Rahmet Peygamberi'nin (s.a.) miracı eşsiz bir mucizedir; mucize olduğu için de insanların bilgi araçları ile bilmeleri, tecrübe etmeleri mümkün olmayan tarafları vardır.

Miracın ruh ve beden beraberliği içinde mi yoksa yalnızca ruh ile mi, rüyada mı uyanık iken mi, bir kere mi birden fazla mı olduğu, miracda Resûlullah'ın Rabbini görüp görmediği gibi konular eskiden tartışıldığı gibi bugün de zaman zaman tartışma konusu olmaktadır.

MİRAÇ, RESULULLAHA VERİLEN BİR TESELLİ VE ÖDÜLDÜR

Hz. Muhammed'in peygamber oluşuyla başlayan, putperestlerin müslümanlar üzerindeki baskıları, Peygamber ailesiyle az sayıdaki müslümanlara karşı muhtemelen risâletin altıncı yılında başlayıp üç yıl süren ve büyük acılar getiren ekonomik ve sosyal boykota dönüştü. Bu boykotun ardından Resûlullah, kısa aralıklarla sevgili eşi Hz. Hatice ile amcası ve hamisi Ebû Talib'i kaybetti. Resûlullah'ın bu kayıplardan duyduğu büyük üzüntü sebebiyle bu yıla "hüzün yılı" denildi.

İşte bu acılı olayların ardından Yüce Allah, bir bakıma sevgili Resûlünü, sabır ve tahammülü dolayısıyla hem teselli etmek hem de ödüllendirmek istedi ve bunun için genellikle mirac diye anılan büyük mucizevî olayı gerçekleştirdi.

MİRAÇ OLAYI HAKKINDA GÖRÜŞLER

Miracın sadece ruh ile mi, yoksa beden ve ruh beraberliğinde mi gerçekleştiği konusunda âlimler arasında bir fikir ayrılığı eskiden beri süregelmektedir. Âyet, hadis ve sahabî rivayetlerine baktığımızda, meseleyi inceleyen başta büyük sahabîlerin içinde bulunduğu selef ve halef âlimlerinin ittifakla birleştikleri nokta;

Peygamber Efendimiz’in (asm) hem cismen, hem de ruhen Miraç mucizesine mazhar olmasıdır. Mirac’ın sadece ruhen vuku’ bulduğunu söyleyen bir kaç âlim varsa da, Ehl-i Sünnet ulemâsının ekserisinin görüşü karşısında zayıf kaldığından, itibar edilmemiştir.
İbni Abbas, Câbir bin Abdullah, Enes bin Mâlik, Ebû Hüreyre, Hz. Ömer, Abdullah İbni Mes'ud başta olmak üzere yirmi kadar sahabî ve âlim, Miracın ruh-ceset birliğiyle meydana geldiği hususunda görüş beyan ederler.
(Kadı İyaz)

Seleften Hz. Ayşe ve Hz. Muaviye, tabiundan Hasenu'l Basrî ve Muhammed İbn-u İshak gibi zatlar, Miracın yalnız ruhanî olduğuna kail olmuşlardır. Hz. Ayşe (ra), "Muhammed’in (asm) cesedi, Miraç Gecesi ayrılır olmadı." diyor. Ancak şu da var ki; Hz. Aişe’ye ait olduğu söylenen bu hadis, sened bakımından çok zayıftır.


Miraçla ilgili rivayet edilen pek çok farklı hadis-i şerifler vardır. Fakat bu hadisler arasında çelişki bulunmadığını belirtmek için, Fatih Sultan Mehmed'in hocalarından âlim Hızır Bey (ra), Akait Manzumesi'nde (Beyit, 56’da) şöyle demektedir:
"Mi'raç, birkaç defa vuku bulmuştur. Âlimlere göre, bu tekrar sebebiyle, hadisler arasındaki tearuz ortadan kalkar."
Yani Peygamberimiz’in (asm) miracı bir kere değildir. Ruhanî olarak, nice kereler vaki olmuştur. Cismanî olarak ise bir kere vuku bulmuştur ki, İsra suresindeki ayetin delalet ettiği Miraç budur. Böylece hadisler arasındaki ihtilaf bertaraf olmuş olur.
Kelam ilmi ulemasından Saadettin Taftazani (ra) ise şöyle demiştir:
"Resulullahın Miracı, uyanık halinde ve bedeni ile olmuştur. Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya kadar olan kısmı kitapla sabittir. Delili kesindir. Semaya kadar Mi'raç, meşhurdur. Semadan arşa ve diğer yerlere gitmesi ise, haber-i ehad ile sabittir."
(Teftezani, Şerhu'l Akait/174)

Kadı Iyazda (ra) şöyle demiştir:
"Selefin ve genelde Müslümanların çoğunluğu isrâ olayının bedenle birlikte ve uyanıklık halinde olduğu görüşünü tercih etmişlerdir. Gerçek olan da budur."
İbn-i Kesir İsra Suresi birinci ayeti tefsir ederken şöyle demiştir:
"Kul manasına gelen 'abd' ruhla cesedin her ikisine birden ıtlak olunur. Yalnız cesede abd denilmediği gibi, yalnız ruha da abd denilmez. 'İsrâ da geceleyin bir cismi yürütmektir. Bu kelime hiçbir zaman yalnız ruhu yürütmek mânâsında kullanılmamıştır. Binaenaleyh Resulullah (asm) gerek Mekke'den Kudüs'e, gerekse Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'dan göklere vâki olan seyahatinde hem cesedi, hem de ruhu ile bulunmuştur."
Kur'ânın ayetlerinde birçok yerde geçen ve “kul” manasına gelen “abd” kelimesi ruh ve beden toplamını ifade eden insan vücudu için kullanılmıştır. Mesela Alak suresinde: “Görmedin mi şu men edeni, namaz kılarken bir kulu…”; Cin suresinde: “Allah’ın kulu kalkıp ona yalvarınca …” ve diğer bütün ayetlerde geçen “kuldan” murad: Ruh ve bedenin toplamı olan insan vücududur. O halde “kulunu geceleyin, Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götürdü” İsrâ suresi birinci ayetteki “kul” kelimesi ile de ruh-beden bütünlüğü kastedilmiştir.

Birçok alimde ve Sadi Nursi de Mirac’ın hem ruhla hem de cesetle vuku’ bulduğu görüşüne katılarak, şöyle demiştir: “Alet ve cihazlarıyla ruha hizmet eden ve her türlü vazifesine yardımcı olan mübarek cismin dahi ta arşa kadar ruhla beraber çıkması hikmetin gereğidir.”  

Saidi Nursi de bu hususta sunduğu bazı deliller şunlardır:

• Beden ile gerçekleşmesi Miracı mucize yapan en büyük sebeptir!

Mucizeler, insanların ulaşmakta aciz kaldığı olağanüstü hadiselerdir. Allah’ın peygamberlerine bir ihsanıdır ve davalarına tasdik olarak verilir. Mucize vuku bulur. İnsanlar ise ulaşmakta aciz oldukları bu vuku bulan mucizeler karşısında inanmak ya da inanmamak imtihanıyla karşı karşıya kalırlar.
Miracı insanlar nazarında mucize yapan en önemli sebep ruh ve beden ile gerçekleşmesidir. Çünkü yalnız ruh ile sema mertebelerinde yükselme ve bu şekilde ilahi ihsanlara mazhar olma birçok veli zata nasip olmuştur. Ancak ruh beraberinde beden ile gitmek ve bütün sema mertebelerini geçip arş-ı âlaya yükselmek yalnız Peygamberimiz Hz Muhammed’e (asm) mahsus bir mucizedir.

• Allah’ın kudretine bir insanın bedenini semaya çıkarmak zor değildir!

Ayetle de sabittir ki Cenab-ı Hak her şeye Kâdirdir. Gücünün kudretinin yetmediği hiçbir şey yoktur. Allah’ın kudretinin pek çok delilini kâinata baktığımızda açıkça görebiliyoruz. Mesela dünya yıllık hareketinde 188 saatlik mesafeyi bir dakikada alır. Yani bir senede yirmi beş bin senelik mesafeyi batı-doğu doğrultusunda kendi ekseni etrafında da hızla dönerek tamamlar. Cenab-ı Hak dünya gibi ağır ve büyük bir gezegeni adeta hafif bir taş gibi gerek kendi ekseni etrafında gerekse güneşin etrafında döndürüyor. Acaba ağırlığına rağmen dünyaya bu muntazam hareketleri yaptıran sonsuz güç sahibi, dünyaya kıyasen gayet hafif ve küçük olan insan bedenini, semaya çıkartıp hususi makamına alamaz mı?

• Ruha hizmet eden mübarek bir cisim ruhla beraber arş-ı alaya çıkabilir!

İnsan ruh ve cesedi bir bütünlük arzeder. Örneğin cismimizle yaptığımız bir işten ruhumuzla lezzet alırız. Dilimizle yediğimiz leziz bir yemeğin lezzetini ruhumuzla hissederiz. Çünkü Allah (cc), ruhu cesed ile birlikte yaratmıştır. Yaptıkları vazifelerde ikisi birlikte çalışırlar.
Cenab-ı Hak, ruhun kulluk vazifesini yapmasına vesile olan cesedi, çektiği elemler ve aldığı lezzetler dolayısıyla ahirette hissedar edecektir. Cismin hizmetiyle kazanılan manevi makamları yine cisimle birlikte göstermesi ve oradaki lezzetleri de cisimle birlikte yaşatması Allah’ın adaletindendir. Miraç Gecesi'nde de Yüce Allah (cc) Peygamberimiz’e (asm) insanların amellerinin uhrevi neticeleri olan cenneti ve cehennemi gösterirken, mübarek cisminin ruhuna arkadaşlık etmesi gayet makuldür ve hikmetin gereğidir.

• Miraç rüyada olmuş olsaydı mucize olmazdı!

Eğer Miraç uyku halinde gerçekleşmiş olsaydı bir mucize ve ilâhi bir âyet olmazdı. Çünkü uyku ile gerçekleşen bir seyahati kâfirler inkâr etmez ve yalanlamazlardı. İslâm'a girmiş olanlardan da inançları zayıf olanlar bundan dolayı tereddüde düşmez ve dinden dönmezlerdi. Çünkü bu tür olayların rüyada gerçekleşmesi inkâr edilmez. Miraca dair bu inkarlar ve şüpheler, söz konusu olayın Resulullah’ın (asm) bedeniyle birlikte ve uyanıklık halinde gerçekleştiği haberini almaları üzerine olmuştur."
“Biz sana öyle bir Rüya gösterdik ki bu insanlar için muhakkak ki bir fitne (karışıklık hali ) olacaktır.”(İsra, 60) ayetinde geçen “rüya” tabiri Miracın sadece ruh ile vuku bulduğunu savunanlar tarafından uykuda görülen rüya olarak anlaşılmıştır.
“Sana gösterdiğimiz rüyayı, insanlar için bir fitne ‘imtihanı’ yaptık.”
Eğer bu ayetteki “rüya” tabirini, uykudaki rüya kabul edersek, bunun insanlar için bir fitne yapılmasını ne ile izah ederiz?
Zira rüyada insan her şeyi görebilir ve her yere gidebilir. Eğer Resulullah (asm) deseydi ki: “Ben bu gece rüyamda Mescid-i Aksaya gittim.” O zaman bir fitne çıkmasına ve bazı Müslümanların dinden dönmesine ne gerek vardı. Zira ruhani bir seyahat, safi ruhu olan herkes için mümkündür. Demek Miraç, hem ruhen hem de cismen vuku bulmalı ki insanlar için bir imtihan olsun. O halde, ayetteki “rüya” kelimesi ile “uykudaki rüya” değil, bizzat “müşadahe” kastedilmiştir.
Bu ayetin tefsirini Elmalılı Hamdi Yazır şöyle ifade etmektedir:
“Burada rüya olarak ifade edildiğinden dolayı Mirac'ın uykuda meydana gelen bir rüya olduğunu zannedenler olmuşsa da bu doğru değildir. Çünkü uykuda görülen rüyada şuraya buraya gitmek, göklere çıkmak herkesin başına gelebilir. Ve açıkça biliniyor ki, böyle bir rüya gördüğünü söyleyen kimseye karşı çıkarak onun bu rüyasını kabul etmemekle de hücum edilmez. Eğer Miraç uykuda görülen bir rüyadan ibaret olsa idi, onun bir fitne yapılmasının anlamı olmazdı. Rüya kelimesi örfe göre uyku halinde görülen şeylere isim olmuşsa da aslında mânâsı, görmektir, görmek demektir. Bu âyette de bu esas mânâsı üzerine söylenmiştir. Ancak burada buna rü'yet (görmek) denilmeyip de rüya denilmesinin nüktesini düşünmek gerekir. Bunda üç görüş vardır: Birincisi, bu görme geceleyin meydana gelmiş bir görmedir. İkincisi, bu anlatıldığı zaman müşrikler, sen bir rüya görmüşsün demişler. Üçüncüsü, Miraç hadislerinde görüldüğü üzere, o geceki görmeler arasında rüyadaki gibi örnek olarak gösterilmiş kısım da vardı. Mesela cennet ve cehennemi açıkça görürken içlerindeki bütün cennetlikleri ve cehennemlikleri de görmüştü. Halbuki bunların birçoğu henüz dünyaya bile gelmemiş olduklarından bunların, olmadan önce kendilerine benzeyen şekilleriyle görülmüş oldukları anlaşılır.”
(Elmalı Tefsiri)

• İsra suresi birinci ayette Allah’ın azameti ifade edilir. Eğer miraç sadece ruh ile olsaydı çok imkânsız bir hadise olmadığından ayetin tenzih ile başlaması yersiz olurdu

İsra suresinde, “Kulunu Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksa’ya götüren Allah her türlü noksanlıktan münezzehtir” (İsra,1) buyrulmaktadır. Ayette geçen “her türlü noksanlıktan münezzehtir” lafzı, mucizevi haller anlatılırken ve Allah’ın azamet ve kibriyasını beyan makamlarında kullanılan bir ifadedir. Eğer miraç sadece ruh ile gerçekleşmiş olsa idi, bu pek büyük olarak kabul edilen bir mucize sayılmazdı. Çünkü miraç hadisesinin sadece ruh ile veya rüyada gerçekleşmesi, Allah’ın azametini hakkıyla ifade edemediğinden, ayetin tenzih ile başlanması yersiz olurdu. Demek miraç, Allah’ın azamet ve kudretini ifade eden bir hadisedir ki, ayete “tesbih” lafzı ile başlanmıştır. Ayette bahsedilen de ancak bir insanı beden-ruh beraberliğinde semaya yükseltmek gibi büyük bir hadise olabilir. O halde miraç hem beden hem de ruh ile olmuştur. 

İsra cesetle mi oldu, yoksa ruhla mı?

İsra hem ruh ile hem de cesetle olmuştur. Bu meseledeki delillerden bir kısmı şunlardır:

1-İsra suresinde “Kulunu Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ı tesbih ederiz.” (İsra 1) buyrulmaktadır. Ayette geçen “tesbih” lafzı, çok büyük işler sırasında ve Allah’ın azamet ve kibriyasını beyan makamlarında kullanılan bir ifadedir. Eğer miraç sadece ruh ile gerçekleşmiş olsa idi, bu pek büyük olarak kabul edilebilecek önemli bir şey sayılmazdı. Zira rüyasında bir kişiye bu gibi şeyler gösterilmes Allah’ın azametini hakkıyla ifade edemediğinden, tesbih ile başlanması yersiz olurdu. Demek, miraç Allah’ın azamet ve kudretini ifade eden bir olaydır ki, ayete “tesbih” lafzı ile başlanmıştır. Bu büyük hadise de ancak ve ancak bir beşeri, beden ve ruh ile birlikte semaya yükseltmek olabilir. O hâlde miraç hem beden hem de ruh ile olmuştur.

2-Eğer miraç ceset ve ruh ile beraber olmasaydı, Kureyşliler Peygamberimiz (s.a.v.)’i yalanlamaz ve Müslüman olmuş bazı kimselerin dinden dönmesine sebep olmazdı. Çünkü ruh ile seyahat örfen mümkündür. Birçok evliya ruh ile o seyahati yapmış ve ahiretin bazı ahvalini seyretmişlerdir. O hâlde miraç, örfen mümkün olmayan bir hadisedir ki, Kureyşliler Peygamberimiz’i yalanlamış ve bazı zayıf Müslümanlar da bu hadiseyi akıllarına sığıştıramadıklarından dolayı dinden dönmüşlerdir. Bu da ancak miracın ruh ve beden ile olması ile izah edilebilir.

3-Ayette geçen ve “kul” manasına gelen “abd” kelimesi, ruh ve bedenin toplamından ibaret olup Kur’an’ın her yerinde beden ve ruh bütünlüğünü ifade etmiştir. Mesela Alak suresinde: “Görmedin mi şu men edeni, namaz kılarken bir kulu…”; Cin suresinde: “Allah’ın kulu kalkıp ona yalvarınca …” ve diğer bütün ayetlerde geçen “kuldan” murad, ruh ve bedenin toplamı olan bir şeydir. O hâlde miraç ayetindeki “kul” kelimesi ile de ruh ve beden bütünlüğü kastedilmiş olmalıdır. Bu da miracın beden ve ruhla olduğunu ispat eder.

4-Miraç hakkındaki hadislerin beyanında, Efendimiz (s.a.v.)’in Burak adında bir bineğe bindiği bildirilmiştir. Burak, ancak beden için bir araç olabilir. Ruhun bir bineğe ihtiyacı yoktur. O hâlde miraç, beden ile olmuştur. Zira eğer ruh ile olsaydı, bineğe ihtiyaç olmazdı.

5-Miracın anlatıldığı İsra suresi 1. ayette “esra” kelimesi geçmektedir. “Esra” kelimesi, “Yürüttü.” manasındadır. “Yürüttü.” ifadesi de miracın bedenle olduğuna işarettir. Zira hayalen, keşfen veya rüyada bir kişiye bir yerin gezdirilmesi beyanında, “Yürüttü.” tabiri kullanılmaz.

6-Yine miracın anlatıldığı Necm suresi 17. ayette: “Göz ne kaydı ne de kamaştı.” buyrulmuştur. Göz ise ruhun değil, bedenin bir cihazıdır. O hâlde miraç bedenle olmuştur. Eğer ruh ile olsaydı, ayette “göz” tabiri kullanılmazdı.

7-Miraç hakkındaki bütün hadis- i şerifler, miracın beden ile olduğunu ifade etmektedir.

Miracın ceset ile olduğunu inkâr edenler, sadece şu iki delili sunarlar:

1-Miraç hadisesinin anlatıldığı İsra suresi 60. ayetinde şöyle buyrulmuştur: “Sana gösterdiğimiz rüyayı…”

Miracın sadece rüyada gerçekleştiğini ileri sürenlere göre, ayette geçen “rüya” kelimesi miracın uyku hâlinde gerçekleştiğini ispat etmektedir. Onlara göre ayetteki “rüya” kelimesi, uykuda görülen şeydir.

Ehl-i sünnet âlimleri bu iddiayı şöyle cevaplar: Onların bu iddiasını bizzat Kur’an tekzip eder. Bu tekzibi anlamak için şimdi ayetin tamamına bakalım:

“Sana gösterdiğimiz rüyayı, insanlar için bir fitne imtihanı yaptık.”

Eğer bu ayetteki “rüya” tabirini uykudaki rüya kabul edersek, bunun insanlar için bir fitne yapılmasını ne ile izah ederiz?

Zira rüyada insan her şeyi görebilir ve her yere gidebilir. Eğer Resulullah (s.a.v.) deseydi ki: “Ben bu gece rüyamda Mescid-i Aksa’ya gittim.” O zaman bir fitne çıkmasına ve bazı Müslümanların dinden dönmesine ne gerek vardı. Zira ruhanî bir seyahat, biraz tasaffi etmiş herkes için mümkündür. Demek, bu hadise insanlar için bir imtihan olmuştur. İmtihan olabilmesi için ise örfen mümkün olmayan bir şey olmalıdır. O hâlde ayetteki “rüya” kelimesi ile uykudaki rüya değil, bizzat “müşahade” kastedilmiştir.

Zaten Arap dilinde “rüya” ile “ruyet” (görüş), “kurba” ile “kurbet” kelimeleri aynı manada kullanılır. Bu kaideden dolayı İbn-i Abbas Hazretleri bu ayeti, tefsirinde şöyle buyurmuştur. “Bu, Hz. Peygamber’in Kudüs’e gittiği gece kendi gözleri ile gördüğü bir temaşa idi.”

2-Miracın sadece ruh ile olduğunu söyleyenlerin 2. delilleri ise Hz. Aişe’nin: “Vücudu değil, ruhu götürülmüştür.”ifadesini kullanmasıdır.

Ehl-i sünnet âlimleri bu iddiayı da şöyle cevaplar: Hz. Aişe’ye ait olduğu söylenen bu hadis, senet bakımından çok zayıftır. Hadisi Muhammed bin İshak şu kelimelerle nakil etmiştir: “Ebu Bekir’in ailesinden bazı kimseler bana, Hz. Aişe’nin şöyle dediğini nakletmiştir…”

Böyle bir meçhul senetli bir hadis ile çok sağlam senetli gayet güvenilir hadisler nasıl inkâr edilir? Bütün âlimlerin sıhhatinde ittifak ettikleri hadisleri bırakıp meçhul senetli bir hadisi delil kabul etmek, art niyetten başka ne ile izah edilebilir?

Mi'rac Hz. Peygamber'e büyük bir ihsan, eşsiz bir armağandır; ümmetinin de bundan büyük bir nasibi vardır. Mi'rac gecesi Hz. Peygamber'i, başta mirac olmak üzere genellikle mucizeleri, o gece armağan edilen namaz ibadetinin önemini, İsra sûresini ve orada geçen dini, ahlaki hükümleri anmak, anlatmak, ALLAHI ZİKRETMEK, KURAN OKUMAK,NAFİLE İBADETLER temsil etmek elbette yararlıdır ve yapılmalıdır. Ancak gerek bunları ve gerekse başka meşru şeyleri yapmak "miraç gecesine mahsus" bir sünnet, Hz. Peygamber'in örnek olarak yaptığı bir ibadet değildir; böyle anlaşılırsa dine ekleme (bid'at) yapılmış olur.