Evrim teorisi mi cihat mı okutulmalı?

SON günlerde, Milli Eğitim Bakanlığı’nın açıkladığı yeni müfredat tartışılıyor. Bakanlığın evrim teorisiyle ilgili kazanımları azaltması, cihat kavramını müfredata alması, eski Türkiye’yi hatırlatan tartışmalara neden oldu.

Taraflar, ideolojik bir tavırla, sanki bu iki konu birbirinin alternatifiymiş gibi tartışıyor. Doğrusu bu tür bir ideolojik tartışmanın tarafı olmak niyetinde değilim. Sadece hararetle bu tartışmayı yapanlara birkaç soru sormak istiyorum:

“Evrim teorisi kazanımları artırılsa ve cihat vb. kavramlara hiç yer verilmese (ki bu dönemler yaşandı), bu müfredat uygun ve yeterli olacak mıydı?” veya “Yeni programda evrim teorisi tamamıyla çıkarılsa, cihat vb. kavramlar çok daha etkin bir şekilde işlenseydi, her şey yoluna mı girecekti?”

Sorun, işlenecek konular ve kazanımlardan ibaret değil. Esas sorun toplum olarak eğitim zihniyeti ve yaklaşım tarzımız.

1945 yılından beri, zaman zaman müfredat değişikliği yapılır ve bazı kazanımlar eklenir veya çıkarılır. Şimdi de benzer şekilde, müfredatta sadeleştirme ve bilgi yoğunluğunu azaltma amacıyla yola çıkıldı ve bazı değişiklikler yapıldı.

Eğitim anlayışımız, çevre değişikliklerine duyarsız (kapalı) ve aynı etkiye hep aynı tepkileri veren (mekanik) bir sistem iken, benzer usullerle değişiklik yaparak farklı sonuçlar almaya çalışıyoruz. Çünkü,

- Müfredata bakış ve yaklaşım tarzı değiştirilmedi. Müfredatın ideolojik ve kural koyucu (normatif) yapısı bilgiyi dayatıyor.

- Mümkün olduğu kadar fazla kazanım hedefleniyor. Çoğu kez, müfredat yenileme bazı kazanımları çıkarmak, bazılarını ortak başlık altında birleştirmek ve yeni kazanımlar eklemek şeklinde yapılıyor. Halbuki bu yöntem öğrenim programlarında bilgi yoğunluğunu azaltmıyor. Kazanımlar azalsa bile bu derslerin içeriğine veya kapsamına bir eksilme olarak yansımıyor.

- Uluslararası karşılaştırmalara göre, daha az ders saatinde çok daha fazla kazanım sağlanmaya çalışılıyor. Bu durum, suyu bardağa kovayla dökmeye eşdeğer bir tutum.

- Birçok ülkede kritik kazanımlar dışındakiler öğrencinin merakına ve öğretmenin inisiyatifine bırakılırken, bizde bütün kazanımlar ayrıntısıyla tanımlanıyor. Bir dersin müfredatı birçok ülkede 3-5 sayfayı geçmezken, bizde klasör dolusu program hazırlanıyor.

- Formüller, şekiller, ayrıntılar ezberlenmeye zorlanıyor.

- Böylece öğrencilerin merak tohumları yok ediliyor. Uluslararası bir ölçme ve değerlendirme kurumu olan CITO, Türkiye’de yürüttüğü Öğrenci İzleme Sistemi (ÖİS) programı çerçevesinde yaklaşık 200 okuldan elde ettiği sonuçlara göre, eğitim sisteminin ilkokulu tamamlayan öğrencilerin merakını önemli oranda törpülediğini, sorma ve sorgulama kabiliyetlerini körelttiğini tespit etmişti.

- Müfredatın etkinliğini ölçmenin en iyi yöntemi öğrenciyi izleme ve değerlendirmedir. Öğrenciden alınacak geri besleme eğitimin ve müfredatın yeterliliğini ortaya koyar. Eğitim sistemimizdeki bütün sınavlar, öğrencinin gelişimini gözlemek amacıyla değil, öğrenciyi seçmek ve sıralamak amacıyla yapılıyor.

Halbuki, farklı bir sonuç alabilmek için açık ve organik bir sistem anlayışı gerekir. Ayrıca, eğitim ve hele çocukların içinde olduğu sistem kaçınılmaz bir şekilde organik olmak zorundadır. Bunun için ilk şart ise ideolojik kalıpları kırmak ve tek tipleştirme çabasından uzaklaştırmaktır.

Öyleyse, yeni programdan da daha önceki değişikliklerden farklı bir sonuç alınamayacağını şimdiden iddia edebiliriz.

Hiç şüphesiz, bu sorunların nedeni sadece bugünkü iktidar ve sayın bakan olamaz. Geçmiş iktidarlar, bakanlar ama hepsinden önemlisi ideolojik devlet zihniyetidir.

Müfredatla ilgili paradigma değişmeden, programın içeriğinde yapılan sınırlı değişiklikler için bu kadar tartışmaya gerek yok. Çünkü Mecelle ilkesidir: Aslı batıl olanın fer’i de batıl olur.

Daha önemlisi, eğitim yaklaşım tarzı ve zihniyet değişmeden, müfredat tamamıyla değiştirilse bile sonucun değişmeyeceğini fark etmeliyiz.

Doğrusu konuyla ilgili olarak söylenecek çok söz var. Özellikle değerler eğitimini ve öğrenilen kazanımların günlük hayata transferi meselesini ayrıca ele almak istiyorum.

Ömer Dinçer

Haberturk