1) İmanı olmayan bir kimsenin iman etmesi, mü’min olması için, ilmi varsa doğrudan doğruya, yoksa dolaylı olarak çalışmak. Kullar iman veremez, vesile olur. İmanı nasip etmek Allah’tandır. Böyle bir şeye nail olan kimse aklın almayacağı derecede büyük sevap ve mükafat kazanır ücret alır, kar eder. Mesela, bir kimsenin okuyup anlayabileceği muteber, güvenilir din ve iman kitapları hediye etmek dağıtmak. (Kötü tepkilere sebep olacak kitaplar dağıtılmamalıdır.)

2) İmanı olan, lakin inançla ilgili bilgilerinin bazısı yanlış olan kimselerin, imanlarını tashih etmeleri, Fırka-i Naciye Ehl-i Sünnet ve Cemaatin pak ve temiz akidesine sahip olmaları için çalışmak.

3) Müslümanlara, öğrenilmesi kadın erkek herkese farz olan ilmihal bilgilerini öğretmek için planlı programlı çalışmak.

4) Beş vakit namazın dosdoğru kılınması için çalışmak.

5) Kendi nefsine namazı dosdoğru kıldırtmak.

6) Şer’î bir özrü yoksa farz namazları cemaatle kılmak. (Hanefi mezhebinde şerî özürler yirmi küsürdür. Bunların dışındaki özürler geçersizdir, şeytanidir.)

7) Müslümanların Ramazan ayında oruç tutmaları için çalışmak.

8) Zekat vermesi gerekenlerin, zekatlarını Kurana Sünnete Şeriata Fıkha uygun şekilde gerçek şahıslara temlik suretiyle vermeleri.

9) Ümmet birliği, ittihad-ı islam, iman kardeşliği, tesanüd için çalışmak.

10) Ümmetin başında, raşid müdebbir kiyasetli ehliyetli liyakatli abid zahid müeyyed bir zatın imam olarak bulunması ve bütün müminlerin bu muhterem kişiye biat ve itaat etmeleri için çalışmak.

11) Ahlakını gidişatını tavır ve hareketlerini Kur’an Peygamber Selef-i Salihin ve Evliyaullah ahlakına benzetmek.

12) Allah ile olan bütün işlerinde ihlaslı olmak. İhlas olmazsa namazlar oruçlar zekatlar hayır hasenat cihad kabul edilmez.

13) Bütün işlerin Kur’ana Sünnete Şeriata uygun olarak yapılmasını istemek ve bunun için en uygun şekilde çalışmak.



14) Faydalı olmak şartıyla, ilmini kültürünü artırmak. Ehliyetli hocalardan ders almak. Din büyüklerinin kıymetli muteber kitaplarını dikkatle okuyup mütalaa etmek, öğrendiği bilgileri hayata uygulamak.

15) Bütün yaratıklara karşı adil ve insaflı olmak.

16) Allah’ın kesin şekilde kınadığı israfa karşı olmak.

17) Emr-i maruf nehy-i münker yapmak. Bu, ya fiilen, ya söz ve yazı ile, ya kalben yapılır. Kalp ile emr-i maruf ve nehy-i münker bütün Müslümanlara farzdır.

18) Merhametli olmak, gadr ve cefa etmekten uzak durmak.

19) İslamiyeti yaşamak suretiyle insanlara güzel örnek olmak.

20) Allah’ın verdiği nimetleri paylaşmak.

21) Cimri olmamak şartıyla kanaatli ve tutumlu olmak.

22) Agresif din düşmanlarıyla küçük cihad, nefs-i emmaresiyle büyük cihad yapmak.

23) Resulullah Efendimizi (salat ve selam olsun ona) en güzel örnek kabul etmek, onun sünnetini hayata uygulamak, yolundan gitmek. Sünnete sırt çeviren helak olur.

24) Müslüman çocuklarının ve gençlerinin iyi Müslüman ve iyi insan olmaları için çalışmak.

25) İman İslam Kuran Sünnet Ümmet hizmeti yapanları desteklemek.

26) Din istismarı, sömürüsü yapan alçaklara buğz etmek, onlardan nefret etmek. Dikkat bu konuda fitne ve fesat çıkartmaktan uzak durulmalıdır.

27) Başkalarının analarına karılarına kızlarına bacılarına şehvet nazarıyla bakarak göz zinası yapmamak.

28) Dünyayı ikiye ayırmak: Daru’l-İslam ve Daru’l-Harb.

**

Ehl-i Sünnet ve Cemaat dairesi içinde, çizgisi üzerinde bulunan sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek ortak İmanî İslamî Kuranî Nebevî hizmet tebliğ davet yayınları yapmalıdır. Bu yayınlar para kazanmak için yapılmamalıdır.

En fazla seksen sayfalık kitapçıklar... İçlerinde doğru ve sağlam bilgiler var. İnsanları imana İslama ibadete güzel ahlaka iyiliğe hayra çağırıyor. Her baskısı en az yüz bin olacak bu kitapçıklar bir liraya, kurtarmazsa iki liraya satılmalıdır. Mesela bendeniz bunlardan birini beğendim, iki yüz lira verip yüz tane almalıyım, gelen misafirlerime gençlere hediye etmeliyim.

İslamî sivil toplum kuruluşları böyle ortak hizmetler yapmazlarsa vazifelerini terk ta’til ve ihmal etmiş olurlar ve büyük vebal altında kalırlar.

Söylemeye hacet yok, bu kitapçıklar son derece faydalı ve mükemmel olmalıdır.

İlim Yayma Cemiyeti çok zengin çok güçlü bir sivil toplum kuruluşumuzdur. İsmi de bunu gerektiriyor. Bu hizmete öncülük etmelidir.

Bu hizmet cemaatler tarikatler hizipler fırkalar sivil toplum kuruluşları tarafından ayrı ayrı yapılamaz. Mutlaka birleşilerek ORTAK hizmet edilmelidir.

Yıllardan beri bu teklif ve temennilerimi tekrar tekrar yazıyorum şimdiye kadar hiçbir kıpırdanma ve teşebbüs olmadı. Lakin yine de yazacağım. Benden vebal gitsin.

**

Dinde reformcular dinde yenilik ve değişim isteyenler light ve ılımlı İslam isteyenler şeriatsız bir İslam isteyenler Resulullah Efendimizin sünnetine saldırıyorlar. Mütevatir, manen mütevatir, sahih hadislere uydurma diyorlar. Sünnet yıkılırsa fıkıh yıkılır. Fıkıh yıkılınca İslamî uygulamada anarşi ve kaos olur, din elden gider. Müslümanların fıkhı ve fıkıh mezheplerini ayakta tutmaları temel bir vazifedir.

**

Cuma namazını çok uzattıkları, Türkçe hutbeden sonra İngilizce hutbe okudukları, hoparlörleri çok fazla açtıkları için o camiye gitmiyorum. Cuma namazını uzatmak bid’attir. İngilizce hutbe yıkıcı bir ahir zaman bid’atidir. Cemaatin içinde ihtiyarlar memurlar işçiler öğrenciler vardır. Onları sıkıntıya sokmamak gerekir. Uzun namaz kılmak isteyen geceleyin kalkar teheccüd kılar. Bir de sabah namazlarının farzının kıraati uzun olur.

**

Türkçe hutbelerde edebiyat, üslup, vurgu, gramer hatası yapılmamalıdır. Türkçe edebiyat bilgisi güçlü ve yeterli olmayanlara hutbe okutulmamalıdır.

**

İstanbul’un çok büyük camilerinden birinde imamlık yapan zat hem Şeriat alimi hem de icazetli tarikat şeyhi olsa, cami sabah namazlarında bile dolar. Dev şehirde şu anda kaç cami var bilmiyorum. Birkaç yüzünde zülcenaheyn karizmatik imamlar vazife görmelidir. Hitabetleri ve sohbetleri insanları çekmelidir. Böyle imamlar olmazsa din hayatında durgunluk, gerileme, donukluk ve sönüklük olur.

**

Biri size yüzde yüz haksız olarak dil ile saldırır hakaret ederse sabrediniz, karşılık vermeyiniz, Allahü Teala’ya havale ediniz. Böyle yaparsanız (tekrar ediyorum siz yüzde yüz haklıysanız) o adam sille ve tokat yer. Merhamet eder, yiyeceği sillenin hafiflemesini isterseniz biraz itiraz eder kendinizi savunursunuz.

Lütfen lütfen lütfen mealini arz ettiğim şu sahih hadisi dikkatle mütalaa buyurunuz.

Sevgili Peygamberimiz (sav) yakın dostu Hz. Ebubekir (ra) ile oturuyorlardı.

Medine’nin sıcak bir günü. Biraz sonra içeriye bir adam girer. Etrafına baktıktan sonra Hz. Ebubekir’in (ra) yanına oturur. Ve hemen çirkin sözlerle ona saldırmaya başlar, hakaret eder, küçümsemeye çalışır, tacizde bulunur.

Hz. Ebubekir (ra) sabırla susar.

Olaya şahit olan Hz. Peygamber (sav), bu saygısız insanın haddi aşan çirkin sözlerinden rahatsız olsa da o da susar. Bu saygısız adamın çirkin sözlerinden hayli rahatsız olmaya başlayan Hz. Ebubekir (ra) dayanamaz ve cevap vermeye başlar. Hz. Ebubekir (ra) sınırı aşmadan, bu terbiye sınırını aşanın terbiyesini vermeye çabalamaktadır aslında. Hz. Peygamberin (sav) huzurunda olduğunun farkında olan Hz. Ebubekir (ra), daha fazla susarsa Hz. Peygamberin (sav) rahatsız olacağını varsayar. Hz. Ebubekir’in (ra) cevap vermesi üzerine Peygamberimiz (sav) ayağa kalkar ve orayı terk eder. Hz. Peygamberin (sav) uzaklaştığını gören Hz. Ebubekir (ra) telaşlanır ve Peygamberimizin (sav) arkasından koşar. Diğer yandan da heyecan ve korku içinde söylenmeye başlar: “Ey Allah’ın elçisi. Sizi rahatsız edecek bir şey mi yaptım? Yanlış bir şey yaptıysam Allah’tan afv dilerim.” Hz. Peygamber (sav) döner ve çok sevdiği dostuna şöyle buyurur: “Ey Ebabekir! Adam sana hakaret edip sataşmaya başladığında sen sustun. O esnada Yüce Allah’ın görevlendirdiği bir melek senin adına o adama cevap veriyor, sana da dua ediyordu. Sen sustukça melek seni savunuyor adama karşılık veriyordu. Ne zaman ki, sen de cevap vermeye başladın, işte o anda o melek orayı terk etti ve şeytan oraya girdi. Ben şeytanın bulunduğu ortamda durmam. Benim orayı terk etmemin sebebi budur işte.”