Kulağından müzik aletini düşürmeyen, her an müzik dinleyen gençlerle karşılaşırsınız; yolda, arabada, otobüste, kimi zevk için, kimi “Sıkıntılarımı, dertlerimi götürüyor” der. Kimisi de; “Müzik ruhun gıdasıdır” der ve dinlemeye devam eder.

Gerçekten dinlenen bu müzikler ruhun gıda mı?

Ruha mı veya nefse mi hoş geliyor? 

Öncelikle şunu belirtmek isteriz ki, amacımız müziği ve şarkıları yadırgamak değil, bir Müslümanın şarkı ve müzik dinlerken bilmesi gereken konuları ve şarkılardaki imanı tehlikeye atan sözleri bilmek üzerine olacaktır.

Her insan müzik dinler, biz dahi, bir Müslüman müzik dinlerken hangi müziği dinleyeceğini ayırt etmesi gerekir. Her müzik kulağa hoş gelebilir, sözleri etkileyici olabilir, duygularımıza hitap edebilir, önemli olan bir Müslümanın kulağa hoş gelen bu müzik ve etkileyici sözler karşısında gösterdiği tavrıdır “Bu sözlerin dinimizce ölçüsü nedir? Rabbimizin emirleri ile ne kadar örtüşmektedir? Bu sözler bana Rabbimi mi hatırlatıyor, dini duygularıma mı hitap ediyor, yoksa beni gaflet bataklığına mı sürüklüyor? Demelidir.

Örneğin: “Kader utansın” “Seninle Cennete bile girmem” bu ve buna benzer sözleri tahlil ettiğimiz zaman manası nereye varır acaba? Kaderi yani hayat programımızı yaratan Rabbimiz değil mi? “Kader utansın” demekle ne demeye çalışıyoruz hiç düşündük mü? İslami yaşamımıza ters düşen bu sözleri dinlemek, Allah muhafaza insanı isyan ve şirk yollarına götürebilir.

Örneğin Aşk, isyan, karamsarlık, yalnızlık, kaderi suçlamak gibi temaları konu edinen şarkılar ve bu şarkıları dinleme sonucu ile bunalıma girenler, hatta intihar edenler bile görülmüştür. İşte bu tür olaylara sebep olan müzik, acaba ne kadar ruhun gıdası olabilir? Bunun yanı sıra öyle musiki sesler vardır ki, insana Allah aşkını, Peygamber sevgisini ve dünyanın faniliğini hatırlatır.

Müzik Ruhun Gıdası mıdır

İnsan ruhu, daima anavatanı olan ahireti özler ve oranın hasretini çeker. Fakat belli bir zamana kadar vücut kafesinden çıkamadığı, ona bağlı olduğu için buna imkân bulamaz. Halbuki nefis, daima rahatı ve huzuru arar, konforlu bir hayatı talep eder ve insanın benliğine o yönde telkinlerde bulunur. Sonuç olarak insan, iki eğilimin tesiri altına girer. Ve bunlardan hangisi baskın gelirse, o yöne zorlanır.

İlim, ruh ve nefis ile ilgili deney ve ölçme yapma imkânına sahip değildir. Ancak, dolaylı yoldan, yani ruh ve nefsin insanda meydana getirdiği tesirleri inceleyerek sonuca varabilir. Nitekim bugün psikoloji ve parapsikoloji ilminin yaptığı şey budur. Mesela, uyku anında vücut üzerinde yapılan ölçme ve incelemelerle, tamamen ruhi olayların bir sonucu olan rüyalar hakkında hükümler çıkarılması, bunlar arasında bulunmaktadır.

Müzik konusunda ölçü şudur: Hangi müzik insanın ulvî hislerine hitap ediyorsa, dünyaya ait aşırı isteklerinde ve hırslarında bir törpülenme ve zayıflama, ahiret özlemlerinde bir artma ya da ölüm ve ötesine ait korkularında bir azalma meydana getiriyorsa, o müziğin faydalı olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşılık, hangi müzik insanın şehvanî hislerine hitap ediyor ve onu ulvî hislerden uzaklaştırıyorsa, o müziğin ruha gıda değil zarar ve zehir olduğu açıktır...

İnsan neyi çok dinlerse zamanla farkına varmadan içindeki sesi ve dili durmadan o dinlediği sözleri tekrarlamaya başlar, bu sözler günah kazandıran sözlerden ibaret ise kişiyi maneviyattan uzaklaştırıp, insi ve cinni şeytanların tuzağına düşürebilir. İnsan kalbini, kulağını ve dilini, bu gibi sözler ile meşgul ettiği için ve bu azalarını günah yolunda kullandığı için, Huzur-u İlahide sorumlu olacaktır. Oysaki bir müslümanın dilinde Allah’ın zikri olması gerekir. “Müzik ruhun gıdasıdır” derler ne kadar doğrudur bilmiyorum, ama bildiğim asıl ruhların gıdası Kur’an’dır.

Kur’an’ı okumak, onu dinlemek ve onu virdi zeban edinmek, yani dilimizde her an onu zikir yapmaktır. Çünkü Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de buyurur ki,

Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur. / Ra’d Suresi 28. Ayet 

Kalplerimizin gerçek manada tatmin olması, Allah’ın zikri ile meşgul olmaktan geçiyor. Kalp tatmin olunca diğer bütün azalarda tatmin olur. Günlük ibadetlerini yapan, malayani söz ve davranışlardan uzak duran ve boş sözleri dinlemekten kaçınan bir insan, zaten sergilediği bu hal ve tavırlar ile manen Allah’ın zikri ile meşguldür. Allah’ın zikri ile tatmin olamayan bir kalbi; huzursuzluk, korku, endişe, umutsuzluk gibi manevi hastalıklar sarar ve bu hastalılarda, insanı çağımızın bir diğer hastalığı olan bunalım hastalığına sürükler.

müzik ruhun gıdası mı? ile ilgili görsel sonucu

Fikri ve zikri Allah’ın zikrinden uzak olan kalpler ne kadar bu şarkı ve sözleri dinleseler de kalpleri tatmin olmaz, çünkü insanı karamsarlığa götüren, hayatta başına gelen musibetleri imtihan olarak görmeyip suçu kadere yükleyen bu sözler, insanı tatmin etmek yerine daha çok bunalıma ve karamsarlığa götürebilmektedir. Dikkat ederseniz hayatta başına gelen musibetlerin etkisiyle bu tür şarkılarla teselli arayan ve onlarla derdini paylaşan insanları gördüğümüzde, daha çok karamsarlığa sürüklenmekte ve hayattan nefret etmektedirler.

Bu gibi olayların sonucu ise; sigaraya başlama, içkiye başlama ve buna benzer kötü alışkanlıklara sebep verebilmektedir. Hayattan umutsuzluk, Allah’ın verdiklerine razı olmama gibi daha birçok günah ve şirk bataklığına insanı sürüklemektedir.

Farabi’ye göre Türk müziğindeki her makamın insana verdiği bir duygu bulunmaktadır.

1. Rast Makamı: İnsana sefa (neşe-huzur) verir.
2. Rehavi Makamı: İnsana beka (sonsuzluk fikri) verir.
3. Kuçek Makamı: İnsana hüzün ve elem verir.
4. Büzürk Makamı: İnsana havf (korku) verir.
5. Isfahan Makamı: İnsana hareket kabiliyeti, güven hissi verir.
6. Neva Makamı: İnsana lezzet ve ferahlık verir.
7. Uşşak Makamı: İnsana gülme hissi verir.
8. Zirgüle Makamı: İnsana uyku verir.
9. Saba Makamı: İnsana cesaret, kuvvet verir.
10. Buselik Makamı: İnsana kuvvet verir.
11. Hüseyni Makamı: İnsana sükunet, rahatlık verir.
12. Hicaz Makamı: İnsana tevazu (alçakgönüllülük) verir.

Farabi aynı zamanda her makamın belli bir vakitte etkili olduğunu da söylemiştir. Rehavi makamı, yalancı sabah vaktinde etkili; Hüseyni makamı sabahleyin; Rast makamı güneş iki mızrak boyundayken; Buselik makamı kuşluk vakti; Zirgüle makamı öğleye doğru; Uşşak makamı öğle vakti; Hicaz makamı ikindi vakti; Irak makamı akşam üstü; Isfahan makamı gün batarken; Neva makamı akşam vakti; Büzürk makamı yatsıdan sonra; Zirefkend makamı uyku zamanı etkilidir.

Günümüzde Müzikle Terapi

Musiki ile yapılan tedaviler uzun zamandır dünyada unutulmuş ve terk edilmiştir. Ancak son yirmi yıldır, müziğin terapötik etkisinin yeniden keşfedildiğini söylemek mümkün. Biz her ne kadar durumu yeni yeni anlasak da, yapılan çalışmalarda insanın hoşuna giden seslerin ağrı kesiciye olan ihtiyacı azalttığı, tansiyonu düşürdüğü ve ritmi düzenlediği ortaya konulmuştur. Müzikle tedavi, 1977 yılından beri, ABD’de özel bir ihtisas alanı olarak kabul görülmüştür. Müzik terapisinin, özellikle okul ve hastanelerde, psikolojik rahatsızlıklarda olduğu kadar organik rahatsızlıklarda da etki gösterdiğini bugün artık rahatlıkla söyleyebilmekteyiz

İnsan ruhu bir musikidir. O yüzden musiki, insana kendi gücüyle iyileşme şansı verir. Niye müzikle tedavi? Çünkü her birimizin bir şarkısı var. Her birimizin ruhunda çalan bir makam var. Bu makam Hicaz mıdır, Buselik midir, Isfahan mıdır bilinmez ancak ruhumuza iyi geldiği kesin. Her birimizin tınısı farklı. Bazıları kulakların pasımızı silerken, bazıları kulakları tırmalıyor. Bazı sesleri hiç mi hiç duymak istemiyoruz. Bazı sesleri ise duymadan edemiyoruz. Hayatın ahengi, ritmi bir şekilde akıp gidiyor. Hayat akışımız seslerle coşuyor ya da sessizlikle tarümar oluyor. Sesler bugün de, insan psikolojisinde, bize dokunan şifalı ellerdir. Bir şaman gibi, bir baksı gibi, İbn-i Sina gibi..