Evliliğe, namuslu ve iffetli yaşamaya, Allah’a hakkıyla ibâdet ve kulluk yapmaya engel olmak için dört değil; on dört taraftan saldırıyor şer güçler. Düzen ve başta eğitimle ilgili olmak üzere tüm kurumları ile, kitle imha silahı konumundaki medya ve özellikle TV ile sürekli bombardımana tutuluyor insanımız. İslâm’ı hayat biçimi olarak kabullenmiş olan şuurlu müslümanlara karşı topyekûn savaş açan Batıya ve her çeşit bâtıla karşı direnebilecek seviyede güçlü bir iman gerekiyor. Eşine müslümanca destek verip onu cihada hazırlayacak hanımlara, hanımını cennet yolculuğuna çıkarmaya çalışırken dünyada da huzur veren erkeklere ihtiyaç var bu yolda. Çocuğunu, eşini ve kendini ateşten koruyacak davranışlara yapışan, âhiret yolculuğuna beraber hazırlanıp imtihanı kazanmada eş ve çocuklarına yardımcı olacak güçlü bir iman ve cihad eri olmaları gerekiyor eşlerin. Yol çetin, yol arkadaşı güçlü gerek.

Evlenecek olan eş adaylarına ilk söylediğim şey, ideal birliğine dikkat etmeleridir. Zîrâ sağlam ve sarsılmaz bir evlilikte eşler bir yandan birbirlerine bakarken diğer yandan ortak ideallerine bakarlar. Ortak paydaları ve hedefleri olan eşlerin birbirine duygusal olarak daha yakın oldukları yapılan araştırmalarla netlik kazanmıştır. İdealleri olmayan veya farklı hedeflere bakan eşlerin evlilikleri deprem bölgesine benzer. Her an bir sarsıntı ile yıkım olabilmektedir.

Hedefler ve o hedeflere ulaşmak için verilen emekler, hedefe yürüyenleri birbirine bağlar. Asker arkadaşlığı kısa süreli olmasına rağmen bir ömür boyu onu unutulmaz kılan şey, zorlukların beraber aşılması ve ortak emeklerin verilmesidir. Zîrâ ortak ideallere doğru yol alanlar birbirine duygusal olarak bağlanır ve kalıcı dostluklara dönüşür bu heyecanlı yolculuk.

Bugün evlenen çiftler emek vermeden, ter dökmeden, anahtar teslim alır gibi evlerine giriyorlar. İğneden ipliğe her şey anne baba tarafından hazırlanmış ve onlar hazıra konmuşlardır. Zahmet yok, emek yok, alınteri yok. İşte bu yoklar, duygusal yakınlığı da yok eder.

Eşyânın alımından evin alımı veya kirâlanmasına kadar herşey için eşler emek vermeli, uğraşmalı, zorlukları birlikte aşmalı ki aralarında duygusal yakınlık, sıcaklık ve sevgi oluşabilsin.

Zîrâ sevgi bir binâ gibidir, fedâkârlık tuğlası ve emek harcı ile adım adım örülür.

Anahtar teslim girilen evde eksik olan tek şey kavgadır. O da çok zaman almaz. Fiziksel yakınlık bizleri aldatmasın. Eğer duygusal yakınlık ve ideal birliği yoksa fiziksel yakınlık anlık hazların dışında sıkıntı ve yük olmaya başlar.

Ferhat Aslan/Yeni Dünya

Öyle ise eş adayımızda ilk aramamız ve araştırmamız gerekli olan şey hedef birliğidir.

İdeal ve hedef birliği sözcüklerini biraz daha açmamı ve örneklendirmemi istediğinizi sezinler gibiyim.

Hiçbir varlığın birinci ve tek amacı kendisi değildir. Ne bulutlar keyif olsun diye toplanır, ne inek piknik olsun diye otlamaya gider ve ne de tavuk eğlence olsun diye yumurta yapar.

Atomdan yıldızlara kadar bütün varlık kendisinin dışında bir amaca hizmet eder. Yâni hedef ve idealleri vardır. Onların haz ve heyecânı bu hedefe hizmet etmekten ibârettir. Zîrâ evrenin sâhibi sistemi böyle tasarlamıştır.

Yaşayan her varlık aslında yaşatmak için yaşamaktadır. Yemek için yaşayan hiçbir varlık bulamazsınız şu uçsuz bucaksız evrende. Zîrâ yemek ve içmek bir yakıttır. Yakıt ise yolda kullanılan bir enerjidir. Yol ise hedefe giden bir sürecin adıdır.

Her zerresinin hedefine doğru aşkla ve şevkle ilerlediği bir evrende, hedefsiz bir âilede aşk ve şevk nasıl olabilir ki?

Ev ve araba sâhibi olmak, yazlık ve kışlık almanın peşinde koşmak sakın size bir hedef olarak görünmesin. Zîrâ bunlar sadece araçtır, amaç olamazlar.

Amaç ve hedefler soyuttur, elle tutulan somut ve fizik şeyler değildir.

Hedefleri belirleyen yegâne kriter ise varlığa verdiğimiz anlamdır.

Yâni ben kimim? Varlık niçin ve nasıl var edilmiş? Bu evrende ne işim var ve nereye gidiyorum?

İşte bu sorulara vereceğiniz anlam size hedef belirleyen ölçüleri oluşturacaktır.

Meselâ felsefenin en eski çağlara dayanan bir bilim dalı olmasının sebebi de yine bu sorulara cevap aramaktan ibârettir.

Zîrâ bu sorular cevapsız kaldıkça hayat anlamsız kalır. Anlamlandırılamamış bir hayatsa meçhûle doğru yol alan sıkıntılı ve kaygılı bir seyahat gibi anlamsızlaşır.

Eşler veya eş adaylarının birbirine soracakları ilk soru, varlığa verdikleri anlamla ilgili olmalıdır.

İkiniz aynı anlamı veriyorsanız evliliğiniz de anlam kazanacaktır. Varlığa ve dolayısıyla kendinize verdiğiniz anlam size hedef ve idealler gösterecektir.

Hazreti Hatîce’nin büyüklüğü, hedefe doğru yürüyen eşinin yanında yer almasıdır. Hazreti Peygamber’in (sav) Hatîcesine olan sevgisi, vefâsı ve yakınlığı, onun hedefine olan katkısından dolayıdır.

Bir peygamber olduğu halde “Ben yenildim Allâh’ım, bana yardım et” diyen Hazreti Nûh’un çâresizliği; eşi ile hedef birliğinin olmaması, her ikisinin farlı istikâmetlere gitmesidir.

Evlilik, iki kişinin tek bir araca binmesidir. Aracın ise tek bir direksiyonu vardır. Araçta olanların uyumu aynı hedefe doğru yol almaktan; kavga edenlerin hâliyse ayrı istikâmetlere gitmek istemelerinden kaynaklanmaktadır.

Eşinizle sık sık tartışıyor, sürtüşmeler yaşıyorsanız ve âile ortamı çekilmez oluyorsa, hedefler ne durumda diye beş dakîkanızı ayırın ve düşünün.

Ya hedefiniz yoktur, ya unutulmuştur veya ihmâle uğramıştır.

Hedefe kilitlenmemiş kişi için her şey sorundur, inciticidir. Zîrâ o yol almamaktadır.

Evden dışarı kısa süreli çıkışlarımızda bile hedefli veya hedefsiz oluşumuz yaşamımızı etkiler.

Anneniz çok rahatsız ve âcilen eczâneden ilaç almanız gerekiyorsa; eczâneye gitmek üzere evden çıkarken çevrede olan bitenler, önünüzde beliren engeller sizi çok fazla oyalamayacak ve hattâ takıldığınız bir taşa dönüp bakmayacaksınız bile. Zîrâ hedef uğruna zahmetlere katlanmanın gerekliliğini biliyorsunuz. Engellerle fazla oyalanma sizi hedefinizden uzaklaştırabilir. Değmez der ve yolunuza devâm edersiniz.

Eşiniz, âileniz ve toplumla yaptığımız hayat yolcuğu da böyledir. Eğer hedefiniz varsa kavga etmezsiniz, tartışmalarınız ise fazla sürmez. Sorunlara fazla yaşama hakkı vermezsiniz. Hedefiniz hatırına affedici olur ve yolunuza devâm edersiniz.

Hayatta en çok sıkılan, daralan ve dolayısıyla da öfkeli olan insanlar boş vakit geçirenlerdir. Yâni hedefsizlerdir.

Gereksiz şeylere takılacak, muhatabımızın kalbini kıracak, öfkelenip bağıracak kadar vaktiniz olsun istemiyorsanız hedefinize kilitlenin. Öyle ki kendinizle kavga etmeye bile vaktiniz kalmasın.

Hedefe kilitlenmiş kişi, hedefine yardım eden eşini bir eş olmanın ötesinde bir dâvâ arkadaşı, yoldaş, sırdaş, dertdaş, arkadaş, tesellîci olarak görür. Onun varlığının kıymeti daha net anlaşılır. “İyi ki varsın, Allah yokluğunu göstermesin, sensiz ne yaparım acaba?..” gibi değer sözcükleri yürekten çıkar.

Ve onun ölümü sizin için hüzün yılı olur. Zîrâ Hazreti Hatîce’nin vefâtı Efendimiz (sav) için en büyük hüzün sebebi olmuş ve O (sav) son derece mahzûn olmuştur. Sırlarını paylaştığı, desteğini aldığı en büyük dâvâ arkadaşını kaybetmişti çünkü.

İdealiniz, dâvânız, hedefiniz varsa eşiniz eş olmanın çok ötesinde sizin için değer kazanır.

Hedefinizi tekrar gözden geçirmeniz temennîsi ile…