Sual: Fal günah mıdır? Falcılık ve büyücülük aynı şey midir?
CEVAP
Yıldız falı, kahve falı, el falı gibi her çeşit fal hurafedir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Falcının, büyücünün söylediklerine inanan, Kur'an-ı kerime inanmamış olur.) [Taberani]

(Fal baktıran, falcıya inanmasa bile, kırk gün namazı kabul olmaz.) [Müslim]

Siftah olarak alınan parayı çeneye sürmek, güvercine kağıt çektirmek, misafir giden evi 3 gün süpürmemek, salı günü yola çıkmamak, sabunu elden ele vermemek, kötü bir şey söylendiği vakit eliyle bir yere tıklayarak şeytan kulağına kurşun demek, cenazede küreği birinin eline vermeyip yere atmak, lohusa kadının kırkı çıkıncaya kadar, dışarı çıkmaması, yanında birinin bulunması, hatta yanına bir süpürge olsun koymalı demek, kırkı çıkmamış iki çocuğu birbirinin yanına getirmemek bâtıl inançtır.

Hıdrellezi, Nevruzu, Noeli kutlamak, dert ve dilek için yatırlarda bulunan ağaçlara çaput bağlamak, türbelere mum dikmek, cenazeyi yüksek sesle tekbirle veya marşla götürmek, matem işaretleri taşımak, çelenk götürmek caiz değildir.

İnsanlar arasında yaygın batıl inançlardan biri de falcılık ve kehanettir. İnsanoğlu tabiatı icabı geleceğe dair hayaller kurar ve bu hayallerinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini merak eder. Bu merak yüzünden tarih boyunca insanlar falcılara ve kâhinlere gidip, geleceği öğrenmek istemişlerdir. Günümüzde de kahve falı, yıldız falı, tarot falı gibi bazı yöntemlerle fal baktırmak halk arasında yaygındır. Hâlbuki gelecekten haber vermeyi amaçlayan bu yöntemlerin aslı yoktur ve dinimizde de büyük günahtır.

Gelecekten haber vermek, şirk inancıyla bağlantılı olan, İslam itikadına zıt bir faaliyettir. Eskiden putperestlerin rahipleri genellikle kâhinlik işiyle uğraşırdı. Cahiliye döneminde kâhinler ve falcılar kum üzerine bazı çizgiler çizerek, kuşların uçuşuna veya hayvanların kemiklerine bakarak fal bakarlardı. Kelime ve isimlerle fal tutma, zarlarla fal açma gibi fal çeşitleri de yaygındı.

Müşrikler, putların veya putla ilişkili cinlerin insana kehanette bulunma yeteneği bahşedeceğine inanırlardı. Cinler, göklerin kapısındaki meleklerin konuşmalarından bir iki kelime duydukları zaman bunların üstüne bir şeyler uydurup ilave ederler. Kâhinler de çeşitli yöntemlerle cinlerle irtibata geçerek onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışırlardı. Ayette şöyle bildirilir: “Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı.” (Cin, 6)

Peygamber efendimiz bu kişiler hakkında, “Kâhinler bir şey değildirler.” Yani sözlerinin bir aslı yoktur, buyurmuştur. Sahabeden bir kişi kâhinlerin verdiği haberlerin bazen doğru da çıkabildiğini söyleyince;

“Bu söz cinlerindir. Cin bilgiyi kapar da dostunun kulağına tavuğun gıdaklaması gibi gıdaklar. Bu şekilde ona yüz yalandan daha fazlasını karıştırır.” (Müslim, Selam 123) buyurmuştur.

Esasen cinler de gaybı bilmez; bunun ispatı, elindeki değneği kurt yiyip de düşene kadar Hz. Süleyman aleyhisselamın vefat ettiğini anlayamamış olmalarıdır. Hz. Süleyman aleyhisselam değneğine dayalı vaziyette ayakta durarak cinlerin çalışmasını teftiş ederdi. Böyle değneğine dayalı olduğu sırada vefat ettirildi. Cinler ise onun sağ olduğunu ve kendilerini izlediğini sanıyorlardı. Böylece Allah'ın dilediği kadar çalışmaya devam ettiler.

Allah-u Zülcelâl işin ortaya çıkmasını isteyince bir kurt, Hz. Süleyman’ın değneğini kemirerek çürüttü ve Süleyman aleyhisselam yere düştü. Cinler ancak o zaman onun öldüğünü anladılar. Bu durum karşısında insanlar, cinlerin gaybı bilmediklerini anladılar.
Allah-u Zülcelâl bir ayeti kerimede cinlerin yüce melekler katını hiçbir zaman dinleyemeyeceğini bildiriyor: “Doğrusu biz dünya göğünü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Ve onu inatçı her şeytandan koruduk. Onlar Mele-i Âlâ’yı dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar, uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azap vardır. Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir sözü kapan olursa, onu da delip geçen alevli yıldızlar takip eder.” (Sâffat, 6-10)

Cincilik dışındaki fal yöntemleri de yine insanları istismar etmek için uydurulan, aslı astarı olmayan yöntemlerdir. Yıldızların veya kahvedeki telvenin geleceği haber vereceğine inanmanın hiçbir mantıklı delili yoktur.

Bir Müslümana fal bakmak veya baktırmak hiçbir yönden yakışmaz. Çünkü müminler inanır ki gelecek, Allah-u Zülcelâl’in takdirine ait bir alandır. Geleceği sadece ve sadece Allah bilir: “De ki: Allah’tan başka ne göklerde, ne de yerde hiç kimse gaybı bilemez.” (Neml; 65)

Allah-u Zülcelâl levh-i mahfuzda insanların kaderini takdir etmiştir. Bununla beraber kulunun işlediği bir sevap, bir dua, bir hayır sebebiyle takdirini değiştirebilir de… Allah-u Teâlâ her şeye kadirdir, dilediğini yapar. Ayet-i kerimede, “Allah dilediği şeyi mahveder ve dilediğini isbat eder. Nezdinde kitabın aslı olan Levh-i Mahfûz vardır.” (Ra’d; 39) buyrulmaktadır.

İtikadî bakımdan fala baktırmak ve fala inanmak çok tehlikelidir; çünkü insanı imandan bile çıkarabilir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: “Kim ki bir kâhine giderek onun söylediklerine inanırsa, Muhammed’e indirileni inkâr etmiştir.” (Ebu Davud; 3904)

Kâhinlik ve falcılık yapanların hemen hepsi itikadî açıdan sapkın durumda kişilerdir. Onlar olayların meydana gelişinde yıldızların etkisi olduğuna inanmaktadır. Hâlbuki göklerde ve yerde her şey sadece Allah'ı tesbih eder ve Allah'ın kanunlarına boyun eğerek hareket eder.

Allah'ın yarattığı her şeyde hikmetler vardır. Yıldız ve gezegenler de Allah'ın sanatının aynasıdır, onların yaratılışında da ibret alınacak ayetler vardır. Bunlara fal gözüyle değil hikmet gözüyle bakmak gerekir.

Geleceği bilmek hiçbir insanın üzerine vazife değildir. Hakiki mümin, geleceğin ne getireceğiyle meşgul olmaz, asıl Allah'a kulluk vazifelerini yerine getirme mesuliyeti üzerine düşünür.

Eğer Allah dilerse bir kişiye rüya yorumu gibi ilimler ilham ederek geleceğe dair işaretler verebilir. Kuran-ı Kerim’e baktığımızda Hz. Yusuf'a bu konuda ilim verildiğini görüyoruz. Hz. Yusuf Allah'ın öğrettiği bu ilimle, insanları kıtlık felaketine karşı hazırlık yapmaya sevk etmişti. Bunun gibi, Allah'ın nasip ettiği bir ilim ile mesela meteoroloji ilmiyle yağmur yağma ihtimalini hesaplamak gibi işler gaipten haber vermek manasına gelmez. İlimle alakası olmayan kehanet yöntemleriyle insanları istismar etmek ise büyük vebal ve sapkınlıktır. Bunlara inanıp müşteri olmak da cehaletten kaynaklanan büyük bir kabahattir.

Müminler Allah'ın nazargahı olan kalplerini batıl inançlardan muhafaza etmeli, son nefese kadar bir hazine gibi itinayla muhafaza etmesi gereken imanını asla tehlikeye atmamalıdır.

Sual: İnsan karakterleri burçlara göre midir?
CEVAP
Halk arasında, zodyak (burçlar kuşağı) üzerinde yer alan 12 takım yıldıza "burçlar" adı verilir. Zodyak, gökyüzünde güneş ve başlıca gezegenlerin yolu üzerinde bulunduğu tasarlanan hayali bir kuşaktır. Burçlar kuşağı olarak da söylenir. Güneşin burçlara karşı olan durumunun değişmesi yüzünden, bugün burçlardan hiçbiri kendi adıyla anılan bölgede bulunmamaktadır. Bu yüzden 20. yüzyılda Güneş, 1 Ocak’ta Oğlak burcunda olmayıp Yay burcundadır. Bu yüzden de burçlarda doğanların belli bir karakter sahibi olduğu söylenemez. Her burçta doğan aynı karaktere sahip olsa, bütün dünyadaki insanlar 12 karakterli olurlar. Aynı burçta doğan iki kişiden biri âlim, diğeri zalim, biri sert, öteki yumuşak olabilir. İnsanların karakterlerini burçlar tayin etmez.