Kuran Allah'ın kelamıdır. Kainat ise Allah'ın mahluku ve mülküdür. Bu ikisi birbirine aykırı olamaz: "Hiç yaratan bilmez mi?" (Mülk, 67/13-14).

Eğer Kuran ile kainat arasında görünüşte bir çelişki varmış gibi geliyorsa, ya Kuran doğru anlaşılmamıştır ya da bilimsel veriler henüz tam doğruya ulaşamamıştır.

Bu kısa girişten sonra konuyu değişik açıdan değerlendirmek mümkündür:

Evvela, Kuran'da dağların hareket etmediğine dair bir ayet yoktur.

İkincisi; bir nesnenin değişik pozisyonları olabilir. Örneğin yerküresi güneşin etrafında dönüyor ve hareket halindedir. Fakat aynı yerküresi, insanlar için sakin bir zemin olarak varlığını sürdürmektedir. Bu hareket ve bu sükûn birbirinin zıddı değil, ayrı konumların farklı gerçekleridir.

Dağlar için de aynı şey söylenebilir: Bir yandan gözle gördüğümüz gibi sabit, durağan, yerinde kazık gibi çakılmışken, diğer taraftan kıtalar hareket ettiği için onlarla beraber hareket etmektedir.

Üçüncüsü; Kur’an sadece bilim kurgucularına veya bilim adamlarına hitap etmez, o aynı zamanda her asırda mevcut her kesimden insanlara hitap eden bir kitaptır. Bu sebeple, bilim adamlarına ilmi bir gerçeğin sinyallerini verdiği aynı ifadede, tahsil görmemiş halk kesimini de tatmin edecek bir üslubu kullanması –bütün muhatapların anlayacağı ve istifade edeceği- belagatin gereğidir.

Bunun ilmi terminolojisi “mümaşat”tır. Yani Allah, tahsil görmemiş halk kesiminin hislerini, gözle görmekte oldukları varlıkların görünürdeki şeklinin tam tersini gösteren bir ifade tarzını benimsemez. Çünkü bu, hikmete, eğitim ve öğretim metoduna aykırıdır. Mesela; "Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner)." (Yasin, 36/38) mealindeki ayetten değişik insanlar farklı manaları anlasınlar diye bu üslup kullanılmıştır.

Nitekim bir ilim adamı bu ayeti okuduğu zaman şöyle düşünür ki: Güneş yalnız bir lamba değil, aynı zamanda bahar ve yaz tezgâhında dokunan Rabbânî mensucatın bir mekiği, gece gündüz sahifelerinde yazılan ilâhî mektupların mürekkebi, nur bir hokkasıdır. Yani bu ayet, bu âlime dünyanın zâhiri dönüşünü, güneşin hakiki dönüşüne bir alamet yaptığını ders verir. Ve güneşi, dünyanın mevcut intizamının büyük bir zembereği olarak gösterir. Bunu gören ilim adamı ise, Allah'ın bu sonsuz hikmetine karşı "Mâşallah" deyip, secdeye kapanır.

Kozmoğrafyacı bir astronomi bilgini ise, âyetten şunları anlar: Güneş kendi merkezinde ve kendi ekseninde, zemberekvâri bir hareket ile manzumesini, yani -yerküresinin de dahil olduğu-kendisine bağlı olan gezegenlerle birlikte oluşturduğu güneş sistemini Allah'ın emri ile belli bir düzen içerisinde harekete geçirip onlarla birlikte HERKUL burcuna doğru yol almaktadır.” (bk. Bedizzaman Said Nursi, Sözler, 412-413).

Bütün kıtalar ve kıtaların her bölgesi günde yüz defa yer değiştirse, dağlar yine yerlerinde sabittir. Bırakın, bir teori olan kıtaların yer değiştirmelerini, bu günkü kesin ispatlanmış dünya/yerküresi her an başka bir yerdedir. Ama hiç kimse yerkürenin bu hareketinden dolayı dağların da değişken olduğunu söyleyemez. Çünkü yerküresi nereye giderse gitsin, dağlar bulundukları yerde devam ediyorlar. Nitekim ayağımızla biz her zaman yer değiştiriyoruz, ama hiç kimse kalkıp da başımızın bedenimizden ayrılıp bağımsız bir hareket yaptığını söyleyemez.

Son olarak bir ayetin mealini verelim:

“Bir de o dağları görür, donuk ve hareketsiz sanırsın; Oysa onlar bulutların yürüdüğü gibi yürümektedirler. İşte bu, her şeyi muhkem ve mükemmel yapan Allah’ın sanatıdır. Muhakkak ki O, sizin yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Neml, 27/88)