Şehadetinin sene-i devriyesinde Hasan El Benna'yı rahmetle anıyoruz.(12 Şubat 1949)

"Nefsinle şiddetli bir şekilde mucadele et ki, onun yularını ele alasın; gözünü haramdan ayır. Duygularına hakim ol.. İç güdülerine karşı mukavemetli ol. Onu daima helale ve güzele yönelt. Onunla haram arasında engel ol..."

Her zaman Allahın murakabesinde olduğunu unutma, Ahreti hatırla ve ona hazırlık yap, Allahın rızasına ulaştıran suluki merhalelerini azim ve himmetle kat et... Nafile ibadetlerle ona yaklaş. Geceleyin namaz kılmak, en azından ayda üçgün oruç tutmak, kalbi ve lisani zikri çokça yapmak ve çeşitli hallerde varid olan dualarla meşgul olmak bu kabildendir.

hasan el benna kimdir ile ilgili görsel sonucu

İşte O'nun Gençlere Tavsiyeleri:

1-Şartlar ne olursa olsun ezanı duyduğunuz zaman namaza kalkın.
2-Kur'an'ı Kerim'i okuyun, inceleyin veya dinleyin. Azıcık zamanınızı bile yararsız işlere ayırmayın.
3-Dilinizi düzgün konuşmaya çalışın. Çünkü bu Müslüman olmanın belirtisidir. Arapça’yı öğrenin, çünkü Kur'an en güzel şekilde Arapça ile anlaşılır.
4-Hiç bir konuda aşırı tartışmayın. Zira gösteriş hiç bir zaman yarar sağlamaz.
5-Fazlaca gülmeyin. Çünkü Allah'a bağlı olan gönül, sakin ve vakarlı olur.
6-Maskaralık yapmayın. Çünkü mücahid bir millet, ciddiyetten başka bir şey tanımaz.
7-Dinleyicinin işiteceğinden fazla sesinizi yükseltmeyin. Çünkü bu bencillik ve eziyet vermektir.
8-Kişileri çekiştirmek ve tavırları küçümsemekten sakının. Hayırdan başka bir şey konuşmayın.
9-Karşılaştığınız kardeşlerinizle sizden istemese bile tanışmaya bakın.
10-Görevler vakitlerden fazladır. Vakitten yararlanmak için başkasına yardımınızı esirgemeyin. Yapacak bir göreviniz varsa onu en kısa yoldan en güzel şekilde bitirmeye çalışın.
11-Her hususta temizliğe önem verin. Evinizde, elbiselerinizde, vücudunuzda, iş yerinizde. Çünkü bu din, temizlik üzerine kurulmuştur.
12-Ahdinize, sözünüze ve vadinize vefa gösterin. Şartlar ne olursa olsun bunlara muhalefet etmeyin.
13-Okuma ve yazmanızı sağlamlaştırın. Müslümanların gazete ve dergilerini çokça mütalaa edin. Küçük de olsa kendinize ait bir kütüphaneniz olsun. İhtisas sahibi iseniz branşınızda derinleşin.
14-Hükümet vazifelerine düşkün olmayın ve onları rızkın en dar kapısı olarak bilin. Ama size verildiği zaman da reddetmeyin. Davanın vecibeleri ile tamamen çatışmadığı müddetçe bu vazifelerden ayrılmayın.
15- Malınızın bir kısmı ile davaya katılın, üzerinize farz olan zekâtı cemaate verin. Geliriniz ne kadar az olursa olsun, ondan fakir ve yoksullara bir hak ayırın.
16- Az da olsa malınızın bir kısmını beklenmedik hadiseler için ayırın ve katiyen lüks eşyaya kapılmayın.
17- Durmadan tevbe ve istiğfar edin. Uyumadan evvel birkaç dakikanızı nefsinizi muhasebeye ayırın. Şüpheli şeylerden kaçının ki harama düşmeyesiniz.
18- Eğlence yerlerine yaklaşmak şöyle dursun, onlara karşı bir savaşa girişmelisiniz. Bütün konfor ve rehavet görüntülerinden uzaklaşın.
19- Her yerde davanızı yaymaya çalışın. Nefsinizle şiddetli bir şekilde mücadele edin ki, onun yularını ele alasınız; gözünüzü haramdan ayırın, duygularınıza hâkim olun.
20- Sürekli cemaatle ruhen ve amelen bağlantılı olun ve kendinizi daima kışlasında emir bekleyen bir asker gibi kabul edin.

21- Bütün muamelelerinde faizden kaçın ve kendini bu mikroptan temizle

22-Az da olsa malının bir kısmını beklenmedik hadiseler için ayır ve katiyyen lüks eşyaya kapılma.

23-Her yerde davanı yaymaya çalış, Önderlik senin her hallerine vakıf olmalıdır. Önderliği direkt etkileyen bir işi danışmadan yapma...

hasan el benna kimdir ile ilgili görsel sonucu

Hasan el-Benna Kimdir?

Hilafet sonrası dönemin ilk İslâmî hareketi Müslüman Kardeşlerin kurucusu Hasan el- Benna'yı detaylıca tanıyalım..

HASAN EL-BENNA KİMDİR?

Hasan b. Ahmed b. Abdirrahman el-Benna’dır. Hicri 1325 yılının Rabiulevvel ayında (Ekim, 1906) Buhayra vilayetine bağlı Mahmudiye kasabasında doğdu. Kasabadaki mekteplerde başladığı eğitimine Demenhur’de, sonrasında Kâhire’de devam etti. Hicri 1346 (Miladi 1927) yılında da Daru’l-Ulum’dan mezun oldu.
Babasının arzu ve isteği üzerine genç yaşta Kur’ân’ı ezberledi. Sonrasında yine babasının teşvikiyle kendisi İmam Ebu Hanife’nin mezhebini, diğer kardeşleri de Maliki, Hanbeli ve Şafii mezheplerini okuyup öğrenmeye koyuldular.

Bu arada babasının mesleği olan saatçiliği de babasından öğrendi. Medrese eğitimi süresince de babasının dükkanında bu mesleği icra etti. Medrese çıkışı yatsı namazına kadar babasının dükkanında çalışır, yatsı namazından sonra derslerine çalıştıktan sonra da uyurdu. 12 Şubat 1949 yılında 43 yaşlarındayken şehit oldu.
İşte asil, şerefli, temiz, aydın, takva sahibi, seçkin ve Kur’ân hafızı olan Hasan Ahmed Abdurrahman el-Benna budur. Allah müstehakını versin Akkad’ın (Abbas Mahmud el-Akkad), bizzat kendi sesiyle radyodan Hasan el-Benna’nın babasının Yahudi olduğunu ifade etmesinin bizim için bir değeri yoktur. Ki Akkad’ın Allah için tek bir rekat dahi kıldığı görülmüş değildir. Dinleti ile toplantılarını da Cuma namazına denk gelecek şekilde ayarlardı ki onu dinleyenler Cuma namazına gitmesinler. Ayrıca Cuma namazının kılınmaması gerektiği fikrini de ısrarla dile getirirdi.

Akkad bu iddiasını devlet radyosunda, zorba ve şerefsiz kral Faruk, üstat Benna’ya suikast planlarını yaparken dile getirmişti. O sıralar da İhvan’ın böylesi iftira ile yalanlara cevap verme imkanı bulunmuyordu. Zira geneli hapishanedeydi, evleri, büroları kapatılmıştı, mallarına el konulmuştu.

HASAN EL-BENNA’NIN AİLE ORTAMI

Hasan el-Benna dindar, ahlaklı ve ilim sahibi bir aile ortamında yetişti. Babası Mısır’da ve diğer ülkelerde tanınan bir hadis alimiydi. Ahmed, Şafiî, Mâlik ve Ebû Hanife’nin Musned’lerini okumuştu. İmam Şafiî’nin Musned’ini fıkhî konularına göre tertip etmiş ve bu eserine Bedâi’u’l-Münen fî Tertîbi Musnedi’l-İmâm eş-Şâfiî ve’s-Sünen adını vermişti. İmam Ahmed’in Musned’ini fıkhî konularına göre tertip etmiş ve bu eserine el-Fethu’r-Rabbânî bi-Tertîb Musnedi’l-İmâm Ahmed b. Hanbel eş-Şeybânî adını vermişti. Ayrıca İmam Ahmed’in Musned’ine şerh yazmış, hadislerinin tahricini yapmış, içinde bulunan hükümleri çıkarmış ve bu esere de Bulûğu’l-Emânî Min Esrâri’l-Fethi’r-Rabbânî adını vermişti. Ancak eserin hacmini fazla bulunca muhtasarını yazmış ve buna da Muhtasaru Bulûğu’l-Emânî Min Esrâri’l-Fethi’r-Rabbânî ismini vermiştir.

hasan el benna kimdir ile ilgili görsel sonucu

Hasan el-Benna’nın babasının büyük çabalarla İmam Ahmed’in Musned’ini fıkhî konularına göre tertip etmesi hem öğrencilerin hem de alimlerin bu eserden daha fazla faydalanmalarına olanak sağlamıştır.

Malumdur ki musnedler sahabelere dayandırılan hadisleri içermektedir. Bu açıdan her bir sahabenin ayrı bir musnedi bulunmaktadır. Yani her bir sahabenin taharet, ibadet, muamelat, cihad, siyer, hükümler, devletlerarası ilişkiler gibi alanlarda rivayet ettiği hadisleri vardır. Bir öğrenci örneğin cihad hakkında bir hadisi bulmak istese bir sahabeden gelen tüm hadisleri okuyup gözden geçirmesi gerekir ki istediği hadisi bulabilsin. Bu sahabeden istediği hadisi bulamadığı zaman başka bir sahabeden gelen tüm hadisleri taraması gerekir. İstediği konu hakkındaki bir hadisi bulabilmesi içinde bu şekilde yoğun bir çaba haracayacaktır.

Ancak İmam Ahmed’in Musned’i konularına göre Hasan el-Benna’nın babası tarafından el-Fethu’r-Rabbânî adıyla bu şekilde tertip edilince bu yönde öğrencilere bir kolaylık sağlanmış oldu. Kişi örneğin cihad veya faiz veya kira konularında hadis bulmak, öğrenmek istese eserin fihristinden cihad veya faiz veya kira gibi aradığı bağlığı açar ve konu hakkındaki hadisleri kolay bir şekilde bulabilir. Bunu yaparken ayrıca hadisin sıhhat derecesi ile içerdiği hükümleri de öğrenmiş olur.

Hasan el-Benna’nın babası, hadis alanında otorite olmasının yanında bir de geçimini sağladığı ve ustası olduğu bir mesleği vardı. O da saat tamirciliğiydi ve insanlar arasında “Saatçi” olarak bilinirdi.

EL-BENNA’NIN YETİŞME DÖNEMİNDE SİYASİ-SOSYAL ORTAM

Hasan el-Benna dünyaya gözlerini açtığında Mısır, İngilizlerin işgali altındaydı. Mısır’ın tüm kaynakları sömürüyor, ülkenin siyaseti, ekonomisi, askeri, polisi ve her türlü alanları kendileri tarafından idare ediliyordu.

Mısır hükümetinin elinde herhangi bir yetki yoktu ve bütün işlerde İngiliz idaresinin emri altındaydı. Zamanın Mısır kralı da aynı şekilde İngilizlerin hiçbir emrine karşı gelmiyordu.

Mısır’da bulundukları süre içerisinde İngilizler ülkenin bozulması ve ahlaksızlığın yayılması konusunda ellerinden gelen çabayı göstermişlerdir. İslam’ın iman ve ahlaka yönelik bütün değerlerine karşı savaş açmış, umumi evlerin açılmasına ruhsat vermiş, cahili adetlerin ayakta tutulması için gerekli her türlü teşvik ve desteği sağlamışlardır. Bu çalışmaları sonucu da gençlerin ahlakını bozup arzularının peşine düşürebilmişlerdir.

İmam Hasan el-Benna bu durumu anlatırken şöyle der: “İnsanlarımızın bu tür ağır nefsani meşgalelerin içinde olmasına, başıboş dolaşmasına, kahvehanelere doluşmasına, fesadın kaynağı olan, ahlakı bozan salonlara gidip gelmesine şaşırır dururduk. Birini çevirip de neden böylesi sıkıcı ve boş oturmaların peşinde olduğunu sorsan, “Vakit öldürüyorum” der. Oysa bu zavallı bilmez ki vaktini öldüren kişi aslında kendini öldürüyordur. İnsanların bu durumuna şaşardık. Oysa çoğu da okumuş entelektüel insanlardı ve böylesi bir ataleti önleme konusunda bizden daha önde olması gereken kişilerdi. Sonra birbirimize bunun, ümmetin en tehlikeli hastalıklarından birisi olduğunu, bu hastalığın tedavisi için gerekli çalışmaların yine aynı ümmetin bireyleri tarafından yapılması gerektiğini söylerdik.”

Ahlaki fesat ile çöküntülere rağmen yine de Mısır halkı ara sıra İngilizlere karşı toplu gösteriler yapıyor, genel grevlere gidiyordu. Bu tür faliyetlerin de başını ülkenin ileri gelenleri ile eşrafı çekiyordu. Bu tür eylemlerde ülkenin bağımsızlığına vurgu yapan pankartlar açılıyor, hamasi marşlar söyleniyordu. Bu mücadele heyecanını söndürmek isteyen İngiliz askerlerine karşı bazen direniş gösterildiği de oluyordu.

İmam Hasan el-Benna bu konuda şöyle der: “Kasabamıza giren ve çoğu yerinde karargah kuran İngiliz askerlerini hâlâ hatırlarım. Bazı askerler kasabalılardan bazılarına dalaşınca askerlerden biri elindeki deri kemerle kasabalı birisinin peşinde koşmaya başladı. Ancak kasabalı adam askeri diğerlerinden uzaklaştırıp baş başa kalınca ona temiz bir dayak çekti. Asker de aşağılanmış ve dayağını yemiş bir şekilde geri döndü. Yine kasaba halkının, İngiliz askerlerinin saldırıp eve girmesine engel olmak ve çoluk çocuğu korumak için kasabada geceleri sırayla nöbet tuttuklarını hatırlarım.”

Üstat Hasan el-Benna aynı zamanda Türkiye’de hilafetin kafir ve laik biri olan Mustafa Kemal Atatürk tarafından kaldırılmasına da şahit olmuştur.

ÇOCUKKEN ALLAH TARAFINDAN KORUNMASI

Üstat Hasan el-Benna’nın çocukluk dönemini araştıran kişi henüz çocuk yaştayken tehlikelerden, dişlerinden zehir taşıyan yılanlar gibi her türlü zarar verecek şeylerden Allah tarafından korunduğunu da görecektir. Örneğin;

1- Babası ona şöyle bir olayı anlatır: “Henüz altı aylık bir bebektin ve annenle birlikte derin bir uykuya dalmıştın. Ben de gece yarısından sonra işiten eve gelmiştim ki gördüğüm şey karşısında kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Korkunç bir yılan yanı başında kıvrılmış, başını da senin başının yanına uzatmıştı. Başı neredeyse senin başına değecek kadar yakındı. O an korku ve endişeden neredeyse kalbim yerinden fırlayacak gibiydi. Hemen Rabbime yalvarıp yakarmaya başladım. Önce kalbim sakinleşti, sonra korkum gitti. Yılanın zararını savmak için okunan bir rukye de o anda dilimden dökülüverdi. Rukyeyi henüz bitirmiştim ki yılan geri çekilip deliğine girdi. Oğlum! Allah’ın, ezeli ilminde senin hakkındaki hikmet ile takdiri bu şekilde seni yılanın sokmasından kurtardı.”

Babasının o an okuduğu rukye (dua): “Allahım! Nuh’un ve Süleyman b. Davud’un onlardan aldığı ahid adına bize zarar vermemelerini senden diliyorum” şeklindeydi.
Tirmizî’nin de İbn Ebî Leyla’dan naklen bildirdiğine göre Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Evinizde yılan gördüğünüz zaman ona: “Nûh’un sizden aldığı ahid adına, Süleymân’ın sizden aldığı ahid adına bize zarar vermemenizi istiyoruz” deyin.” Tirmizî: “Hasen garîb hadistir” demiştir.

2- Üstat Hasan el-Benna çocukluğunda birçok defa ölüm tehlikesi geçirmiştir. Bir defasında kardeşi Abdurrahman ile birlikte evde oynarken evin tavanı üzerlerine çökmüştü. Ancak tavan, merdivenlerin korkuluklarına dayanmış ve bu şekilde ezilmekten kurtulmuşlardı. Daha sonra da yardım gelip enkaz kaldırılmıştı.

3- Bir defasında sekiz metreden daha yüksek olan bir evin damından aşağıya düşmüş ancak erzak üzerine çekilen bir tentenin üzerine geldiği için kendisine bir şey olmamıştı.

4- Bir defasında sel sonrası saldırgan bir köpekten kaçarken su dolu bir kanala düşmüş ancak erkekler inip onu çıkarmaya cesaret edememişlerdi. Onu gören bir kadın hemen üst giysisini çıkarmış ve onu kurtarmak için suyun içine atlamıştı.

5- Yine bir defasında bindiği at ürküp koşmaya başlayınca boyun hizasında olan tahta bir bariyere denk gelmişti. Kafasının çarpması halinde ölebilecekken hızlı bir şekilde arkaya doğru eyerin üzerine uzanmış ve bu şekilde at tahta bariyerin altından geçmişti.

İlgili resim

ÖRNEK DAVRANIŞLARI

1- Namazları Cemaatle Kılmaya Dikkat Etmesi :

Üstat Hasan el-Benna çocukluğundan okul hayatına kadar dinine sıkı sıkıya bağlı birisiydi. Okul döneminde ders saatinde olsa bile namazı cemaatle kılmaya özen gösterirdi. Henüz öğrenci iken öğle ile ikindi namazlarının ezanlarını kendisi okur, bazı öğretmenleri de namaz için ezan okumasına izin verir, bunu hoşgörü ve memnuniyetle karşılarlardı.

Bazı öğretmenleri de okul disiplinini sağlamak için dersten çıkıp ezanı okumasını istemezlerdi. Ancak Üstat Hasan el-Benna bu yönde onların izin vermemelerine aldırmazdı. Öğretmenlerinin bu yanlış tutumuna aldırmaz ders saatinde olsa bile çıkıp vakit namazı için ezanı okur, öğretmenine de: “Yaratana isyan konusunda yaratılana itaat olmaz” derdi. Bu konuda da öğretmeniyle öyle keskin bir tartışmaya girerdi ki öğretmen ondan kurtulmak için izin vermekten başka bir çare bulamazdı.

2- Farklı Giyinmesi :

Üstat Hasan el-Benna henüz öğrenci iken sade bir sarık takar, hacıların giydiği terliklerden giyer, giysisinin üzerine de beyaz bir hırka atardı. Bir defasında okula ziyarete gelen Milli Eğitim Müdürü onun bu halini görünce: “Neden öyle giyiniyorsun?” diye sordu. Hasan el-Benna: “Sünnet olduğu için öyle giyiniyorum” karşılığını verdi. Müdür: “Diğer bütün sünnetleri yerine getirdin de giysi konusundaki sünnet mi kaldı?” deyince, Hasan el-Benna: “Hayır! Diğer sünnetler konusunda kusurluyuz. Ancak yapabildiklerimizi de yaparız” karşılığını verdi. Müdür: “Ama bu şekilde okul disiplinini bozmuş oluyorsun” deyince, Hasan el-Benna: “Efendim, neden bozmuş oluyorum ki? Okulun disiplininin sağlanması okula devam etmekle olur. Oysa ben hiçbir dersi kaçırmış değilim. Okul disiplinini sağlamak iyi bir ahlakla olur. Allah’a şükür bu konuda öğretmenlerim benden çok memnunlar. Okul disiplinini sağlama öğrenme ve çalışmakla olur. Oysa arkadaşlarım içinde en başarılı kişi benim. O halde nasıl oluyor da okul disiplinini bozmuş oluyorum?” karşılığını verdi. Müdür: “Ancak mezun olduktan sonra bu şekilde giyinmekte ısrar edersen Milli Eğitim Müdürlüğü, öğrencin olacak çocukların durumu garipsememesi için seni öğretmen olarak atamaz” deyince, Hasan el-Benna: “Henüz dediğiniz şeyin zamanı gelmiş değildir. Zamanı geldiğinde müdürlüğün beni atayıp atamama özgürlüğü olduğu gibi benim de öğretmen olup olmama özgürlüğüm vardır. Rızıklar da Milli Eğitim Müdürlüğü’nün veya ilgili bakanlığın değil Allah’ın elindedir” karşılığını verdi. Hasan el-Benna bu şekilde cevaplar verince Milli Eğitim Müdürü sustu. Susunca da öğretmen araya girdi. Ancak Müdür Hasan el-Benna’ya güzel birkaç laf ettikten sonra onu gönderdi, sorun da bu şekilde halledilmiş oldu.

3- İyiliği Emredip Kötülükten Sakındırması :

- Öğrenci Hasan el-Benna şöyle der: “Bir gün Nil’in kıyısına gittim. Kalabalık bir işçi topluluğu yelkenli gemi yapımında çalışıyordu. Oradaki gemilerden birinin direğine sahibi simge olarak ahlaka aykırı olacak şekilde çıplak bir heykel koymuştu. Özellikle de Nil’in kıyısının bu tarafına kadınlar ile kızlar çokça gelir ve su doldururlardı. Gördüğüm şeyden rahatsız olduğum için de mıntıkaya bakan polis karakolunun amirine gittim ve gördüğüm bu rahatsız edici durumu ona da anlattım. Amirin de kıskançlığı tutmuş olacak bu durumdan çok rahatsız oldu ve hemen kalkıp benimle birlikte gemi sahibinin yanına gitti. O simgeyi hemen oradan indirmesini söyledi. Bununla da kalmadı diğer gün sabah okuluma geldi. Yaptıklarımı öğretmenime büyük bir sevinç ve memnuniyet içinde anlattı.”

- Okul öğrencilerinin çoğunu namazları camide cemaatle kılmaya teşvik etmiş ve bunu başarmıştır. Bu cami küçük bir cami olup okulun da hemen yanındadır. Öğle yemeğinden sonra vakitleri olduğu ve bir arada bulundukları için de genelde öğle namazlarını cemaatle kılarlardı.

Anlatılana göre bir defasında caminin imamı camiye uğradığında birinin müezzin olup ezan okuduğunu, birinin de arkasında öğrencilerden oluşan üç veya dört saflık cemaate namaz kıldırdığını gördü. Caminin suyunun bitmesi ve camideki hasırların yıpranmasından endişe edip namazı bitirmelerini bekledi. Namazı bitirdiklerinde de güç kullanarak ve tehditler savurarak onları dağıtmaya çalıştı. İmamın bu tavrı karşısında da kimisi oradan uzaklaştı kimisi de yerinde durdu.

Bunun üzerine Hasan el-Benna, imama içinde sadece: “Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki onları kovup ta zalimlerden olasın!” ayetinin yazılı olduğu bir mektup yazdı ve postayla gönderdi. İmam bunu yazanın kim olduğunu anlayınca Hasan el-Benna’nın babasına gitti. Bu yapılandan yana ona şikayette ve sitemde bulundu. Hasan el-Benna’nın babası da öğrencilere iyi davranması konusunda imama nasihatler etti. Öğrenciler de caminin su havuzunu dolduracaklarına ve hasırların yıpranması halinde toplanacak yardımlarla camiye yeni hasır alacaklarına dair imama söz verdiler.

KURDUĞU CEMİYETLER İLE İÇİNDE YER ALDIĞI CEMİYETLER

Üstat Hasan el-Benna, İslamî bir ortam ve toplumda yetişti. Şeriat ilimlerini öğrendi. Bu alandaki eğitimi ona bir müslümanın görevinin insanları Allah yoluna davet etmesi, gafil olmaları halinde onlara hayrı gösterip öğretmesi, bulaşmaları halinde de onları kötülükten alıkoyması gerektiğini gösterdi.

Bundan dolayıdır ki bazen kendi başına bazen de grup olarak davete yönelik cemiyetler kurma faliyetini başlattı. Bu cemiyetlerde de kurum olarak, hem cemiyete hem de cemiyetin üyelerine yönelik özel hedef ve kurallar belirlendi. Bu cemiyetlerden bazıları:

1- Ahlak Ve Edeb Cemiyeti :

Reşad Dini Bilgiler Okulu’nda kurulan bu cemiyetin iç işleyişine yönelik yazılı olarak şöyle kuralları vardı:

a- Müslüman kardeşine dil uzatan kişi ceza olarak 1 Milim öder.

b- Müslüman kardeşinin babasına dil uzatan kişi ceza olarak 1 Milim öder.

c- Müslüman kardeşinin annesine dil uzatan kişi ceza olarak 1 Kuruş öder.

d- Dine dil uzatan kişi ceza olarak 2 Kuruş öder.

e- Başkasıyla münakaşa eden kişi aynı şekilde ceza olarak 2 Kuruş öder.

Yönetimdeki meclis üyeleri ile başkanın bu kuralları ihlal etmeleri halinde ise diğer üyelerden daha fazla ceza öderler.

Bu kuralları uygulamayan kişiyle uygulayana kadar diğer arkadaşları onunla ilişkiyi keserler.

Cemiyetin tüm üyelerinin dine sıkı sıkıya sarılmaları, namazları vaktinde kılmaları, Allah’a, anne babaya ve yaşça kendilerinden büyük olanlara itaat etmeye özen göstermeleri bir görevdir. Kuralların ihlalinden dolayı ceza olarak toplanan paralar hayır işlerinde harcanacaktır.

Cemiyetin öğrencilerden oluşan üyeleri ortak bir kararla kendileri gibi öğrenci olan Hasan el-Benna’yı cemiyetin başkanı seçtiler.

hasan el benna kimdir ile ilgili görsel sonucu

2- Haramları Önleme Cemiyeti :

Bu cemiyetin üyeleri haftalık olarak en az 5 en fazla da 10 Milim aidat ödüyordu. Cemiyetin üye görev dağılımı da şu şekildeydi:

Üyelerden bazılarının görevi yapılacak uyarıların, yazılacak mektupların içerik ve metinlerini derleyip toplamaktı. Diğer bazı üyeler de bu metinleri yazıya geçecekti. Bazıları yazılı bu metinlerin basımıyla ilgilenecekti. Geri kalanlar da bu mektupların sahiplerine dağıtımından sorumluydu. Bu uyarı mektuplar günah işleyen, özellikle namaz konusunda ibadetlerini hakkıyla ifa etmeyen, Ramazan ayının orucunu tutmayan, erkeklerden altın takınan ve benzeri münker şeyleri yapan kişilere gönderiliyordu. Böylesi kişilerden biri cemiyet üyelerinden biri tarafından görüldüğünde kendisine o konuda uyarı mahiyetinde bir mektup gönderiliyordu. Ancak bu mektuplar sahibi tarafından görülecek bir yerde cemiyet üyelerinden biri tarafından gizlice bırakılıyor, mektubu alan kişi onu getirenin kim olduğunu bilemiyordu.

Cemiyetin bu faliyeti insanlar arasında duyulup yayılmasına rağmen üyelerinin veya bu işi yapanların kimler olduğu bilinmiyordu. Cemiyet bu faliyetini 6 ay kadar sürdürdü. İnsanlar da böylesi bir hareketi çok beğendi. Ancak kahvehanesine dansöz getiren bir adamın uyarı mektubunu bırakan cemiyet üyesi kahve sahibi tarafından yakalanınca cemiyet deşifre oldu.

3- Hasâfiyye Hayır Cemiyeti :

Dinî olan bu cemiyetin genel sekreteri yine öğrenci olan Hasan el-Benna idi. Hasan el-Benna’nın kendi memleketi olan Mahmudiye kasabasında kuruldu ve ilk faliyetlerini orada yaptı. Bu cemiyetin çok önemli iki hedefi vardı:

Birincisi: İnsanları hayra davet etmek, ahlaki meziyetleri yaymak ve içki, kumar gibi yaygın kötülüklerin önüne geçmek, ölü ardından yas tutma gibi bidatlere karşı mücadele etmektir.

İkincisi: Ülkede Hıristiyanlığı yaymaya çalışan İngiliz misyonerlerine karşı mücadele etmek. Bu misyonerlik faliyetleri de hemşirelik, dikiş nakış öğretme ve kimsesiz genç erkek ile kızları barındırma adı altında yürütülüyor ve bu hareketin başını üç tane kız çekiyordu. 

Bu cemiyet kendi alanında çok önemli faliyetler yapmış ve görevlerde bulunmuştur ki bu cemiyetin bu alanda yerini daha sonra İhvan-ı Müslim Cemiyeti almıştır.

4- İslam Ahlakı ve Meziyetleri Cemiyeti :

Hasan el-Benna eğitimi için Kahire’de bulunduğu süre içerisinde bu cemiyetin faliyetlerine katılmıştır. Bu cemiyetin hem sosyal hem de kültürel alanda çok büyük faliyetleri olmuştur. Cemiyet merkezinde herkese faydası olacak konularla haftalık konferanslar düzenler, büyük katılımlarla izdihamlar yaşanırdı.

Hasan el-Benna der ki: “Bu cemiyetin konferanslarına katılmaya azami dikkat gösterirdim. Kahire’de bulunduğum süre içinde de cemiyetin faliyetlerine bir üyesi gibi katılırdım.”