Erzurum Rus ve ermeni işgalinden nasıl kurtarıldı? Kimler bu kurtuluşta görev aldı? Asker hangi kapılardan şehre girdi? Erzurum hükümet konağına veya kalesine Türk bayrağını çeken kahramanın ismi ne?

Mesela Kars’ta Kazım Karabekir ve ona bağlı birliklerce Rus-Ermenilerden kurtarılmış ve Kars kalesine Türk bayrağını Halit Bey (Deli Halit Paşa) çekmiştir ve Halit Bey’in soy ismi Karsıalandır.

Erzurum’a ilk Türk bayrağını çeken kahraman kimdir? 1. Kafkas kolordusuna bağlı birlikler 12 Mart 1918 sabahında Erzurum’a hangi yönlerden girmiş ve mahallelerde, hangi olaylar yaşanmıştır?

Erzurum tarihine uzak veya yakın yaşayanlar için çok da anlaşılabilir sorular değildir bunlar. Hâlbuki yıllar yılı Erzurum’da 12 Mart günü “Kurtuluş Bayramları” düzenlenirken. Konuşmalar yapılır, çeşitli şiirler okunur. “On iki Mart, şerefli şanlı zafer günüdür/Erzurum’un dadaşın tarihleşen dünüdür/Esaret zincirini kırdı bu yurt bu günde../ diyerek.

Programlarda ve konuşmalarda; “her karış toprağı kanla sulanmış, aziz vatan topraklarından” bahsedilir. Erzurum’un stratejik konumu üzerinde durulur. Nene Hatunun şahsında Erzurum’un kahramanlığı dile getirilir, Kazım Karabekirler ve isimsiz kahramanlar anılır. “Erzurum, yaralanmış bir kahraman gibi. Asırlardan beri Osmanlı Serhatlarını bekleyen,tarihimize şan ve iftihar sahifeleri ilave eden güzel belde..” (Ahmed Refik Altınay. Kafkasya Yollarında. Sh. 41–45) diye methedilir.

Ne yazı ki bu anma günleri kimi baskı guruplarınca oluşturulan politikalar ile giderek orijinalliğini ve ruhunu kaybetmektedir.

Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşu ile ilgili olarak merak edilen hususlardan biri de 12 Mart 1918 Erzurum’unu yazan hatıratlar var mıdır?  Halkın anlattıkları değil de o dönemin subaylarından Kazım Karabekir dışında başka hatıratlar yayınlanmış mıdır? Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde veya şehrin en etkili yerel yönetim kuruluşu olan belediyelerimizin bu yönde çalışmaları bulunmakta mıdır? Doğrusu insan merak ediyor.

Peki, Erzurum’un düşman işgalinden kurtuluşunun bir anıtı var mıdır? Eğer şehrin girişindeki azizeye parkındaki anıttan bahsedecekseniz veya Tebriz kapıya konulan Nene hatun heykelini gösterecekseniz. Onlar tarihlere 93 harbi olarak geçen 1877–1878 Osmanlı Rus harplerine ait anıtlardır. Üzerinde durmamız gereken 12 Mart 1918 Kazım Karabekir komutasındaki birliklerin Erzurum’u kurtarmasıyla ilgili tarihi olaylar ve onları gelecek kuşaklara hatırlatacak anıtlardır.

Zaten Erzurumlular olarak biz bu iki olayı da karıştırmaktayız. Erzurum’un kurtuluşu derken Nene hatun, Gazi Ahmet Muhtar Paşa aklımıza gelir. Halkımıza bunu bile daha tam olarak anlatabilmiş değiliz. Çünkü yapılan kurtuluş bayramı törenlerinde “Bir şimşek çakıyor yine bir şimşek/ Çakıyor Erzurum tabyalarından” diye yine Aziziye tabyalarına vurgu yapar 93 harbine götürürüz insanlarımızı. Bu yanlış veya kasıtlı bilinçlendirme sebebiyle olsa gerek Erzurumlu şunu hiç sorgulamadı. 16 Şubat 1916 günü Erzurum’u acı akıbetiyle baş başa bırakarak kaçanlar kimlerdi? Bu akıbeti daha evvel Erzurumluya duyurarak şehri teşkilatlandırmak mümkün değil mi idi? Aziziye gibi şanlı bir zaferi kazanmış olan Erzurumlu tarihin en barbar kavmi Ermenilere eli kolu bağlı nasıl teslim edilmişti? Padişah’ın bile Erzurum’un Rusların eline geçtiğinden birkaç ay haberdar olmadığı doğru mudur? O dönemin harbiye nazırı Enver Paşa Sarıkamış bozgununa uyguladığı sansürün benzerini Erzurum’un işgaline de mi uygulamıştı? Bu konular da neden hiçbir araştırma yayınlanmaz? 1914–1916 yıllarında Erzurum Valiliği yapan ve bu görevi sırasında sırasın da Altın Liyakat Muharebe Madalyası ve fahri üsteğmen ve yüzbaşılık ve daha sonra Harbiye Nezareti'nde yapılan bir törenle binbaşı rütbelerini takan İttihat ve Terakki’nin Selanikli valisi hangi hizmetlerin karşılık bu iltifatlara mazhar olmuştur. Erzurum’u Rus-Ermeni zulmüne terk edip gitmesi karşılığında mı ve hangi yüzle 1927'de Erzurum milletvekili olarak Erzurum’u temsil etmiştir.

12 Mart 1918 Günü Erzurum'u kurtaran komuta kademesinde..Kazım Karabekir’in yanında çok sayıda Erzurum evladı var. Ne yazık ki onlardan pek azını tanıyoruz. Rüştü Paşa, Mühürdaroğlu Vasıf Bey, Binbaşı Fazıl Bey, Somunoğlu Ahmet bey .. Sivil milisler arasında isimlerini sayabileceğimiz Avlarlı Muhammed Lütfi(Efe Hz.), Kırbaşzade Fevzi gibi isimlere ekleyebileceğimiz kaç isimi daha telaffuz edebiliyoruz?

Bayramları sadece protokol konuşmaları ve birkaç şiirle geçiştirmemizin sıkıntısını yaşıyoruz. Şehrin kurtarılmasında önemli rolleri olan ve İstanbul kapıdan, Harput kapıdan şehre giren Türk birliklerine kumanda eden kişileri anmak ve hatırlamak yerine hala daha önceki savaşlarda kahramanlıklar gösteren kişilerin isimlerini anıyoruz.

Şehrin kurtuluşunda simge isimlerden olan ve İstanbul kapısında şehre ilk giren komutanlardan Rüşdi Bey (dadaş rüşti) ne yazık ki şehri terk edip giden Tahsin bey gibi siyasi iltifata mazhar olmamış, daha sonraki yıllarda adı ismi İzmir suikastına karıştığı için İstiklal mahkemelerince yargılanarak idama mahkûm edilmiştir. Bugün değil isminin Erzurum’un kurtarılması ile anılması adının verildiği okulun ismi bile değiştirilmiştir. Yine gariptir ki Erzurum’un kurtarılması esnasında Harput kapısından dersim birlikleriyle beraber Erzurum’a giren Halit Bey (Deli Halit Paşa) da unuttuğumuz isimlerden biridir. Halit (Karsıalan) Paşa’da daha sonra ki yıllarda siyasi bir cinayete kurban giderek Türkiye Büyük Millet Meclisinde sırtında vurularak öldürülmüştü.

Harput Kapı yok edilmiştir. İstanbul kapı yol çalışmaları nedeniyle tahrip edilmiş ve kaderine terk edilmiştir. Şehrin kurtarılması esnasında Ermenilerin mevzilendiği ve askerimiz top ateşine tuttuğu Kiremitlik Tabya Halit Bey tarafından ele geçirildiği günden beri yalnızlığa mahkûm olmuştur. Neden bu şehrin mülki, askeri, sivil kurumları bu tepeye bir kurtuluş anıtı düşünmez ve Aziziye tabyalarında ki bayrağa nazire edecek bir bayrak direği dikmez, o günlerin anısını yaşatmazlar?

Erzurumlulardan yaşı elli civarında olanlar çok iyi hatırlayacaklardırlar ki “Kurtuluş Bayramları” bugün Bölge İdare mahkemesi olarak kullanılan eski vilayet binasının önünde yapılırdı. Şehrin “Harput Kapı” (Bugünkü İmam hatip lisesinin biraz üst kısmında bulunuyordu. Şimdi yerinde lojmanlar var) yönünden ve “İstanbul Kapı” yönünden askerin şehre girişi canlandırılırdı. O dönemin kıyafetlerini giyinmiş askerler başlarında komutanları Cumhuriyet caddesinden ve Mumcu caddesinden ilerler, ara sıra durur, komutanlarının işaretiyle çöker, tekrar kalkar kuru-sıkı ateş ederek ilerleyerek hükümet binasının önündeki tören alanına adım adım ilerlerdi. Diğer taraftan sivil halktan oluşturulmuş atlı milis kuvvetleri de ellerinde silahları ve kılıçlarıyla meydana girer hükümet binasına bayrak çekilirdi.

Erzurum 1934 te Kurtuluş bayramını Aziziye tabyalarında kutlamıştı.  93 harbinin gazileri o günün heyecanı ile tabyalara toplanmış, o günleri yaşarcasına çarpışmaları dramatize etmişlerdi. İnsan düşünmeden edemiyor. Neden kurtuluş bayramları “Kiremitlik Tabya”da, “Aziziye Tabyaları”nda canlandırılmaz. 12 Mart günlerinde Bütün kamu kurum ve kuruluşlarının, üniversitemizin, özel şirketlerin servisleri, otobüsleri bu tarihi mekanlara öğrencilerimiz, Erzurum halkını ücretsiz taşımaz ve bu tarihi mekanlar şenlendirilmez.. Bu çok mu zordur? Zor değil ama yorucudur. Rahat bozucudur. İki konuşma iki şiir, bir bölük askerin birkaç okulun resmigeçidi ile olayın geçiştirilmesi daha kolay gelmektedir.

Törenlerden hafızalarımıza nakşedilen en çarpıcı sahnelerden biri muhacirlik olayının kağnılarla canlandırılmasıydı. Türkülere ağıtlara “kötü yıllar” olarak geçen o sahnelerin canlandırılmasından neden vazgeçilmiştir?  Tarih bir milletin şuurudur, belleğidir. Geçmişin ruhumuzdan silinmek istenmesinin amacı nedir? Neden üniversitelerde ortaöğretimde okuyan ve Türkiye’nin geleceğini teslim edeceğimiz genç kuşaklar tarihlerine, bayramlarına, kurtuluş günlerinin heyecanına, bu vatanın kolay kazanılmadığının bilincine kavuşturulmak istenmez?

Bu topraklardan eskiden göçler yaşanmıştı.

Göç göç oldu, göçler yola dizildi

Uyku geldi, ela gözler süzüldü

Şimdi bildim, elim yurttan üzüldü

Ağam nerden aşar, yolu yaylanın? Diye ağıtlar yakılmış, “Muhacirlik” olarak tarihlere geçen o “kötü seneler” den ve günlerden sonra topraklarını sevenlerin birçoğu tekrar yurtlarına dönmüşlerdi. Dönerken de yine dillerinde

Bir sandığım vardı sırmadan telden, 
Bir çift yavrum vardı tomurcuk gülden, 
Nasıl ayrılayım bu tatlı elden? 
      Seneler seneler kötü seneler,
      Gide de gelmeye kötü seneler... Türküleri vardı.


Bugünde göçler yaşıyoruz.  Erzurum devamlı olarak göç vermekte. Erzurum’un tarihi, kültürel kimliğinin içi yavaş yavaş boşalıyor. Bunun en güzel örneği de Kurtuluş bayramlarında sergilenen aymazlığımız. Baştan savmacılığımız. Erzurum tarih boyunca üzerine yüklenen misyonunu en fedakâr bir şekilde yerine getirdi.  İsmail Habib Sevuk’un yıllar önce söylediği ve bugünümüz içinde geçerli. “Aman kahraman Erzurum!” Amana zamana lüzum yok; mademki kahramandır, balını yapan arı gibi o da kahramanlığını yapacak. Kahraman her harpte yapacağını yaptı ve devlet her harp bitiminde kahramanı unuttu. Kan akıtmakta Erzurum en önde. İmar edilmede Erzurum en uzakta. Vatana olan borcun hiçbir vakit sonu olmaz. Erzurum, vatana borcundan ziyade vatandan alacaklıdır.(İsmail Habib Sevuk. Yurttan Yazılar Sh 343)