Kimilerine göre hayat, geçim dünyasıdır, kimilerine göre geçim dünyasıdır, kimilerine göre ise imtihan sahasıdır. Fakat bütün insanlar için ortak bir payda vardır ki, dünyada yaşarken temel ihtiyaçlarını karşılamasıdır. Ama bunun sınırı ne olmalıdır? Dünyalıklar amaç mıdır, araç mıdır? Dünya ve içindeki her şeyin araç olduğunu farz edersek, bu durumda asıl amaç nedir? İnsan, ruh ve beden huzurunu nasıl elde edebilir? Gerçek huzur nedir? Hakiki kazanç ve menfaat nedir? Bu soruların cevapları ve insanın dünya ve ahrette mutlu olmasını temin edecek kurallar nelerdir? İşte bu türden soruların cevaplarını ortalayarak, rızkın, insan için hayırlı ve bereketli olması ve hayırlara vesile olması hangi şartlarda mümkün olabileceği sorusunu, Kur’an ve Sünnete arz edeceğiz. Sorumuz şudur; rızkı artıran etkenler var mıdır, varsa nelerdir?

1- ALLAH’TAN GEREĞİ GİBİ SAKINMAK (TAKVÂ) VE EN GÜZEL ŞEKİLDE TEVEKKÜL

“Eğer, o memleketlerin halkları îmân etseler ve Allâh’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler (in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.” (A’râf, 96.)

“Kim Allâh’a karşı gelmekten sakınırsa Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allâh’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah her şeye bir ölçü koymuştur.” (Talâk, 2-3.)

Ebu Zerr’den (naklen) rivâyet etti ki, O şöyle dedi: Rasûlullâh (sav) şöyle buyurdu: “Muhakkak ki ben gerçekten bir âyet biliyorum. Şâyet insanlar onu alıp uygulasalardı, o onlara yeterdi. (O âyet şudur): “Kim Allâh’a (karşı gelmekten) sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu yaratır!” (Talâk, 2.) (Darimi, Rikak, 16)

“Hz. Ömer (ra) Peygamber Efendimiz’in (sav) şöyle dediğini rivâyet etti: “Eğer siz Allâh’a gereği gibi tevekkül etseydiniz kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de rızıklandırırdı. Onların sabah aç çıktığını akşam tok döndüğünü görmez misiniz?” (İbn Hanbel, I, 30)

2- GECE GÜNDÜZ ÇOKÇA İSTİĞFÂR ETMEK. PİŞMÂN OLMAK, GÜNAHTA İSRÂR ETMEMEK

“Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü o çok bağışlayıcıdır. (Bağışlama dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.’Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.’” (Nûh, 10-12.)

İbn Abbâs (r. anhuma) Resûlullâh’ın (sav) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: “Allah (azze ve celle), istiğfâra devâm eden kimsenin her sıkıntısı için bir çıkış yolu ve her keder için bir ferahlık sağlar. Onu hiç beklemediği bir yerden rızıklandırır.” (Ebu Davud, Tefriu’ ebvabi’l-vitr, 26)

3- NAMAZI HUŞÛ İÇİNDE, TA’DÎL-İ ERKÂNA RİÂYETLE VE FARZLARI CEMAATLE KILMAK

“Âile fertlerine namazı emret, kendin de bunda kararlı ol. Senden rızık istemiyoruz; asıl biz seni rızıklandırıyoruz. Mutlu gelecek, günahlardan sakınanların olacaktır.” (Tâhâ, 132.)

Hâlid’den, o da Enes b. Şîrîn’den naklen rivâyet etti: Demiş ki: Ben, Cündb b. Abdillâh’ı şöyle derken işittim: Resûlullâh (sav): “Her kim sabah namazını cemaatla kılarsa, o kimse Allâh’ın zimme­tindedir. Sakın Allah zimmetine âid bir şey’den dolayı sizi talep etmesin. Talep ettiği kimseyi de yetişerek, cehennem ateşine tepetaklak atmasın!” buyurdular. (Müslim, Mevizus-Salat, 261)

Hanzale el-Katib’den (Radıyallâhü anh): Rasûlullâh’ın (sav) şöyle dediğini işittim: “Kim beş vakit namazı rukûları, secdeleri, abdestleri ve vakitleri ile korur/devâm eder ve namazın Allah’tan gelen bir hak olduğunu da bilirse cennete girer” ya da dedi ki “cennete girmesi gerekli olur.” (A. İbni Hanbel, IV, 266)

Abdullah İbn-i Ömer’den rivâyet edildiğine göre; Resûlullâh (sav) şöyle buyurdu, demiştir: “Adamın cemaatla kıldığı namaz, adamın kendi başına kıldığı namazdan yirmi yedi derece üstündür.” (İbni Mace, Mesacid, 16)

4- DUHA(KUŞLUK) NAMAZI KILMAK

Zerr’den, o da Pey­gamber (sav)’den naklen rivâyet etti ki, şöyle buyur­muşlar: “Her birinizin, her bir mafsalına karşı bir sadaka vardır. Her teşbih, bir sadakadır. Her tahmid bir sadakadır. Her tehlîl bir sadakadır. Her tekbîr bir sadakadır. İyiliği emretmek, kötülükden nehî’de bulunmak da birer sadakadır. Bütün bunlar nâmına kişinin kılacağı iki rek’ât kuşluk namazı, kâfidir.” (Müslim, Salatül Müsafiri ve kasruha, 84)

“Sehl b. Muaz babası Muaz b. Enes el-Cühenî’den (ra) nakletti: Rasûlullâh (sav) dedi ki: “Kim sabah namazını kıldığı yerde duha (kuşluk) namazı kılıncaya kadar hayırdan başka bir kelâm etmeksizin oturursa/beklerse onun hatâları (tümüyle) affolur, isterse denizin köpüklerinden daha çok olsun.” (İbni Hanbel 3, 439)

5- AKŞAM VE YATSI NAMAZINI ZİKİR, TESBİH VE KUR’ÂN TİLÂVETİYLE BİRLEŞTİRMEK

Azîz ve Celîl olan Allâh’ın; “onlar gecenin (ancak) az bir kısmında uyurlardı” âyeti hakkında Enes (ra)’ın (şöyle) dediği rivâyet edilmiştir: “(Bu âyette övülen ashâb-ı kiram) akşam ile yatsı arasında namaz kılarlardı.” (Muhammed b. Müsennâ) Yahya’nın hadîsine; “Yanları yataklarından uzaklaşır” âyet-i kerîmesini de ilâve etmiştir. (Ebu Davud, Tattavu, 22)

Ma’kıl b. Yesâr (ra)’den rivâyete göre, Rasûlullâh (sav) şöyle buyurdu: “Kim sabah olduğunda üç kere Eûzû billâhissemîil alîmi mineşşeytânirracîm (Allâh’ın rahmetinden kovulan taşlanmış şeytânın şerrinden her şeyi bilen Allâh’a sığınırım) diyerek; Haşr sûresinin sonundan üç âyet okursa, Allah o kimseye yetmiş bin melek vekil eder de o melekler akşama kadar o kimseye duâ ve istiğfâr ederler. Eğer o gün ölürse şehîd olarak ölür. Akşam olunca okuyan kimse de sabaha kadar aynı durumdadır. (Tirmizi Fezailul Kur’ân, 22)

Hz. Âişe’den rivâyet edildiğine göre; Resûlullâh (sav) şöyle buyurdu demiştir: “Akşam ile yatsı namazları arasında yirmi rek’at (nâfile) kılan kimse için Allah Teâlâ cennette bir ev yaptırır.” (İbni Mace, İkametüs-Salavat, 185)

Ebû Hureyre’den rivâyet edildiğine göre Resûlullâh (sav) şöyle buyurdu, demiştir: “Akşam namazından sonra altı rek’ât (nâfile) kılan ve aralarında fenâ söz söylemeyen kimse için bu namaz, on iki yıllık ibâdete denk tutulur.” (İbni Mace, İkametüs-salavat, 185)

6- VİTİR, SABAH NAMAZININ SÜNNETİNİ VE DİĞER REVÂTIB SÜNNETLERİ KILMAK

Hârice b. Huzâfe -Râvi Ebu’l-Velid’e göre- el-Adevî’den; demiştir ki: Resûlullâh (sav) bizim yanımıza çıkıp; “Şüphesiz Allah size bir namaz ilâve (ihsân) etti. O namaz sizin için kırmızı develerden daha hayırlıdır. O vitirdir. Onu sizin için yatsı ile fecrin doğuşu arasına koydu” buyurdu. (Ebu Davud, Tefriül Rbvabilvitr, 1)

“Hz. Peygamber’in (sav) zevcesi Ümmü Habîbe’den nak­len rivâyet etti ki, şöyle demiş: “Ben, Resûlullâh (sav)’i şöyle buyururken işittim: “Hiç bir Müslüman kul yoktur ki, Allah için her gün farz’dan maada, nâfile olarak oniki rek’ât namaz kılsın da, Allah, ona cennette bir ev yap­masın! Yâhud cennette, ona bir ev yapılmasın!” (Müslim, Salât’ül Müsâfirîn ve Kasruhâ, 103)

7- GÜNE İBÂDETLE BAŞLAMAYA GAYRET ETMEK

Çünkü Hakk kulların rızıklarını tan yerinin ağarmasıyla güneşin doğuşu arasında taksim eder.

“Ömer b. Hattâb (ra)’den rivâyete göre, Peygamber (sav), Necid tarafına bir müfreze göndermişti de onlar pek çok ganîmetler elde ederek dönüp gelmişlerdi. Bunun üzerine o müfrezede olmayan bir kimse dedi ki: “Bu müfrezeden daha çabuk dönen ve daha çok ganîmetle gelen bir müfreze görmedik.” Bunun üzerine Rasûlullâh (sav) buyurdu ki: “Dikkat edin! Ganîmet bakımından daha hızlı bir topluluğu size göstereyim mi? Bir topluluk ki sabah namazında hazır bulunup sonra oturup güneş doğuncaya kadar Allâh’ı zikredenler. İşte bunlar; dönüşü çabuk kazancı bol olan cemaattir.” (Tirmizi, Deavat, 108)

“Simak b. Harb (ra)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Câbir b. Semure’ye: “Rasûlullâh (sav)’in sohbetinde bulunur muydun?” diye sordum. O da: “Evet, Resûlullâh (sav); sabah namazını kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar mihrapta otururdu. Ashâbıyla konuşur, görüşür Ashâbı da câhiliye dönemi olaylarını anlatarak ve şiirler okuyarak gülerler. Peygamber (sav) de tebessüm ederdi.” (Nesai, Sehiv, 99)

Enes b. Mâlik’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Resûlullâh (sav) şöyle buyurdu: “Her kim sabah namazını cemaatle kılar sonra namaz kıldığı yerde oturup güneş doğuncaya kadar Allâh’ı zikreder sonra da iki rek’at namaz kılarsa bir Hac ve Umre yapmış gibi sevap kazanır.” Enes dedi ki: Peygamber Efendimiz (sav) “eksiksiz tam bir Hac ve Umre sevâbı” buyurdu. (Tirmizi, Cuma, 59)

 8- İNFÂKI EN GÜZEL ŞEKİLDE YAPMAK, ÇOK SADAKA VERMEK VE CÖMERTLİK

Kâsım b. Muhammed (ra)’in Ebû Hüreyre’den işittiğine göre Rasûlullâh (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah sadakayı kabûl eder, sağ eliyle alır ve onu sizin atınızın yavrusunu büyüttüğü gibi büyütür, öyle ki bir lokma büyüklüğünde bir sadakanın sevâbı bile Uhud dağı kadar oluverir. Allâh’ın kitâbında bunun ölçüsü şudur: “Bilmiyorlar mı ki, kulların tevbesini kabûl eden Allah’tır. Sadakaları da alıp kabûl eden O’dur. Ve iyi bilin ki, tevbeleri çok kabûl eden ve kullarına acıyan da O’dur.” (Tevbe, 104.) “Allah fâizli kazançları bereketten mahrûm eder, ama karşılıksız yardımlar olan sadakaları kat kat arttırarak bereketlendirir. Allah kendisinden gelen gerçekleri örtbas edenleri ve günahkârların hiçbirini sevmez.” (Bakara, 276.) (Tirmizi, Zekât, 28)

Hz. Ali’den (Radıyallâhü anh): Rasûlullâh (Sallallâhü aleyhi ve sellem) bir gün oturmuş, elindeki ağaç dalı ile toprağı çiziyordu. Birden başını kaldırdı ve şöyle dedi: . “Sizden her bir kişinin, cennet ya da cehennemdeki yeri bilinmektedir.” ‘Peki ey Allâh’ın Rasûlü! Biz niçin amel ediyoruz/ çalışıyoruz?’ “Amele devâm edin, her kişiye, yaratıldığı kadere/ programa uygun amel etme imkânı verilir, (dedi ve Allah Teâlâ’nın şu âyetlerini nakletti: “Kim infâk eder, takvâ sâhibi olmaya çalışır ve güzeli/ doğruyu (sürekli) tasdîk ederse, huzur (cennet) yolunu ona kolaylaştırırız. Kim de cimrilik yapar, kendi kendine yeterli olduğunu kabûl eder ve güzeli/ doğruyu (sürekli) yalanlarsa, sıkıntı (cehennem) yolunu ona kolaylaştırırız.” (Leyl, 5-10.) (İbni Hanbel 1, 83)

“De ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Allah yolunda her ne harcarsanız Allah onun yerine başkasını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.”(Sebe’, 39.)

9- İYİLİK, SILA-İ RAHİM, HANIMINA, ÇOCUKLARINA, KOMŞULARINA, KÖLELERİNE VE BÜTÜN MÜSLÜMANLARA RIFK İLE MUAMELE ETMEK VE HUKUKLARINI GÖZETMEK

“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan Rabbinize itâatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allâh’a saygısızlıktan ve akrâbalık haklarına riâyetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisâ, 1.)

Enes b. Mâlik isnâdıyla naklettiğine göre, Enes anlatıyor: “Allâh’ın Resûlü’nü kendi kulaklarımla duydum. Buyuruyorlardı ki: “Rızkının genişletilmesini ve ömrünün uzatılmasını isteyen, akrabâlık ilişkilerine önem versin.” (Buhari, Büyü, 13)

“Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banadır.” (Lokmân, 14.)

“Abdullah b. Mes’ud’dan nak­len rivâyet etti. İbni Mes’ud şöyle demiş: Resûlullâh (sav)’e ‘Amelin hangisi daha fazîletlidir?’ diye sordum. “Vaktinde (kılınan) namazdır.” buyurdu. Ondan sonra hangisidir? dedim. “Anneye babaya itâattir.” dedi. Sonra hangisidir? dedim. “Allah yolunda cihâddır.” buyurdular. (Müslim, Îman, 137)

“Allâh’a ibâdet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabâya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, câriye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve dâimâ böbürlenip duran kimseyi sevmez.” (Nisâ, 36.)

Ebû Hüreyre isnâdıyla naklettiğine göre, Allâh’ın Resûlü buyurdular ki: “Allâh’a ve âhiret gününe inanan ya hayır söylesin ya da sussun. Allâh’a ve âhiret gününe inanan, komşusuna ikrâm etsin, Allâh’a ve âhiret gününe inanan, misâfirine ikrâm etsin.” (Müslim, Îman, 74)

el-Ma’rûr ibn Suveyd’den tahdîs etti. O şöyle demiştir: Ben Rebeze köyünde Ebû Zerr’e kavuştum. Toplamı bir hullelik, yâni bir ridâ ile bir izârdan ibâret bir takımlık kumaşın yarısı kendisinin, yarısı kölesinin sır­tında bulunuyordu. Ben kendisine böyle birer yarı parçanın her ikisinin sırtında ayrı ayrı bulunmasının sebebini sordum. Bunun üzerine Ebû Zerr (ra) şöyle anlattı: Ben bir kerre bir adamla söğüştüm de onu anasından dolayı ayıpladımdı. Peygamber (sav) bana: “Yâ Ebâ Zerr! Onu sen anasından dolayı mı ayıblıyorsun? De­mek ki sen, içinde henüz Câhiliyyet (ahlâkı) bulunan bir kimsesin. Hizmetçileriniz sizin öyle kardeşlerinizdir ki, Allah onları sizin elle­rinizin altına emânet etmiştir. Her kimin eli altında kardeşi bulunur­sa, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara güçleri yetmeyecek zahmetli bir iş yüklemeyiniz. Şâyet yüklerseniz, onlara yardım ediniz.” buyurdu. (Buhari, Îman, 22)

11- SÜREKLİ ABDESTLİ OLMAK VE ABDESTİ GÜZEL ALMAK

“Ebû Gutayf el-Huzelî şöyle demiştir: Abdullah b. Ömer (ra)’ın yanında idim, öğleyin ezan okununca abdest aldı ve namaz kıldı. İkindi vakti ezan okununca (tekrar) abdest aldı. Sebebini sordum, şöyle dedi: Resûlullah (sav) “Kim abdestli olduğu halde tekrar abdest alırsa, Allah o kimseye on iyilik sevabı yazar”diye buyurdu.” (Ebu Davud, Teharet, 32)

Ben Ebû Hureyre ile beraber mescidin arkasına çıktım, aka­binde Ebû Hureyre (ra) abdest aldı da şöyle dedi: Ben Peygamber (sav)’den işittim, şöyle buyuruyordu: “Benim ümmetim kıyamet gününde bedenlerindeki abdest alma izlerinden dolayı yüzleri nurlular, elleri, ayaklan sekililer diye çağırılacaklardır”. Ebû Hureyre: Artık bu parlaklığını daha ziyâde artırmağa ki­min gücü yeterse yapsın, dedi. (Buhari, Vudu, 3)

Sevban (ra)’den, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu, dediği rivayet edilmiştir: “(Her işte) doğru dürüst olunuz. Bunu tam tutup başaramıyacaksınız. (O halde) biliniz ki sizin en hayırlı ameliniz namazdır. Ve kamil mümin’den başkası abdesti muhafaza etmez.” (İbni Mace, Teharet, 4)

Bize Mâlik, Ebu’z-Zinâd’dan; o da el-A’rec’den; o da Ebû Hureyre’den haber verdi ki, Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizin herhangi biriniz (gece) uyuyunca Şeytân onun boyun köküne üç düğüm bağlar. Her düğüme: ‘Senin üzerinde uzun bir gece vardır (rahat uyu’ telkinini) vurur. O kimse, uyanıp Allah’ı anarsa bir dü­ğüm çözülür. Abdest alırsa bir düğüm daha çözülür. Namaz da kı­larsa bir düğüm daha çözülür. Artık o (teheccüd sahibi) kimse, düğümü çözük, gönlü hoş ve neş’eli olarak sabaha girer. Fakat Al­lah’ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa, gönlü kirli ve uyuşuk hâl­de sabaha girer” (Buhari, Teheccüd, 12)

Servet Yalçın/Yeni Dünya

Etiketler: hayatımıza   ve   rızkımıza   bereket   gelmesi   için   ne   yapmalıyız