Bazıları“Bu ümmeti niçin parçalayıp mezheplere bölüyorsunuz mezhepsiz de Müslümanlık olur ?” diyorlar.
Mezhep İmamları Gerçekten Bunların İddia Ettikleri Gibi Mezhepçilik Yaparak Müslümanları Böldüler mi?

Mezhepler Peygamberimiz (sav)'in vefatından sonra ayet ve hadislerde izah edilemeyen meselelerden kesin ve herkesin itirazsız olarak kabul edebileceği bir hüküm verebilecek bir otoritenin olmamasından ortaya çıkmıştır.
 

Bir kimse ister bir mezhebe tabi olsun veya hiç birine tabi olmasın, ister bir mezhebe inansın veya hiç birine inanmasın o kimse namaza başlarken ellerini kulaklarına götürerek veya ellerini kaldırmadan “ALLAHU EKBER” diye namaza başlıyorsa o kimsenin de bir mezhebi var demektir.
Mezhepçilik ile bir mezhebe mensup olmayı birbirine karıştırmamak lazım. Yanlış ve sapkın bir mezhep de olsa bir kimsenin bir mezhebe tabi olarak amel etmesi mezhepçilik değildir. Kaldı ki dört sahih mezhepten birisine inanıp ona göre amel etmek hiçbir ahvalde mezhepçilik değildir.
Mezhepçilik demek; bir kimsenin kendi mezhebinde olmayanları baskı ile, silah zoru ile kendi mezhebini kabule zorlamasıdır. Bu sebeple mezhepçilik kadar bir kimsenin Müslümanları tek mezhebe veya mezhepsizliği kabule zorlayıp baskı yapması da bir fitnedir.

HİÇBİR MEZHEP İSLAM'LA ÖZDEŞLEŞTİRİLEMEZ

"Bu tespitlerimizden şu sonuçlar çıkmaktadır: Birincisi, bir insanın Müslüman olabilmesi için herhangi bir meşrebe, mezhebe, tarikata bağlı olması gerekmez. Mezhep, cemaat, tarikat gibi oluşumlar, beşeri oluşumlardır. En ileri aşamada İslam?an anlaşılma biçimleri ile ilgili tezahürler olarak anlaşılmak durumundadır.

İkincisi; bu mezhep, meşrep ve tarikat gibi oluşumlar beşeri oluşumlardır. Her mezhebin doğruları da vardır; yanlışları da vardır. Ruh sağlığı yerinde olan hiçbir mezhep sahibi, her söylediğinin mutlaka doğru olduğu gibi, ya da söylediklerinin vahiy mahsulü olduğu gibi bir iddiada bulunmuş değildir. Büyük alimler, kendi görüşlerinin yanlış olduğunu fark ettikleri zaman, onların yanlış olduğunu söylemekten asla geri durmamışlardır. Mesela İmam Şafii Mısır?a gittikten sonra, daha önceki görüşlerinden vaz geçtiğini, daha önceki fetvalarına itibar edilmemesi gerektiğini söylemiştir.

Üçüncüsü, adı ne olursa olsun, hiçbir mezhep, hiçbir şekilde İslam dini ile özdeşleştirilemez. İslam hiçbir mezhebin tekelinde değildir.

Kimler Mezhepçilik Yapmaktadır ?
Mezhepçiliği geçmişte, Hariciye, Mutezile, Cebriye ve Batıniye gibi sapkın mezhepler yapıyordu.. Şah İsmail ile birlikte ise İran, Şia mezhepçiliğini başlatmıştır.
İran mezhepçiliği, Azerbaycan’da yaşayan milyonlarca sünni Türkmeni zorla şia mezhebine sokmuş, kabul etmeyenleri ise katletmiştir. Çünkü Azerbaycan, Uzun Hasan zamanında sünni bir Türkmen devleti idi.
İslam alemi bütün bunlara rağmen 1800’lü yıllara kadar İran hariç, birlik ve beraberlik içinde idi. Bazen Avrupalıların gazına gelen beşinci mezhep İran, arada yanlış hareket etse de onun icabına bakılıyordu.
İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli hazretleri ve onların değerli halifeleri hakkında (Allah onların kabirlerini cennet bahçeleri kılsın), “mezhepleri çıkararak bu ümmeti bölüp parçaladı” diyebilenler, ya art niyetli, ya da kara cahildir.
İslam tarihinde gerçek anlamda hiç bir mezhep çatışması olmamıştır. Padişahlar arasında yapılan savaşları mezhep çatışması olarak göstermeye çalışanlar ise art niyetli gayrimüslimlerin piyonlarıdır..


Müslümanların % 95’i bir mezhebe mensup olmasına karşın 1400 yıl boyunca asla bir ehli sünnet mezhebi mensubu diğerine mezhebinden dolayı baskı yapmamış, onunla savaşmamıştır. Ehli sünnet mensupları tarih boyunca ehli sünnet olmayanlara asla zulüm etmemiş aynı mahallede yan yana barış ve huzur içinde yaşamışlardır. Öyle olsaydı İslam aleminin doğusuna hakim olan Sünni Müslüman Selçuklular ve daha sonra gelen Sünni Müslüman Timur oğulları, orta ve batısına hakim olan Sünni Müslüman Osman oğulları diğer mezhepleri ve diğer din mensuplarını yok edebilirlerdi.
Günümüzde, İran’ın Şia mezhepçiliği, Suudların Vehhabi mezhepçiliği, içimizdeki Mealci selefiyeci sapkınlar, dinde reformcular, ehli sünnete mensup samimi Müslümanlara küfür ve şirk isnat ederek mezhepçilik yapıp fitne ve fesat çıkarmaktadırlar.


DEAŞ(IŞİD), HİZBULLAH ve EL-KAİDE gibi sapıklar bu tür guruplardan türemişlerdir.
Bir gün Ebu Cehil, Peygamberimize(aleyhissalatü vesselam);
– “Sen ne kadar çirkinsin ey Muhammed” der. Peygamberimiz de ona;
– “Doğru söyledin” buyurmuşlar.
Bir süre sonra Ebu Bekir(r.a.) çıkagelmiş.
– “Anam babam sana feda olsun ey Allahın Rasulü. Sen ne kadar güzelsin” demiş. Rasulullah(s.a.v.), ona da;
– “Doğru söyledin ya Sıddık “ buyurmuşlar.
Yanında bulunanlar:
– “Ey Allah’ın Rasulü her ikisine de ‘doğru söylediniz’ dediniz. Bunu bize açıklar mısınız?” derler. Rasulullah:
– “Biz aynayız. herkes bizde kendi manevi durumunu görür.” buyurdular.
Dalalet ehli selefiyeci ve dinde reformcu sapıklar, Peygamberimizin itikadını yansıtan ehli sünnet inancına baktıklarında kendi bozuk itikatlarına uymadığını görürler. O vakit ehli sünnet itikadının rengine bürünmüş müminleri anlayamayıp şirk ve küfür içinde sanırlar. Halbuki, o gördükleri bariz kendi iç alemlerindeki çirkin itikatlarının görüntüsüdür…

Günümüzde bazı örgütler çıkıp kendi mezhepleri adına cinayetler işliyorlar. Bunların savunduğu mezhep her ne olursa olsun, bunların yaptıkları cinayettir kendileri de katildir.. Bunlar kendilerini Allah’ın askeri sanıyorlar ama; bunlar aslında şeytanın askerleridir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz :
-” Ümmetimin âlimleri arasındaki ayrılık rahmettir.” ve “Ümmetimin âlimleri asla yanlış üzerinde ittifak etmezler.” buyurdular.
En büyük müçtehid Peygamber( sallallahu aleyhi ve sellem ) Efendimizdir. Eshab-ı Kiramın (radıyallahu anhum)her biri birer müçtehid idi. Bir çoğunun içtihadı birbiri ile aynı olmakla beraber bazılarının içtihadları kısmen de olsa farklı idi. Rasulullah(salat ve selam üzerine olsun) onlara “siz ne yapıyorsunuz?” demedi. Hatta Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bir çok kez bazı konularda Hz. Ömer’in (radıyallahu anh) içtihatlarını doğru buldular.

Eshab-ı Kiramdan(radıyallahu anhum) sonraki devirlerde başka milletlerden Müslüman olanlar çoğalınca, içtihat derecesinde âlimler de azalınca, müçtehid olmayan Müslümanların müçtehid olan alimlere tabi olmaları elzem oldu.
Bu sebepledir ki Tabiin devrinde 100’ün üzerinde hak mezhep ortaya çıktı. Bu hak mezhepler yıllar içinde daha çok rağbet edilen diğer hak mezheplere yerini bırakarak günümüze ancak Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli mezhepleri ulaşabildi… Daha sonraki yıllarda mezhep kuracak kadar içtihat ehli âlimler de olmadığı için yeni bir mezheb kurulmadı.
Şu da biline ki, farz veya haram olduğu Kur’an ve sünnetle kesin olarak belirlenmiş mevzularda içtihat yapılamaz. Misal: İçkinin, domuzun, kumarın haram oluşu, orucun, namazın ve haccın farz oluşu gibi.. Dört hak mezhebin aralarındaki ayrılık da Kur’an ve Sünnetle haram veya farz olduğu kesin olarak belirlenmemiş mevzulardan ibarettir. Bundan dolayı mezhepleri karalamak, neden tek mezhep değil de dört mezhep demek, tam bir cehaletin ifadesidir.
Kur’an’da Mezhep Var mıdır? Niçin Dört Mezhep?

SORU 2: KUR’AN’DA MEZHEP VAR MIDIR ve MEZHEP NEDİR..?

CEVAP: Mezhep kelimesi; Arapça’nın ‘zehebe’ (gitti) mâzi fiilinden türetilmiş Arapça kökenli bir kelimedir. Sözlükteki anlamı gidilen, takip edilen yol demektir. Kur’an’da geçen sırât(yol) kelimesiyle eş anlamlıdır. Mezhep kelimesinin dini alandaki anlamı ise Kuran ve Sünnetin yorumu demektir. Ehli Sünnet Yolunun müçtehit âlimleri Kur’an, Sünnet ve Eshabın İcmasına ve müçtehid derecesindeki Fukahanın bunlara dayalı olarak yaptıkları kıyas çalışmaların bütününü kapsayan yola Sünni mezhepler demişlerdir.

Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizin yolu(mezhebi), Kur’an’da “Alâ sırâtın mustekîm(Ey Rasulüm), şüphesiz sen en doğru yol(mezhep) üzerindesin)” (Yasin-4) ayeti ile anılmış, sahabeler ve daha sonra gelen tabiin âlimlerince ise Ehl-i Sünnet mezhebi olarak yad edilmiştir. Peygamber Efendimizin yolu Kur’an’da “sırat-ı müstekîm(en doğru yol)“ olarak anılan ehli sünnet mezhebi, kendi içinde ve özünde hiçbir değişikliğe uğramadan değişik isimlerle (Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli gibi) anılmış olup, bunların hepsi itikatta tek mezheptir.
Mezhep kelimesinin eş anlamlısı Fatiha Suresinde, sapkınların mezhebi(yolu),
(dâllîn) ve diğeri doğru yolda olanların mezhebi olan
(sırât-el mustekîm) olarak anılmaktadır. Bak Fatiha Suresi ayetler:
– ” İhdines-Sırâtal-müstekîme” mealen; (Ey Rabbimiz)İlet bizi en doğru mezhebe (Rasûlullah’ın itikat ettiği ve uyguladığı islam yoluna). ” Sıratallezîne en’amte aleyhim” mealen; (ve ilet bizi kendilerine ni’met verdiklerinin mezhebine (Rasulullah’ın ve güzide eshabının yoluna). (Fatiha S.- 6)
– ” Ğayril mağdûbi aleyhim veleddâllîn” mealen; (Gazaba uğrayanlarınkine ve sapkınların mezhebine (yoluna) değil.) ﴾Fatiha- 7﴿

Kur’an’da zikredilen “sırat-ı müstekîm ” olan doğru mezhep, ehli sünnet mezhebidir. Eğri mezhepler hakkında bilgi edinmek için şu alttaki yazının üzerini tıklayabilirsiniz;
Mezhepler http://www.islamdergisi.com/genel/mezhepler/

Ehl-i Sünnet Mezhebi; Kur’an, Sünnet, İcma-i Ümmet(eshabın icması) ve Kıyas-ı fukahadan oluşur. Bu 4 delilden birini reddedenler ise, ehl-i sünnet mezhebinden sayılamaz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Ehl-i Sünnet mezhebi hakkında şöyle buyurdular:
–“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, biri müstesna geri kalanları cehennemlik olacaklardır.”
Bunu duyan Eshab-ı Kiram (Allah Onlardan Razı olsun) sorarlar:
–“Ey Allah’ın Rasulü bunlardan, kurtulacak olanlar hangisidir?”
Peygamberimiz (s.a.v.):
–“Benim ve eshabımın yolunda gidenlerdir.” diye cevap verirler. (Kaynak: İbn-i Mace, Tirmizi , Ebu Davud)

Bu yolun dışında kalan mezheplerin kimi sapkın olup, sapkınlıkta fazla ileri gitmeyen bazı Müslüman mezheplerdir. Kimi ise sapkınlıkta ileri gidip küfre düşmüş olan mezheplerdir. Bazıları da kendilerini mezhepsiz sayıp, dalalet mezhepleri ile değil de ehli sünnet mezhebine karşı amansız bir mücadele vermektedirler. Onlar da Mezhepsizlik Mezhebindendir.

SORU 3: PEYGAMBER EFENDİMİZİN ZAMANINDA MEZHEP VAR MIYDI?

CEVAP: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin mezhebi Kur’an-ı Kerimde geçen “sırât-ı mustekîm” idi. Zira Kur’an Efendimizin mezhebini Yasin Suresinde şu ayetle ifade etmiştir:
-“İnneke leminel-murselîn” “Alâ sırâtın mustekîm.”, mealen: “(Ey Muhammed) şüphesiz, sen gönderdiğimiz rasullerdensin ve sen en doğru mezhep (sırât) üzeresin.” Mezhebin Kur’an’daki karşılığı “sırât”tır. Sıratın anlamı ise yol demektir. “Mustekîm” ise, dosdoğru demektir. Bu iki kelime birleştirilince; “dosdoğru yol” anlamı çıkmaktadır. Bundan da şu ifade çıkmaktadır;
–“(Ey Rasulüm) şüphesiz sen, en doğru mezhep üzerindesin.”
Allahu Teala Kur’an’da (Âl-i İmran -31) ayette buyuruyor ki, mealen:
–“Ey Rasulüm de ki, Eğer Allah’ı seviyorsanız geliniz bana uyunuz ki, Allah’ta sizi sevsin günahlarınızı bağışlasın. Allah affedicidir, Allah merhametlidir.”
Bu ayetlerin manası gereğince Rasulullah’ın mezhebi (yolu) sırat-ı mustekîme, yani; Ehl-i Sünnet Mezhebine uymak, her müslümana farz olmaktadır.