Küçük çocukların kaçırılıp vahşice öldürülmeleri...

Kadınlara, kızlara, çocuklara cinsel tacizler ve tecavüzler... Hayvanlara yapılan korkunç eziyetler... Ayakları kesilen, gözleri oyulan köpekler... Feci cinayetler... Adam öldürmeler... Uyuşturucu ticareti... Fuhuş fuhuş fuhuş... Akıl almaz dolandırıcılıklar... Çiftlik Banklar... İnsanın kanını donduran gaddarlıklar... Şeytanı solda sıfır bırakan hilekarlıklar... Efsanevî hırsızlıklar... Yaygın mafyacılık... Yiyicilik... Hortumculuk... Fesat fesat fesat... Çeteler çeteler çeteler... Kırk haramiler...

Her zaman suç işlenir ama şu anda bizde çok anormal dehşet verici bir suç patlaması var.

Bu patlama kırmızı çizgiyi çoktan aşmıştır.

Alarm çanları çalıyor.

Hapishanelerimiz sardalya kutusu gibi doludur.

Yeni Medenî Kanun aileyi, yeni Ceza Kanunu toplumu çökertmektedir.

Aile çökerse toplum çöker, toplum çökerse ülke ve devlet büyük zararlara uğrar.

Bunun sonu yıkımdır.

Çok büyük kökten bir kültür değişimi yaşıyoruz.

Kültür değişimi ne mi demektir? Merhum Profesör Mümtaz Turhan’ın bir zamanlar çok okunan kitabını, “Kültür Değişmelerini” alıp mütalaa ediniz.

Türkiye, islamî kültürden laik/seküler kültüre geçmektedir.

İslam’da olan nice hayırlı kurumların, değerlerin, zihniyetin yerine bir şey konamıyor. Böylece büyük bir boşluk oluşuyor. Bunun sancısını yaşıyoruz.

Küçük Leylanın, diğer çocukların, hayvanlara yapılan zulümlerin, suç patlamasının suçluları kimlerdir, hangi kurumlardır?

Devlet bu konuda vazifesini yapmıyor?

Eğitim sistemimiz çocuklara ve genç kuşaklara ahlak ve karakter terbiyesi, merhamet duygusu veremiyor.

Seküler Dönme medya müstehcen, hafifmeşreb, çökertici, ahlaksız yayınlarla toplumu dejenere ediyor.

Gençliğe ve halka gerçekten büyük insanlar, kahramanlar, bilgeler örnek ve model olarak gösterilmiyor.

Millî kimlik ve kültürünün ana unsuru İslam olan bir ülkede Din’in ve Tasavvufun içi boşaltılırsa işte böyle olur.



Ana değeri para, zenginlik, maddî menfaat olan, Altın Buzağıya perestiş eden bir toplum çökmeye mahkumdur.

İdeallerini yitiren toplumlar dejenere olur.

Altın oranı, kızıl elması olmayan bir toplum sadece zenginlikle, bazı bayındırlık eserleriyle, tüketim çılgınlıkları ile ayakta duramaz.

Tarih boyunca hiçbir Sodom Gomore pâyidar olmamıştır.

Japonya’da da suç ve ahlaksızlık var ama bizdeki kadar değil.

Japonya’yı ayakta tutan yirmi beş kadar ahlakî, kültürel haslet vardır. Bunları bilmeliyiz.

İnternetten JAPAN TRADITION SUSHI videosunu indirip, o Asya milletinin, basit bir balık lokantasında bile ne kadar kibar, görgülü, nazik, reveranslı olduğunu görünüz.

Bir Singapurdaki trafiğe bakınız, bir de bizdekine.

Bir Fransa’nın okullarına bakınız, bir de bizimkilere.

Eğitim sisteminin çöktüğü bir ülkenin tamamı çöker.

Yazılı zengin edebiyatın ve kültürün çöktüğü bir toplum, sadece birkaç yüz kelimelik günlük Türkçe ve güdük bir kültürle ayakta duramaz.

Ünlemlerle konuşan bir toplum insanlıktan çıkar.

Türkiye’yi kurtarmak istiyorsak, akl-ı selimin, ilmin irfanın, bilgeliğin, yüksek kültür ve düşüncenin ışığında; topyekun bir ıslah plan ve projesi hazırlamamız ve bunu çok ciddî ve radikal şekilde uygulamaya koymamız gerekir.

Türkiye’nin kendi millî kimliği, kültürü, değerleri, kurumları vardır. Bunları terk ve ihmal ederek, bunları yıkarak ilerleme, kurtuluş, felah olmaz.

Türkiye’de de İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, Japonya’da, İsviçre’de ve diğer medenî ülkelerde olduğu gibi çok vasıflı okullar olmalıdır.

Yazılı zengin lisansız, derin kültürsüz kalkınma olmaz. Yapılacak ilk iş, Türkçeyi kurtarmak, 1920’lerin zengin Türkçesine dönmektir.

Hukuk sistemimizi, kanunlarımızı millîleştirmek zorundayız.

Bütün dünya İslama yönelirken, bizdeki birtakım fanatik din düşmanlarının İslamla savaşmaları gülünçtür, çılgınlıktır.

Çağdaş Türkiye’nin ayağındaki en büyük bukağı, fosilleşmiş resmî ideolojidir.

Din devlet ilişkilerinde İngiltere sistemine dönülmelidir.

Japonya’dan alacağımız büyük dersler vardır.



Başarılarıyla göz kamaştıran küçük Singapur bile ibretlerle doludur.

Siyasî muhalefeti kasd etmiyorum, çok vasıflı, çok yüksek kültürel sosyal müsbet muhalefet yapılmalıdır.

Dünyanın en güçlü, en vasıflı, en yükseltici eğitim sistemi ve okulları Türkiye’mizde olmalıdır.

Uluslararası şeffaflık temizlik ve erdem notumuz, bugünkü yüzde 41’den, en az 70’e, birkaç sene sonra, yüzde 90’a çıkartılmalıdır.

Yeni bir hadise: Adam içkili olarak otomobil kullanmış, iki takla atmış, üç kişiyi öldürmüş ve üç ay sonra cezaevinden çıkmış... Yorum yapmıyorum.

***

Abdülmetin Balkanlıoğlu hocaefendinin vefatı gerçekten büyük bir kayıptır. İlim, irfan sahibi, hem Şeriat hem tarikat tarafı olan, Fırka-i Nâciye Ehl-i Sünnet ve Cemaate gerçekten hizmet eden muhlis ve alim bir din hizmetkarıydı. Böyle hocalar kolay kolay yetişmez ve vefatlarından sonra yerleri kolay kolay doldurulmaz.

İkisi de camide şehid edilen Hızır ve Bayram hocalardan sonra, şimdi de Abdülmetin hocanın tam çalışıp hizmet edeceği bir yaşta aramızdan ayrılması bendenizi çok üzdü. Böyle ihlaslı din hizmetkarlarına büyük hüsnüzannım, hürmetim vardır. Zehirlendiğine dair iddialar, Anadolu Ajansı vasıtasıyla tekzip edildi.

Hızır ve Bayram hocaların camide şehid edilmeleri dosyaları kapatıldı, birçok soru cevapsız kaldı…

Allahü Tealadan Hızır, Bayram ve Abdülmetin hocalara, tarih boyunca muhlisen ve hasbeten lillah Din-i Mübin-i İslama hizmet etmiş bütün hocalara, mürşidlere, evliyaullaha, Hazret-i Âdem Safiyyullah’tan bu güne kadar gelip geçmiş bütün mü’minlerin hepsine rahmet diliyorum.

Bu arada, din istismarı ve sömürüsü yapan, İslama ve Ümmete zarar veren bütün ‘abede-i denânir ve esir-i nefs-i emmâre habisleri de kınıyorum.

Ne mutlu o kimselere ki, Allah yolundaki hizmetlerinin ücretini mahlukattan istemezler, sadece Hak Tealadan beklerler. Dünyada da istemezler, ebedî yurt olan âhirette verilmesini isterler. Allahın selamı, bereketi, rahmeti onların üzerine olsun. Sülehanın ve evliyaurRahmanın müstecab duaları üzerimize sayeban olsun.

***

Ömrü şaşkınlıkla geçen ehl-i hayretten, birine: Ne şaşıyorsun, Resulullah (Salat ve selam olsun ona) Efendimiz “Siz ne halde iseniz öyle idare olunursunuz” buyurmamış mıdır?

***

Çok geviş getiren bir zata: Bir oturuşta beş kişilik yemek yersen, işte böyle saatlerce geviş getirmek zorunda kalırsın.

***

Resulullah, “Kardeşinin yüzüne gülmen, tebessüm etmen, o da bir sadakadır” buyuruyor. Ne kolay, ne ucuz bir hayır... Bunu bile yapamayan abusü’l-vechlere yazıklar olsun!

***

Biri şu hizmeti mutlaka yapmalı: Bütün risale-i Nur’u tarayacak ve iman kardeşliği, mü’minlerin tesanüdü, ittihad-ı İslam; bölünüp parçalanmanın kötülüğü, rekabetten çekinmek, feragat ve fedakarlık, kendini beğenmenin fenalığı, fitne ve fesat çıkarmaktan kaçınmak konularındaki çok keskin cümle ve paragrafları bir kitapçık haline getirip yayınlayacak. Fraksiyonculuk, holiganlık yapanlar gerçek Nurcu değildir. Gıybet eden, tefrikaya sebep veren gerçek Nurcu değildir. Nurcu olmayan Müslümanları ötekileştiren kişi Nurcu değildir. Gerçek Nurcu; İman, İslam, Kur’an, Sünnet, Şeriat, Ümmet hizmetlerini ihlasla ve hikmetle yapar ve bu esnada fitne ve fesada yol açacak laf etmez, iş yapmaz. Nurculuk Ümmet-i Muhammed içinde hayırlı bir çeşitlilik ve meşreptir. Fraksiyon, çekişme, münakaşa, rekabet kabul etmez. Ümmet bütünlüğü konusunda bilinçli olmayanlar kamil Müslüman değildir. Bütün hakikî Nurculara selam ve hürmet ederim.

***

Sen kimsin sorusunu yönelten debdebeli zata: Bendeniz hiç olmak isteyen, onu da olmayan çok nâçiz ve zavallı bir kimseyim. Selam ve hürmet ederim, size karşı bir kusurum olmuşsa, gölgem kazara size değmişse kerem edip bağışlamanızı istirham ederim.