Minber-i Aksa Dergisi'nden İbrahim Ethem Ayaz - Kadir Murat Öztürk, Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit Hocaefendi ile konuştu.

1- Hocam, biz sizi iyi tanıyoruz ancak ilk defa görecek ve okuyacak olanlar için kendinizi tanıtabilir misiniz?

1938 Denizli-Yatağan doğumluyum. Babam ben üç buçuk yaşındayken vefat etmiş. Annem beni ortaokula kaydettirdi ancak ben gitmedim. Amcam beni Kur’an kursuna alarak Arapça ve Kur’an dersleri vermeye başladı.

Amacı beni hoca yapmaktı. Fakat ben o zaman köyde hoca olunmaz diye bir düşünceye kapıldım. O dönem imam-hatip okulları açılınca Isparta İmam Hatip Lisesi’ne gizlice kayıt yaptırdım.

Müdür yardımcısı beni gizlice kayıt etti

Bu emrivaki neticesinde dört yıl burada okudum. Sonrasında 1956’da İstanbul’a geldim. İlkokul öğretmenim aracılığıyla İstanbul İmam Hatip’e nakil olmak istedim ama o zaman ki müdür Gündüz Akbıyık Anadolu’dan gelen öğrenciyi almam diyerek beni çevirdi. Bir on gün kadar başıboş dolaştıktan sonra hocamla beraber okula tekrar başvurdum ve müdür yardımcısı beni gizlice kayıt etti.

Her gün 55 dakika yol yürüyerek okula giderdim

Kısa zaman da hocalar tarafından sevildim çünkü derslerim çok iyiydi. Başarılı olmama rağmen maddi imkânım hiç yoktu. Her gün 55 dakika yol yürüyerek okula gider ve İlim Yayma Cemiyeti tarafından verilen yemekle 24 saat idare ederdim. Birlikte aynı evde kalan imam ve müezzin arkadaşlardan bazıları beni de aralarına almak istediklerini söyleyip birlikte kalmayı teklif ettiler. Ben de Burdurlu hemşehrim şimdiler de profesör olan İsmail Karacan ile birlikte bir müddet beraber kaldım. O esnada bir müezzinlik imtihanı açıldı ve yüz yirmi kişi arasından üçüncü olarak kazandım.

 

“Dedelerin zaten seni bana emanet ettiler”

Fakat bana Fatih Camii çıkmıştı ve burada görev yapmak için bakanları, milletvekillerini devreye sokmuş bir sürü adam sıraya girmişti. Ben de hem sınavı kazanmama hem de amcam o dönem mecliste grup başkanvekili olmasına rağmen bu görevi alamadım. Zeyrek’te bulunan Ümmü Gülsüm Camisinde görevlendirildim. Mehmet Zahit Kotku Hocaefendi burada görevliydi. Bir ikindi vakti gittim Hoca efendinin elini öptüm. Bana baktı ve gülerek “Dedelerin zaten seni bana emanet ettiler” dedi.

Aynı anda iki üniversiteye kayıt yaptırdım

Sanıyorum Fatih Cami’sinde görev alamama sebebim dedelerimin duasıdır. Bu arada ben hem İmam hatip hem de Pertevniyal Lisesi mezunu olduğum için aynı anda iki üniversiteye kayıt yaptırdım. Aslında o dönemde yasak olmasına rağmen imam hatip diploması ile İslam enstitüsüne, Pertevniyal den aldığım diploma ile de Hukuk Fakültesi’ne girdim. Zannediyorum bunu fark etmediler yoksa izin vermezlerdi.

Hem İslam enstitüsünde hocalık, hem de avukatlık yaptım

Sonrasında Denizli İmam Hatip Lisesine öğretmen oldum. Oradan Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü Müdürlüğü’ne tayin oldum. Burada bir yandan doktora diğer yandan hukuk stajımı yaptım. Daha sonra doktoramı yapınca İzmir’e naklimi istedim. Burada 4 sene boyunca hem İslam enstitüsünde hocalık, hem de avukatlık yaptım.

Ben ilim adamıyım

Çok para kazandım. Ev, araba, arsa vs. aldım ama bunlar beni tatmin etmedi. Çünkü ben ilim adamıyım. İlim tahsil etmenin lezzeti başka.. Tekrar imtihana girdim ve Adapazarı Mimar ve Mühendislik Fakültesi’ne ticaret hukuku dersi vermek üzere öğretim görevlisi olarak girdim. Daha sonra öğretim üyeliğinden emekli oldum.

2- Hocam, yaklaşık 5 yıl önce Kudüs’e gitmişsiniz. Ziyaret esnasında ne hissettiniz? Mekke ve Medine’de duyulan manevi heyecan burada da mevcut mudur? Olmaz olur mu?

Kudüs, Kur’an-ı Kerim’de etrafı mübarek kılınmış topraklar olarak geçen bir şehirdir. Peygamber efendimizin tüm peygamberlere namaz kıldırdığı bir alanı ziyaret ederken tabii ki bu manevi hazzı alıyorsunuz. Allah-u Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’de övdüğü ve peygamberimizin Miraç’a yükseldiği bir yerde heyecan duymamak mümkün mü?

3- Kudüs sizin için ne ifade ediyor?

Kudüs, Allah’ın gönderdiği peygamberlerinin yaşadığı, emir ve yasaklarını vahiy yoluyla bildirdiği mübarek bir şehirdir. Mekke ve Medine neyse Kudüs’te aynı şeyi ifade ediyor. Efendimiz “Şu üç mescitten başkasına yolculuk yapılmaz.

Kudüs’ü, tekrar İslam toprağı yapmak boynumuzun borcudur

Mescid-i Nebi, Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa” buyurdular. Kudüs bizim için çok değerli ve inancımız gereği sahip çıkmak zorunda olduğumuz bir yerdir. Kudüs’ü işgalci Siyonistlerden temizlemek ve tekrar İslam toprağı yapmak boynumuzun borcudur.

4- İslam âleminin ve Türkiye’nin Kudüs’e bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhurbaşkanımızın buraya dair bir hassasiyeti olduğuna inanıyorum. Ancak içimizde Tanzimat’tan bu yana batı uşaklığı yapanlar halen mevcuttur. İçimize sokulan fitneler ve dinimizi yaşayış biçimimizi sulandırmaları sebebiyle, Kudüs ya da başka bir İslam coğrafyasında yaşananlara gereken tepkileri vermekte zayıf kalıyoruz. Osmanlı’nın son döneminde parçalanması ve ümmetin başına milliyetçilik belasının sarılması ile bu günlere gelinmiştir. Şimdiler de de aynı sorunlarla uğraşılıyor.

5- Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bir hadisinde; “Oraya gidin ve içerisinde namaz kılın. Eğer oraya gidemezseniz, kandillerinde yakılmak üzere oraya zeytinyağı gönderin” diye buyurmuş. Aydınlatma artık kandiller ile yapılmıyor. Bu Hadis-i Şerif ışığında, günümüzde yapılması gereken nedir? Kudüslü Müslümanlara destek olabilmek ve seslerini duyurabilmek adına yürütülen faaliyetlere destek olmamızın önemi nedir?

Başta da belirttiğim gibi burası Kur’an-ı Kerim’de mübarek olduğu ayetle sabit olan ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı içinde barındıran önemli bir merkezdir. Evet, artık kandiller kullanılmıyor onun yerine elektrikli lambalar var.

Maddi-manevi olarak desteğimizi esirgememek gerekiyor

Dolayısı ile Mescid-i Aksa için yapılacak şeyler de değişiyor. Burası için elimizden her ne geliyorsa o oranda yardımı düşünmeden yapmalıyız. Maddi yardımlar kadar manevi olarak da desteğimizi esirgememek gerekiyor.

6- Hocam, sizce Kudüs nasıl kurtulur?

Kudüs’ün kurtuluşu ancak İslam Birliği’nin kurulması ile olur. Rahmetli Erbakan Hocaefendi D8 ile bunun temellerini atmıştı ama maalesef bunu geçekleştirmesine izin verilmedi.

İçi boşaltılmış bir İslam ile bir yere varılamaz

Şimdilerde yine toplanıyorlar ama yine de tam anlamıyla fiiliyata geçirilebilmiş değil. Bu birliğin sağlanabilmesi için önce Müslümanların dinlerine sımsıkı sarılıp onu yaşamaları gerekiyor. İçi boşaltılmış bir İslam ile bir yere varılamaz. Bugün maalesef Müslümanlar paramparça bir haldeler. Müslüman gibi yaşamalı ve birlik olmalıyız. İnşaallah artık İslam ülkeleri arasında az da olsa bir şuurlanma olduğunu düşünüyorum.

Müslümanlar birlik olursa Allah bizimledir