Bazı durumlar dışında, insan hayatı bütün ilahi dinlerde dokunulmaz sayılmış ve insanın haksız yere öldürülmesi haram kılınmıştır. Hukuki bir mesnede dayanarak bir canı yok etme (öldürme) cezasını vermenin tespiti de prensip olarak temel kurallar çerçevesinde meşru karar organlarına bırakılmıştır.

Töre ve namus cinayetleri olarak bilinen ve çoğunlukla da kadınların maruz kaldığı öldürülme olaylarında kararı, bazen yetkili kurumlar yerine fertler vermekte ve bu yüzden yap-tıkları bu eyleme de cinayet denmektedir.

Halbuki İslam Dini; ırz ve namus konusunda gerekli hassasiyeti göstermiş ve bunların korunması yönünde de ceza dahil her türlü tedbiri almıştır. Buna rağmen töre cinayetlerinin temelindeki sebepler arasında İslam'ın bu yaklaşımını görmek elbette İslam'a karşı bir haksızlıktır. Zira İslam Dini, bu konuda verilecek cezayı beyan ederek görevi yargıya bırakmış ve bu hususta fertlere hiçbir yetki tanımamıştır. Öyleyse  ırz ve namusun korunması gerekçe gösterilerek fertlerin, ölüm cezası ile ilgili karar alması ve bunu infaz etmesi, İslam Hukuku açısından kabul edilebilir bir şey değildir.

Hamit İzol 63 yaşında. İzol aşiretinin ileri gelenlerinden. Onun doğduğu topraklarda hep törenin sözü geçti. Çok insanın canı yandı, çok insan bazen akraba elinden gelen kurşunlarla hayatını kaybetti. Yeri geldi baba kızını, yeri geldi oğul babasını katletti. İşin içine töre girdiğinde, neredeyse her zaman hayat kaybetti, töre kazandı.

Babasının üç eşi, 10 çocuğu vardı. Biri resmi nikahlı, diğerleri imam nikahlı. Annesi babasının ilk eşiydi. Henüz 25 yaşındayken üzerine kuma gelince, susma yemini etti. Kocası ve kumalarıyla aynı evde yaşadı ama tam 50 yıl boyunca kocasıyla tek bir kelime konuşmadı.

Hamit İzol böyle bir evde büyüdü. Birlikte büyüdüğü amca kızıyla evlendi. Şimdi dört kızı, bir de oğlu var. Ama o farklı bir ağa oldu hep. Kızlarını baş tacı etti. Oğlu neyse kızları da o oldu onun için. Üstelik başkalarının çocuklarını da dert etti kendisine. Yıllardır, aşiret ve töre üzerine kitaplar yazıyor. Kitaplarına konu olan birçok hikaye kendi hayatından.

Son romanı Roza da bir töre hikayesi. Cesaret timsali Roza ile güzeller güzeli ablası Ğezal’ın başına gelenleri anlatıyor İzol. Bir gerçek hikaye. Olayın kahramanı Ğezal amcası tarafından öldürüldü. Geride bir yaşında kızını bıraktığında Ğezal henüz 20 yaşındaydı. Aile meclisinin kararı, annesinin ısrar ve onayıyla öldürüldü. Suçsuzdu. Onu ve çocuğunu aç bırakan kocasını tehdit etmişti: “Ya bize sahip çık ya da önüme çıkan ilk gazinoda çalışmaya başlayacağım” dediğinde, başına geleceklerden habersizdi. Ne kocası ona acıdı ne de ailesi.

Kocası aileyi “Kızınız kötü yola düştü” diye aradığında cezası kesildi. Suç 17 yaşındaki erkek kardeşe atıldı. Fakat Roza susmadı. Gerçekleri bir bir anlattı emniyet güçlerine. Şimdi katil amca hapiste. Roza devlet desteğiyle bilinmeyen bir yerde yaşıyor. Ğezal’ın küçük kızı ise Çocuk Esirgeme Kurumu’nun gözetiminde. Onun da nerede olduğu saklanıyor. Ailenin geri kalanı da hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyor. Hamit İzol, yeni kitabını, töreyi ve töreyle olan savaşını anlattı…

– Yeni kitabınız bir töre cinayetini anlatıyor.
– Çocuklarımız ölmesin diye yazıyorum ben bütün bunları. Aslında töre cinayetleri sadece Güneydoğu’ya has şeyler değil. Karadeniz’de de oluyor, Batı’da da. Ama Batı’dakinin adı aşk cinayeti oluyor. Hatta Avrupa’da, ABD’de bile yaşanıyor. Bunlar sadece bölge insanına özgü değil. Batıdaki insanlara yazıyorum daha çok. Bizi anlasınlar, tanısınlar diye. Kan davası, töre, evliliklerimiz, bağlılıklarımız dışarıdan hikaye gibi izleniyor.

– Ama yurt dışında da töre cinayetleri yine Doğulular tarafından işleniyor.
– Doğru. Şunu da söylemek lazım, Bizim bildiklerimiz basına, kamuoyuna intikal edenler. Bir de öldürülüp de gömülenler var, intihar etti denilenler var. Bu eğitimle alakalı bir şey. Anaokulundan başlamalı, orada öğretilmeli çocuklara. Ve bence devlet bunu ele alacak. Çocuk bunu okulda öğrenmeli, yoksa bu sonradan olmuyor. Bu sorunların çözülmesi için eğitim ve ekonomi çok önemli. İnsanın kendi öz çocuğunu öldürebilmesi için çok güçlü bir şey lazım. Kolay mı? Çocuğunu öldürüyorsun, onun ölüm fermanını veriyorsun. Anne diyor ki ‘öldür kızımı’… Bu kadının kararıdır.

– Kitapta da hep bunun altını çiziyor, “Kadın isterse engel olur diyorsunuz” ama erkeklerin oluşturduğu bir sistemde yaşıyoruz. Söz hakkı olmayan, ezilen bir kadın nasıl yapsın bunu?
– Kadın çok güçlüdür. Ve kadın erkekten cesaretlidir, erkekten daha dürüsttür bana göre. Kadının aydını çok yararlıdır. Ülkeyi, şirketi hatta dünyayı yönetir. Ama kadının cahili çok tehlikelidir. Adam da öldürtebilir, çocuğunu da öldürtebilir. Çocuğu yetiştiren anadır. Ananın aydın olması, o çocuğun iyi yetişmesinin en önemli garantisidir. Bizim ailede yaşanmış bir olayı anlatayım size. Biz de bir kan davası yaşadık. Amcam ve aşiretin en büyüğü, tepedeki adam. O zaman üniversitede okuyordum. Amcamın eşine, abla diyorduk. “Abla bu kan davasını durdur” dedim. “Altı çocuğun var, biz varız” dedim. Çocuk derken erkekleri kast ediyorum. Üniversitede okuyoruz, her an öldürülme tehlikesi yaşıyoruz. Amcamın eşi dedi ki “Erkek adam ya öldürülecek ya da hapse girecek. O kadar. Çocuğum ölse bile. Aşiretimin şerefi, çocuğumdan daha önemlidir.”

– Peki nasıl oluyor da bir kadın böyle bir noktaya geliyor, bu duyguları hissediyor?
– Cahil kadındaki deli cesaretidir. Aydın kadın da cesaretlidir. Ama o gücü, cesareti nerede kullanacağını bilir. Aşiret reisinin karısı hanım ağadır. Büyük bir gücü vardır. Ve onun için o güç, çocuğundan daha önemlidir. Aile küçüldükçe mahalle baskısı başlar. Bu arada kızlar çok cesaretli. Bakın bu kaçanların çoğunda, kızlar kaçalım der. Kaçacağına aileyi ikna etmesi lazım. Hiç kimseye anlatamıyorsa, valiye gidecek, emniyet müdürüne gidecek. Yardım isteyecek. Adam öldürerek yiğitlik yapılmaz. Bu temaların ne kitaplarda ne dizilerde kullanılmaması gerekiyor.

– Ne zaman değişecek bunlar, hep böyle mi gidecek sizce?
– Bir kız çocuğu var, aile hiç önemsemiyor çocuğu. Kız biraz çirkin, bakımsız. Köye bir öğretmen geliyor. Birbirlerine âşık oluyorlar. Hiç değer görmemiş kız, öğretmen ona değer verince heyecanlanıyor, kendine bakıyor. O öğretmenle, şehre gidiyorlar. Ve bir pastanede oturuyorlar. Sırf o pastanede oturdular diye kızı öldürdüler. Öğretmenin peşine düştüler, öğretmen kaçtı. Ki erkeğin ailesi “Evlensin bu çocuklar” demişti. “Senin oğlun bizim kızı kandırdı, pastaneye götürdü. Ölecekler” dediler. Oğlan izini kaybettirdi. Babayı çağırıp “Ya oğlunu kendin öldür ya biz öldüreceğiz” diyorlar. Baba sahte bir mezar kazıyor, “Oğlum burada yatıyor, öldürdüm” diyor. Bunlar gidip mezarı açıp, boş olduğunu görünce çocuğu bulup öldürüyorlar. Bu kadar cehalet olduğu sürece, hiçbir şey değişmez. Bunun tek çaresi eğitim. Size bir töre cinayeti daha anlatayım. Yöre ismi vermiyorum. Bir kız çocuğu birini seviyor. Aile karar alıyor. Kız 19 yaşında. Dayı oğluna öldürme görevi veriliyor. Çocuk kızı öldürüyor. Ama önce kızın ırzına geçiyor. Bunu doktor tespit etti.

– Erkeklerin hiç mi suçu yok?
– Kan davasında kadın kocasına, “Eğer intikam almazsan, benimle aynı yatakta yatamazsın” diyor. Anne, oğlunu çağırıyor “Git kardeşinin katilini öldür” diyor. Anne öldürülen oğlunun elbiselerini giyiyor, onunla doalşıyor ortalıkta. Gözüne sokuyor insanların. Evde hep bir yas havası, ağlaya ağlaya dolaşıyor. “Oğlumu öldürdüler, siz yemek yiyorsunuz” diyor. Kadın baskısı çok güçlüdür. Adam dayanamıyor ve kadının istediğini yapıyor.

Cumhurbaşkanımız cesaret gösterdi
– Romanın arka planında hep bir kardeşlik vurgusu var. Politik bir tavır söz konusu. Türk, Kürt, Arap kardeştir diyorsunuz.

– Evet çünkü sorunlarımız çözülürse kimse Türkiye’yi tutamaz. Şunu unutmayalım: Burası bizim ülkemiz. Hep dışarıdan bize insanlar gelir. Balkanlar’dan, Afganistan’dan, Suriye’den ama bizim gidecek yerimiz yok. İnsanlar sokağa dökülmüyorsa, bu barış sürecinin bir eseridir. Cumhurbaşkanımız orada büyük bir cesaret gösterdi. Eskiden küçük bir şey olsa insanlar sokağa dökülüyordu. Şimdi neler oluyor. Halk hâlâ barış bekliyor. O yüzden sokağa çıkan yok. Bence Cumhurbaşkanımız şaşırtacak yine bizi. İç düzenimizi sağlarsak, kimse bu ülkeye bir şey yapamaz. Biz içimize sokmayacağız fitneyi. Benim gibi düşünen, benden çok üstün insanların düşünceleri bu ülkeyi iyi bir yere getirdi. Bakın bu ülke kötüye gitmiyor. Böyle olduğu için bizimle oynamak, kimyamızı bozmak istiyorlar.

KIZLARIMIN HEPSİ OKUDU
– Sizin kızlarınızla aranız nasıl?

– Benim dört kızım var, dördü de üniversite okudu. En büyük çocuğum oğlumdur. Çocuklarımla aram hep iyi olmuştur.

– Sizin için oğlunuzun yeri ayrı mı?
– Hayır, hayır, hayır. Bazı yerlerde kızlarım bazı yerlerde de oğlum öne geçer. Elbette benden sonra oğlumdur. Ama bu demek değildir ki kızlarım ondan geridedir.

– Siz bunları yazıp çiziyorsunuz, bir kanaat önderisiniz. Size kızanlar oluyor mu bunları neden yazıyorsunuz diye?
– Ben her yerde anlatıyorum, özellikle kadının gücünü. Hatta bir aşiret reisi diyor ki “Bu Hamit ne anlatıyor?” Eşi de diyor ki “Doğru değil mi, sen bensiz hareket edebilir misin?” Ben kızımı hukuk okusun diye Kıbrıs’a gönderdiğimde bir arkadaşım beni çok eleştirdi. Bugün o aynı yere torununu gönderiyor. Ama bunu benden 20 sene sonra yapıyor.

BİZİM DAVAMIZDA 39 ERKEK, BİR KADIN ÖLDÜ
– Siz bir aşiret liderisiniz. Sonuçta sizin de elinizde büyük bir güç vardı. Ne oldu da aklınız değişti?

– Ben Siverek Lisesi’nde okudum, liseyi bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi’nde ziraat okudum. Dünyaya baktığınız zaman gerçeği görmelisiniz. Olay Siverek’le, ağalıkla bitmiyor. Bir dünya var, sayısız pencere var. Güzel yaşamak varken, silahlarla insanların ölümüyle uğraşmak ne kadar doğru? Gidip kan davası uğruna hiç günahı olmayan birini öldürmek ne demek! Bizim kan davamızda 39 erkek, bir kadın öldü. Amcamın oğlu gitti kendi babasını, kardeşlerini öldürdü. Biri eczacıydı, kolejlerde okumuş insanlar. İlk öldüren mimarlıkta okuyordu.

– Sizin kan davası nasıl başladı?
– Kız kaçırmakla başladı. 70’li yıllarda oldu. Amcamın oğlu teyzesinin kızını kaçırdı. Kızın kardeşleri amcamın oğlunu öldürdü. Altı-yedi yıl sürdü. Kan davasını bilmeyenler çok rahat konuşuyorlar. Adam öldürmeyi kolay sanıyorlar. Sen yıllarca gece gündüz, her an öldürüleceğini ya da bir yakının ölüm haberini bekleyerek yaşıyorsun. Böyle bir yaşam olmaz.

KAYNAK: Sabah Gazetesi

TÖRE CİNAYETLERİNİ İSLAMA DAYANDIRMAK YANLIŞ

Evli bir kadının evlilik dışı ilişkisi, bir erkekle kaçması, kocasını terk edip
gitmesi, boşanmış bir kadının yabancı bir erkekle ilişkisi, bekâr bir kızın bir
erkekle ilişkisi, onunla kaçıp gitmesi, evli veya bekâr bir kadının kaçırılıp
tecavüze uğraması gibi olaylar töre ve namus cinayetlerinin başlıca sebeplerinden
sayılmaktadır.3 Böyle bir davranış bizzat olayın içinde olandan daha
fazla yakınları ve çevresi için kabul edilemez, utanç verici kara bir namus
lekesi olarak algılanmakta, bunu temizlemenin tek yolu da olaya karışanın
öldürülmesi olarak görülmektedir. Törenin gerektirdiği bu temizlik işlemi
yapılmazsa bunu yapması gerekenler toplumdan dışlanmakta ve korkaklık,
beceriksizlik gibi onur kırıcı hakaretlere maruz kalmaktadır. Bu toplumsal
baskıya direnemeyenler ya bu baskının gereğini yapmakta veya terk-i diyar
eylemektedir.
Hz. Âdem’den itibaren son Peygamber Hz. Muhammed’e kadar tüm
Peygamberlerin tebliğ ettiği ilahi dinlerin asıl hedeflerinden biri de ırz ve
namusu korumaktır. Dinler bunu gerçekleştirmek için maddi ve manevi, ahlaki
ve cezai her türlü tedbiri almış, emir ve yasaklarda bulunmuş, hatta
şartları oluştuğunda recm gibi taşlanarak öldürülme cezasını bile meşru
kılmıştır.
İlk insan aynı zamanda ilk Peygamber de olduğuna göre istisnasız her
toplumda görülen ırz ve namus duyarlılığının temelinde din olduğunu rahatlıkla
söyleyebiliriz. Ancak buradan hareketle “öyleyse töre ve namus cinayetlerinin
temelinde din vardır.” demek dinin bu olaya yaklaşımının bir
bütün olarak bilinmediğini gösterir. Bundan dolayıdır ki özellikle İslam’ın
öngördüğü cezai tedbirlerin uygulanmadığı veya mevcut hukuk düzeninin
kapsam dışı bıraktığı toplumlarda bazı kişiler kendilerini kurumların yerine
koyarak cezai tedbirleri uygulamaya kalkışmaktadırlar. İşte bu noktadan itibaren
olay töre cinayetine dönüşmektedir. Bu ayrımı yapamayan zihinlerde
töre cinayetleriyle din arasında -dillendirilmese de- zihinsel bir bağlantı kurulmaktadır.

TEDBİRLER ARTIRILMALI

Günümüzdeki iffet ve namusa karşı işlenen töre cinayetlerinin önlenmesi
için alınması gerekli tedbirlerin başında, bu olayların meydana gelmemesi
için hukuki tedbirlerin alınması ve mevzuat boşluğunun giderilmesi gerekir.Toplumun
hassas kabul ettiği konuya devlet duyarsız kalmamalı ve bu
konuyla ilgili hukuki boşluklar bırakmamalıdır. Cezai müeyyidesi olmayan
yasağın tam anlamıyla etkili olmadığı bir vakıadır. Bundan dolayı buraya
kadar bir kısmını özetle arz ettiğimiz manevi tedbirlere ilaveten İslam, ırz ve
namusa karşı işlenen suçlara -şartlar tahakkuk ettiği takdirde- ceza da öngörmüştür.
Bu cezaları celde, recm ve lian olmak üzere üç grupta toplamak
mümkündür. İleride delilleriyle arz edeceğimiz gibi ister kadın ister erkek
olsun zina eden kişi bekâr ise cezası yüz celde (sopa)’dir. Halen evli veya evlilik
geçirmiş ise cezası recm (taşlanarak öldürülme)’dir. Irz ve namusa karşı
işlenen suç zina değil de zina isnadı ise, mağdurun durumuna göre cezası
değişir. Şayet mağdur, zina isnad edenin hanımı ise cezası lianlaşma (lanetleşme)’dır.
Gayr-i meşru ilişki kurduğu kişi karısı değil de dışarıdan birisi
ise cezası seksen celdedir.

İSLAM'DA ZİNA SUÇU VE CEZASI

Zina Suçu ve Cezası Adaletin yerini bulması, cezayı suçsuzun çekmemesi için suçun şüphe ve tereddüdü bertaraf edecek şekilde sabit olması büyük önem arz eder. Bu sebeptendir ki diğer hakların veya suçların sübutunda iki şahit yeterli görüldüğü halde suça konu olan eylem ırz ve namus ile ilgili olduğunda dört erkek şahit aranmaktadır. “Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin” ayet-i kerimesi bunu amirdir. Bu şahitlerin, adalet sıfatı- nı taşıyan kişilerden olması da fakihlerin ittifakla aradığı şartlardandır. Aksi halde şahitlikleri muteber olmaz. Adalet vasfı, fakihlerin çoğunluğuna göre İslam’ın bildirdiği farzları yerine getirmek haramlarından kaçınmakla elde edilir.

Ebu Hanife ise şahitlerin Müslüman olmasını yeterli görür.Mahkeme gerekli gördüğü takdirde şahitlerin güvenilir olup olmadığını gizlice araştırır.Ayrıca suçun sübutu için şahitlerin gayr-i meşru ilişki olayını icra halindeyken görmüş olmaları gerekir. Beraber dolaşırken, hatta bir odadan beraber çıkarken görmeleri dahi yeterli değildir. Aranan bu şartlar muvacehesinde zina suçunun sübutu adeta imkânsız olmasına rağmen bu şartların getirilmesi İslam’ın ırz ve namusa verdiği değerin ifadesidir.

Bundan dolayıdır ki, İslam tarihinde az da olsa uygulanan zina cezaları şahitlerle ispat edilerek değil de faillerin yargı önünde en az dört kez kesin suç itirafları ile sabit olmuştur. İtiraf sıdka ve kizbe, yalana ve doğruya ihtimali olmakla beraber doğruluğu ağır basan ispat yollarından biridir.“Kişi ikrarıyla muaheze olunur.”esasına göre zina itirafında bulunan ceza ehliyetini haiz kişilere uygulanır.

Ancak yine de hâkim suçun keyfiyetini, zaman ve mekânını sorarak şüphe ihtimalini ortadan kaldırır. Zira İslam ceza hukukunda az bir şüpheden dolayı bile had cezalarının düşmesi önemli esaslardandır.

Nitekim Resulullah (s.a.), huzurunda zina itirafında bulunan kişiye “belki sadece öpmüşsündür veya sadece dokunmuşsundur” diyerek iyice tahkik ettikten sonra recmedilmesini emretti.Bir başka zina ihbarında da “Ya Üneys! Şu adamın karı- sına git, itiraf ederse recm et”buyurması da itirafla zina suçunun sabit olduğunun açık delilidir.