Birçok eğitimci tarafından eğitim, “bireyde istendik davranış geliştirme süreci” olarak tanımlanmaktadır. Tanımda geçen  “istendik”  kavramıyla,  programlı bir eğitim anlayışının savunulduğu görülmektedir. 

Zira ilk toplumlarda eğitim dediğimiz süreç, aileler tarafından organize edilirken, toplumsallaşmanın artması ile birlikte aileden bağımsız eğitim kurumları ortaya çıkmıştır. Bu ilk dönem eğitim kurumları incelendiğinde birçok ülkede kız-erkek ayrı eğitimin uygulandığı görülmektedir. 

Fakat sanayi devriminden sonra Batı'da yaşanan değişimlere paralel olarak eğitim sahasında,  gerek ekonomik nedenler ön plana çıkarılarak gerekse ideolojik nedenlerden dolayı kız ve erkeklerin bir arada eğitim görmeleri uygulamasına geçilmiştir.

Önemli düşünür ve bilim adamlarının yetiştiği 19. yüzyılın son dönemlerine kadar dünyanın neredeyse tamamında tek cinsiyetli eğitim modeli uygulanmıştır.  Batı'da karma eğitimin ilk örnekleri Reform hareketlerinden sonra Protestan gruplarında görülmüştür. Uygulamaya ilk olarak 19.  yüzyıldan hemen önce Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) geçilmiş, uygulama 19. yüzyılda yaygınlaşmış, 20. yüzyılda Yahudi ve Katoliklerin itirazlarına rağmen resmi devlet politikası haline gelmiştir. 1972 yılında ise “1972 Eğitim Değişiklikleri (Education Amendments of 1972)'nin IX.  Maddesi ile tek cinsiyetli eğitim yapan okullara devlet tarafından verilen destek son bulmuştur.  Günümüzde ABD'de yapılmakta olan karma eğitim ile ilgili tartışmalar bu madde etrafında  (Title IX of the Education) yürütülmektedir. 1980 ve 2000'li yıllara kadar ABD'de çok sayıda bilimsel araştırma gerçekleştirilmiş, karma eğitimin cinsler arası geçişe (kız veya erkeklerin cinsiyet değiştirmelerine) yol açtığı iddiasına güç kazandıran verilere ulaşılmıştır. Neticede ABD yönetimi, 2002 yılında Title IX of the Education'da esnekliğe gitme gereksinimi duymuş, 2006'da ise devlet tek cinsiyetli eğitim yapan okulları desteklemeyi yeniden kabul etmiştir.

Avrupa'da ise, 19. yüzyıla kadar eğitim tamamen tek cinsiyetli olarak uygulanmıştır. İlk olarak 1872'de “The London School of Economist” üniversite düzeyinde karma eğitime geçmiştir. İngiltere'de Oxford gibi ünlü bir üniversite karma eğitime geçmeyi 1970'li yıllara kadar reddederken diğer Avrupa ülkeleri, üniversitelerde karma eğitime geçmek için 20. yüzyılın başını (1901-1910) beklemişlerdir. Lise ve ortaokullarda ise, kimi Protestan grupları ve Norveç'teki bir uygulama dışında, bütün olarak Batı dünyası, 20. yüzyılda karma eğitime geçmiştir.

Teknolojik olarak önemli ilerlemeler kaydeden Japonya'da II. Dünya Savaşı'na kadar karma eğitim yasak iken Çin'de ancak II.  Dünya Savaşı'ndan sonra karma eğitim yaygınlaşmıştır. Sovyet Rusya ise, 1943'te karma eğitimi yasaklamış ancak 1954 yılında karma eğitime yeniden geri dönmüştür.

19. yüzyılda dünyada görülen ekonomik ve siyasal sistem değişimi, Osmanlı Devleti'ne de yansımıştır. Osmanlı Devleti'nin gerileme ve çöküş dönemleri, beraberinde başta askerî kurumlar olmak üzere devletin tüm kurumlarıyla ilgili bazı tartışmaların yapılmasına zemin hazırlamıştır.  Tanzimat Fermanı ile başlayan “ıslahat”  çalışmaları, eğitim sistemini de etkilemiştir. Eğitim kurumunun ıslahını Osmanlı Devleti için kurtuluş olarak gören devlet adamı ve aydınlar, eğitim sistemi ile alakalı yeniliklere gitmişlerdir. Örneğin II. Abdülhamid zamanında sıbyan mekteplerinin yerini iptidai mektepleri almıştır.

II. Abdülhamid döneminde çıkarılan kanuna göre bir köy veya mektepte 50'den fazla kız öğrenci varsa burada bir kız okulu açılması zorunlu hale getirilmiş, ancak 50 sayısına ulaşamayan bölgelerde kızlarla erkeklerin bir arada okutulmasına karar verilmiştir. Bu kanun maddesi ile beraber iptidai okullarda karma eğitime geçildiğini söylememiz mümkündür. Ayrıca bu dönemde kız çocukların okullaşma oranının artırılması için ciddi çalışmalar yapılmış, kız çocuklarının 7 yaşından 16 yaşına kadar eğitim görmeleri zorunlu hale getirilmiştir.

Bu girişimler neticesinde 1908-1914 yılları arasında açılan resmi iptidai mekteplerin sayısına bakıldığında; 2017 erkek, 286 kız ve 329 karma okulun faaliyette olduğu görülmektedir. 1913-1914 yıllarında ise İstanbul, Edirne, Adana, Ankara ve Bitlis illerinde resmi karma okullar faaliyet yürütmektedir.

II. Meşrutiyet döneminde kadınların okullaşması çabalarına, öğretmen yetiştirme okullarını da eklemek mümkündür. “Darü'l-Muallimat” denilen ve idaresini kadın öğretmenlerin yürüttüğü öğretmen okulları, sadece kız çocuklarının eğitimine tahsis edilmiştir. Bu okulların müdürlerinin -diğer Osmanlı okullarındaki gibi- kadın olma zorunluluğu bulunmaktadır. Ancak zamanla bu yönetim tarzı esnetilmiş, biri kadın müdire biri de erkek müdür olmak üzere ikili yönetime geçilmiştir. Bu uygulamada erkek müdürler, okulun iç işlerine karışmayarak sadece okulun dış işleri ve satın alma hususları ile ilgilenmiştir.

Yine bu dönemde özellikle azınlık okullarında karma biçimde eğitim yapan kurumların varlığını görmek mümkündür. Örneğin İstanbul'da toplamda 102 okula sahip olan Rum iptidailerinin 30'unda karma eğitim yapılmaktaydı.

II. Meşrutiyet döneminde kadınların üst düzey eğitim almalarına ilişkin fikirler “İnas Darü'l-Fünun”un açılması ile neticelenmişken Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş aşamasında Darü'l-Fünun'da karma eğitim verilmesiyle ilgili ciddi tartışmalar dönemin gazeteleri tarafından işlenmiştir.  Dönemin Maarif Bakanı Ali Kemal, karma eğitim düşüncesini gazeteler aracılığıyla gündeme getirmiş, bazı aydınlar da gazete köşelerinden bu görüşe destek vermişlerdir. Nitekim Türkiye'de feminizmin öncüsü olarak bilinen gazeteci yazar Sabiha Sertel, Büyük Mecmua Dergisi'nde karma eğitimi,  “asrileşmenin önayağı” olarak ve aynı mecmuanın isimsiz bir yazarı ise ayrı eğitimin “komik” olduğunu iddia ederek ideolojik bir tutum sergilemişlerdir. O dönem bu görüşlere destek olan yazarlardan biri de Halide Edip Adıvar'dır. Yine dönemin yazarlarından Müfide Ferid, Anglosaksonların ahlâkî yapısının üst düzeyde oluşunu “karma” eğitime bağlayacak kadar ileri gitmiştir.

Öte yandan karma eğitimi savunan bu yazarlara karşı “Daru'l-Hikmeti'l-İslamiyye” muhalefet ederek karşı çıkmıştır. Karma eğitim uygulamasına karşı çıkan bu kuruma Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi'nin açık desteğini görmek mümkündür. Mustafa Sabri Efendi, Müslümanlarda ahlâkî zafiyetlere yol açacağı endişesiyle karma eğitim sistemine karşı çıkmıştır.

15 Temmuz 1923'te toplanan Maarif Kongresi'nde, karma eğitime yönelik çalışmalar yapıldığı görülmektedir. Bu kongreye mebus olarak katılan Hasan Basri Çantay, ihtilat fikrini eleştirenlerin başında gelmektedir. Mustafa Kemal, bu kongrede karma eğitimden yana düşüncelerini açık bir şekilde ortaya koyarak kadın ve erkeklerin değil ayrı yerde, aynı salonda ayrı yerlerde oturmalarını dahi eleştirmiştir.

1927-1928 yılları arasında karma eğitim fikri kademeli olarak işlendikten sonra ilk olarak ilköğretimlerde bu modele geçilmiştir. Yine bazı ekonomik gerekçeler sebep gösterilerek başta Darü'l-Fünun olmak üzere yükseköğrenimde karma eğitim uygulanmıştır. Bu bağlamda hocaların aynı dersi iki defa anlatması neticesinde oluşan sıkıntılar gerekçe gösterilerek karma eğitimin önü açılmış ve bu uygulama diğer fakültelerde de yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır.

İlköğretim ve yükseköğrenimde karma eğitim bu şekilde uygulanırken ortaokullarda karma eğitimin uygulanmadığı görülmektedir. Liselerde ise karma eğitime geçme tarihi 1930'lardan sonrasına rastlamaktadır. İlk tartışmalar 1924 yılında Tekirdağ'da kızların erkek liselerine kayıt yapmak istediği şeklinde bir iddia ile başlamıştır. Kimilerine göre kurmaca olan bir haberle bu tartışmalar toplum gündemine sokulmuştur. Kemalist ideoloji, karma eğitimi toplumun refahı için olmazsa olmaz bir koşul şeklinde propaganda etmiş,  Eğitim Bakanlığı da,  topluma kademeli olarak bu fikri aşılamıştır. Dönemin şair ve yazarlarının önemli bir kesiminin de karma eğitimi destekleyici şiir ve yazılarını görmek mümkündür.

Örneğin Yusuf Ziya Ortaç bir şiirinde şöyle demiştir:

Artık asri bir milletiz, kadın erkek yok yavrum

Softaların sözüne benim karnım tok yavrum

Bu noktayı aklına iyi sok yavrum

Layığız. Serbestiye hakkıyla alışalım

Beraber okuyalım, beraber çalışalım

Dönemin şair ve aydınlarından karma eğitim uygulamasına olumlu destek verenler olduğu gibi, olumsuz yaklaşımda bulunup karşı çıkanlar da olmuştur. Örneğin Ahmet Cevdet Bey, gençlerin ahlâkî yapısını bozacağı endişesiyle karma eğitimi eleştirmiştir.

1930'da yapılan Maarif Eminleri Toplantısı ile karma eğitim tartışmaları hız kazanmış, uygun zemin hazırlandıktan sonra da 1934-1935 yılında ülke genelinde 19 lisede karma eğitime geçilmiştir. Ortaokullarda ise 1940'larda karma eğitime geçildiği bilinmektedir.

Karma eğitimin Milli Eğitim Temel Kanunu'nda madde olarak yer alışının tarihi ise 1973 yılıdır.  Kanunda belirtilen temel ilkelerden 12.'si  “karma eğitim” ilkesidir.  Bu ilkeye göre “okullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır. Ancak eğitimin türüne, imkân ve zorunluluklara göre bazı okullar yalnız kız ve yalnızca erkek öğrencilere ayrılabilir.” Bu kanun maddesinin yürürlüğe girmesi ile karma eğitim, adeta ideolojik bir saplantı olarak Türk eğitim tarihinin olmazları arasına girmiştir. Özellikle 1999 ve 2001 yılları arasında karma eğitimle ilgili tartışmalar rejim meselesi tartışmalarına dönüşmüştür.

SDAM Analizinden alınmıştır