucub şartları bir tarafa bırakılacak olursa, Cuma namazının sahih ve geçerli olması için öngörülen şartlar konusundaki kimi yaklaşım farklılıklar sebebiyle Cuma namazına ilişkin tartışmalar öteden beri hep güncelliğini korumuştur.

Bu tartışmaların en çok dikkat çeken konusu, bir şehirde Cuma namazının birden fazla yerde kılınıp kılınamaması meselesidir. Buna bağlı olarak Cuma namazından sonra zuhri ahir namazı kımak gerekir mi gerekme mi? Sizler için işin ehli olan ehli Sünnet hocalarımızın bazılarının bu konuda ki görüşleri derledik.

 

 

Bu konudaki görüşler nedir?

 


İFAM kurucusu İhsan Şenoacak


Zuhri ahir ile alakalı öncelikle şunu söyleyeyim, Cuma namazı bit cemiyet yani toplum namazıdır. İslam ümmetinin bütün fertleri toplanırlar bir araya gelirler, aynı safta, aynı mekânda durumlarını toplu halde cenabı Allah’a arz ederler. Efendimiz (s.a.s.) Cuma namazını bu şekilde kıldırırdı. Kuba başta olmak üzere, Medine’nin köyleri, kenar mahalleleri ve dış mahallelerinde ikamet eden Sahabeyi kiram efendilerimiz, bulundukları yerlerden kalkar Medine’ye gelirlerdi. Efendimizle (s.a.s.) birlikte Cuma namazını kılarlardı.

Buradan, Cuma namazının bir şehirde tek bir merkezde kılındığını anlıyoruz. Ancak sonradan şehirlerin büyümesiyle bütün Müslümanları bir camide toplamak mümkün olmuyor. Açık bir alanda kılınmaz mı derseniz oda olmaz, çünkü Medine’de, Mekke’de olabilir ancak Anadolu veya Horasan gibi yağmurun çok yağdığı yerlerde Müslümanları açık alanda Cuma namazı kılmaz üzere toplayamaz, bir araya getirmezsiniz. Zamanla Cuma namazı, bir camide değil birkaç camide kılınmaya başlıyor.

 

Durumun fıkhi boyutunu yakından takip eden Fakihler, konuyu ele alıyorlar. Bir taraftan sahabeler, mesafe olarak kilometrelerce uzak olmalarına rağmen Cuma namazı için Medine’ye geliyorlar. Efendimiz, birkaç camide Cuma namazının kılınmasına müsaade etmemiştir. Bu durum bizlere, Müslümanların neye üzüleceğini neye sevineceklerini; ne kazandıkları veya neyi kaybettiklerinin gözler önüne serilmesi açısından şehir halkının haftalık olarak Cuma namazında tek bir noktada toplanması gerektiğini göstermektedir. Hutbelerde ümmetin gündemiyle alakalı olacak, hocalarımız, imamlarımız gündem konusuyla ilgili cemaati bilgilendirecekleler.

İbn-i Kemal veya diğer ismiyle Kemalpaşazâde Cuma namazıyla alakalı yazdığı risalesinde şöyle buyurmaktadır: Eğer Müslümanları tek bir camide toplayamıyorsanız, bir şehri; batı yaka, doğu yaka ve orta tarafı olmak üzere üçe bölün. Böylece her bir bölümde ayrı ayrı Cuma namazı kılınabilir. Ancak İstanbul gibi bir yerde değil üç cami 300 camide bile Müslümanları bir araya getirmezsiniz. Bu durumu göz önünde bulunduran alimler kendi aralarında ihtilafa düştüler.

Şafii alimlere göre, ”Cuma namazı, birinci cami dolduktan sonra ikinci bir yerde kılınırsa caizdir, öğle namazı kılmaya gerek yoktur. İkinci camide dolar üçüncü bir yerde Cuma namazı kılınırsa o zamanda durum aynıdır. Ama cami dolmadan başka bir camide Cuma namazı kılınırsa, hangi camide namazına ilk önce başlandıysa sadece o cami imamı ve cemaatinin namazı sahih olur. Ama eğer hangi camide önce namaza başlandığı bilinmiyorsa, Cuma namazından öğlen farzı kılınır”. Bu yüzden Şafiiler Cuma namazından sonra öğlen farzını kılıyorlar.

Hanefi fıkıh alimleri gelince, ilk dönemlerde yazılan kitaplarda bu konuyla ilgili bir beyan yoktur. Sonraki dönemlere bakılınca Hanefi âlimlerinin mezhep görüşü, zurhi ahir’in (üzerimzide ki en son öğlen namazı) kılınmaması yönündedir. Ama sonradan kılınır şeklinde bir görüş çıkmıştır. Ali el-Kari, Fethu babi'l-inaye isimli kitabında konıyla alakalı, “(Eğer Cuma namazının sıhhatine engel olacak bir durum varsa, Cumanın tek bir camide kılınamaması gibi) O zaman önce Cuma namazı kılınır sonra ‘üzerimdeki en son öğlen namazı’ şeklinde niyet getirilir, ve son öğlen namazı kılınır. Eğer Cuma namazı kabul olduysa kılınan zuhri ahir namazı, kişinin daha önce kılamadığı en son ki öğlen kazası namazı yerine geçer. Ancak öğlen namazı kazası yoksa kılınan zuhri ahir namazı nafile ibadet

 



İslam Üniversitesi öğretim üyesi Şerafettin Kalay


Zuhri ahir kelimesinin manası; Son öğlen namazı demektir. Esasında Cuma namazı; dört rekât Cumanın ilk sünneti, iki rekat Cuma farzı, dört rekat Cumanın son sünneti olmak üzere toplamda on rekâttır. Ancak Peygamber Efendimiz (s.a.s.) devrinde daima bir beldede hep bir Cuma kılınmıştır. Yani Medine halkı sadece Mescidi Nebi’de bir araya gelir ve Cumayı kılardı. Cuma namazı, farklı yerlerde kılınmazdı.


Şehirlerin büyümesiyle beraber, bir beldede birden fazla yerde Cuma namazı kılınır mı sorusu gündeme gelmeye başlandı. Bir kısım ilim ehli alimler, beldede yeteri kadar kalabalık varsa Cuma şartları tutuyorsa orada Cuma namazı birden fazla yerde kılınır demiştir. Bir kısım alim ise hayır, Efendimiz ’den bugüne kadar kılınmadı, bu yüzden bir şehirde Cuma namazı birkaç yerde kılınmaz demiştir.

 

 

Soru: "Cuma namazı 2 rekat farz ve 4 rekat sünnet olduğu halde, neden öğlenin sünnetleri ve zühr-ü ahîr namazı kılınıyor?


Yalova Üniversitesi öğretim üyesi Ebubekir Sifil

Her bir mezhep, Efendimiz (s.a.s.) ve sahabeyi kiram dönemindeki uygulamalara, bakmışlar ve buradan kendilerine göre çıkarsamalar yapmışlar. Birisi Cuma namazı için cemaatin 40 kişi olması gerektiğini diğer birisi ise 3 kişi olması yeterli demiştir mesela. Farklı uygularmaları esas alarak farklı sonuçlar çıkarmışlar. Zuhri ahir namazının kılınıp kılınmaması, Cuma namazının sıhhat ve eda şartlarındaki ihtilaflardan kaynaklanan bir durumdur. İhtiyatlı olmak isteyen, şüpheden kaçmak isteyen kimse zuhri ahir namazını kılar. Buluğ çağına ulaştıktan sonra namazını hiç kazaya bırakmayan varsa, zuhri ahiri kılmamasına saygı duyarım. Ama hepimiziz kaza borcu vardır. Dolayısıyla ulama, öteden veri ihtiyata muvafık olduğu için zuhri ahiri kılmayı tavsiye etmişlerdir.


Sonuç olarak, bir şehirde birkaç yerde Cuma namazı kılıryor ve oralarda zuhri ahir namazıda kılınıyorsa, kılan kardeşlerimize neden böyle bir namaz kılıyorsun demek doğru değildir. Kılmayan kardeşlerimize de, mutlaka bu namazı kılacaksın diyerek baskı yapmakta doğru değildir.

cevat akşit ile ilgili görsel sonucu

 

cuma namazından sonra kılınan âhir zuhur ile iki rekât sabah namazı kazası konusunda karışık yorumlar yapılmakta, bu yorumlar da şaşırmalara sebep olmaktadır.

Bunu önlemek için cuma namazını kısa da olsa şöyle bir gözden geçirmeye ihtiyaç var anlaşılan... Zannederim bu kısa tarif, konuyu aydınlatacak, cumadan sonra kılınan fazla namazlarda şaşırmaya hiç de gerek olmadığı anlaşılacaktır. Önce cuma namazını baştan sona şöyle bir gözden geçirelim isterseniz...

- İlk olarak cuma namazının başında dört rekât sünnet kılıyoruz değil mi?.. Buna, cumanın ilk sünneti, diyoruz.

- Bundan sonra imam efendi hutbeye çıkıyor, gereken konuşmasını yaptıktan sonra inerek mihraba geçiyor, birlikte cumanın farzını kılıyoruz. Buna da, cumanın iki rekât farzı diyoruz...

- Bundan sonra ise dört rekât sünnet daha kılıyoruz. Buna da cumanın son sünneti diyoruz... Böylece ne yapmış oluyoruz?

- Başta dört rekât cumanın ilk sünneti, ortasında iki rekât cumanın farzı, sonunda da yine dört rekât cumanın son sünnetini kılıyor, cuma namazını sünnetleriyle birlikte kılmış oluyor, vaktin ibadetini sünnetleriyle birlikte eda etmiş olmanın huzurunu duyuyoruz, değil mi?

Bundan sonra ise, isteyenler çıkıp gidebiliyorlar. İstemeyenler de kalıp geçmişte kılamadıkları bir öğle namazı (zuhr-u âhir) ile bir sabah namazı kazası kılıyorlar.

Nasıl bir niyetle kılıyorlar bu namazları, bir de ona bakalım isterseniz:

Herkesin ifadeleri farklı olsa da aşağı yukarı niyetlerini şöyle yapıyorlar:

- Niyet ettim vaktinde kılamadığım en son öğle namazının (zuhr-u âhirin) farzını kılmaya. Bundan sonra iki rekât da sabah namazı kaza etmeye niyet ediyorsa buna da:

- Niyet ettim vaktinde kılamadığım en son sabah namazının farzını kılmaya, diyerek, iki tane de kaza namazı kılmış olmanın huzurunu duyuyorlar.

Ancak cumadan sonra kılınan bu ilave namazların karışıklığa sebep olduğunu söyleyenler de diyorlar ki:

- İşin başında cuma namazından sonra kılınan böyle bir ilave namaz yoktu. Öyle ise şimdi de olmamalıdır. Cumadan sonra fazladan kılınan bu namazlar, cumanın sahih olmadığı yolunda bir şüphe meydana getiriyor! Ayrıca cuma namazını uzunmuş gibi gösterdiğinden cumadan tümüyle vazgeçmelere de sebep olabiliyor...

Bu görüşü yerinde bulanlar, cumadan sonra çıkıp gidiyorlar, kimse onlara “Neden âhir zuhurla iki rekât sabah namazı kazası kılmadan gidiyorsunuz?” demiyor. Dememeliler de. Onlar da kaza kılanlara, “Neden ilave olarak kaza namazı kılıyorsunuz?” dememeliler. Çünkü namazı terk ettirmek bir başarı değildir. Ama namazı kıldırmak bir başarıdır.

Burada akla gelen endişe, Rabb’imizin bize "Cuma namazından sonra neden fazladan namaz kıldınız?" diye sorması endişesidir. Bu sorunun muhatabı olmayı göze almak mümkündür. Ama "Neden öğle, sabah namazı borcuyla huzuruma geldiniz?" sorusunu muhatabı olmayı göze almak kolay değildir...

Burada şunu bir daha tekrar etmiş olayım: Bir kafa karıştıran da ben olmak istemem. İsteyen cumadan sonra çıkıp gider, istemeyen de kalıp kaza namazı kılar.

Zaten, Şafiilerin kılma titizliğine mukabil, Hanefilerde dileyenler kılıyorlar. Bu yüzden de ibadet hayatımızdaki uygulamalarda bir sıkıntı söz konusu olmuyor.

 

bayanlar cuma namazı kılmalı mı ile ilgili görsel sonucu

 

Cuma namazı; namaz, oruç, hac, zekât kelimeleri gibi, fıkıh usulü açısından "kapalı anlatım (mücmel)" özelliği olan bir terimdir. Bu yüzden onun kılınış şekil ve şartları âyet, hadis ve sahabe açıklamalarına ihtiyaç gösterir. Çünkü Allah elçisi, "Namazı benim kıldığım gibi kılınız." (buhari, Ezan, 18; Edeb, 27) buyurmuştur.

Câbir b. Abdullah'ın naklettiği bir hadiste şartlar şöyle belirlenmişti:

"Allah'a ve âhiret gününe inananlara cuma namazı farzdır. Ancak yolcu, köle, çocuk, kadın ve hastalar bundan müstesnadır." (Ebû Dâvud, I, 644, H. No: 1067; Dârakutnî, II, 3; Bağavî, Şerhu's-Sünne, I, 225)

Bu istisnaların dışında kalan her Müslüman erkek bu namazla yükümlü demektir.
Buna göre Cuma namazının şartları şöyledir:

A) Erkek olmak: Cuma namazı kadınlara farz değildir. Ancak namazı cemaatle kılarlarsa bu yeterli olup, öğle namazını kılmaları gerekmez. (es-Serahsî, II, 22, 23; İbn Abidin, Reddü'l-Muhtâr, I, 591, 851-852).

B) Hür olmak: Hürriyetten yoksun bulunan esir ve kölelerle, ceza evindeki hükümlülere, cuma günü öğle namazını kılmaları yeterlidir. Cuma namazı farz değildir. Ancak anlaşmalı (mükâteb) kölelerle, kısmen azad edilmiş kölelere farzdır. Kendisine cuma namazı farz olmayan köle, esir veya mahkumlar, her ne sûretle olursa olsun, cumayı kılmış olsalar, sahih olur.

C) Mukîm olmak: Yolcuya cuma namazı farz değildir. Çünkü o, yolda ve gittiği yerlerde genel olarak güçlüklerle karşılaşır. Eşyasını koyacak yer bulamaz veya yol arkadaşlarını kaybedebilir. Bu sebeple ona bazı kolaylıklar getirilmiştir.

D) Hasta olmamak veya bazı özürler bulunmamak: Namaza gidince hastalığının artmasından veya uzamasından korkan kimselere cuma farz olmaz. Yine, hasta bakıcı, aciz ihtiyar, gözü görmeyen, ayaksız, kötürüm ve Müslümanlar cumayı kılarken onların güvenliğini sağlamakla görevli olan emniyet nöbetçisi gibi özrü bulunanlar, vakit bulunca öğle namazı kılmakla yetinirler. Ancak bu kimseler cemaatle cuma namazına katılırlarsa yeterli olur. (es-Serahsî, II, 22, 23; İbnü'l-Humam, Fethu'l-Kadir, I, 417)

Ayrıca, düşman korkusu, şiddetli yağmur ve çamur, ağır bir hastaya bakma gibi özürler de cuma namazını kılmamayı mübah kılan özürlerdir. Körün, elinden tutup camiye götürecek kimsesi olursa, cumayı kılması İmam Ebu Yusuf ve Muhammed'e göre farz olur.

Üzerlerine cuma namazı kılması farz olmayan Müslüman kimseler, cumayı kılmaya imkan bularak kılsalar, vaktin farzını eda etmiş olurlar, artık o günün öğle namazını kılmaları gerekmez. Cuma namazı kılmaları farz olmayan kimseler, bulundukları bölgede cuma namazı kılınıyor ise, öğle namazını cemaatle değil, yalnız başlarına kılarlar. Bulundukları bölgede cuma namazı kılınmıyor ise, öğle namazlarını cemaatle kılabilirler.

Vakıa, cuma ve bayram namazları ile yükümlü olmadıkları halde, kadınlar isterlerse bu namazlara katılabilirler. Bu takdirde, kendisine cuma namazı farz olmayan (mesela dinen misafir sayılan) bir kişinin cuma namazını kıldığında o günkü öğle namazını kılmasına gerek olmadığı gibi, cuma namazına katılan kadınların da ayrıca öğle namazını kılmaları gerekmez.

Nitekim günümüzde beş vakit namazda ve özellikle teravihte olduğu gibi, gerek Asr-ı saadette, gerek sonraki dönemlerde kadınlardan çok sayıda cuma ve bayram namazlarına katılanlar olmuştur. Ancak ne Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde ne de müteakip asırlarda beş vakit namazla mükellef kadınların tamamının cuma ve bayram namazlarına katıldığı sabit değildir. Günümüzde de isteyen hanımların cami adabına uyarak camilerin kendilerine ayrılan bölümlerinde, cuma ve bayram namazı kılmalarında hiçbir sakınca yoktur.