1987’den itibaren Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı’nda çalışan belge okuma ve değerlendirmede yetkin uzmanlar başka kurumlara gönderildi. Çoğunu akademik kamuoyunun da yakından tanıdığı uzman isimler SGK, Tapu Kadastro ve İçişleri gibi yerlerde görevlendirildiğini internetten öğrendi. Açıköğretim fakültesi mezunu ve daha önce Altındağ Belediyesi’nde Zabıta Müdürlüğü’nde çalışan bir kişi ise Devlet Arşivleri Genel Müdür Yardımcısı yapılarak Osmanlı Arşivleri de kendisine bağlandı.

1986 yılında Turgut Özal’ın girişimiyle tasnif edilmeye başlanan Osmanlı arşivleri için üniversitelerin tarih, edebiyat, ilahiyat ve benzeri bölümlerinden mezun olan Osmanlıca bilenler sınavla seçilerek sözleşmeli personel oldu. 1987 yılından bu yana depolardaki evraklar tasnif edildi, okundu, özetlendi, kataloglandı ve restore edildi. Bugüne 45 milyon evrakın tasnifi tamamlandı. Kurum başbakanlığa bağlıydı ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildikten sonra 16 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayınlanan kararnameyle, yeni sistem gereğince, Cumhurbaşkanlığı bünyesine dahil edildi.

"DEVLETİ ZARARA UĞRATMAKTADIR"

Arşivciler Derneği’nden konuyla ilgili bir açıklama yapıldı. Açıklamada şu dört maddeye yer verildi.

 1- Devlet arşivleri mülga bir kurum değildir. Cumhurbaşkanlığı’na geçiş yapılarak kurumun varlığı devam ettirilmektedir. Bu durumda kurum personelinin başka kurumlara atanması kabul edilebilir bir durum değildir. İstihdam fazlası gibi gösterilerek tasfiye edilen tasnif personelinin yerine yeni personel alınmasının planları yapılmaktadır.

 2- En önemli özelliği Osmanlıca belge okuma becerisine sahip olan uzman arşiv personeli ilgili ilgisiz kurumlara atanarak bankamatik memur konumuna düşürülmüştür.

 3- Osmanlı arşivinde tasnif edilmeyi bekleyen hala milyonlarca evrak dururken uzman personelin hiçbir kritere bağlı kalınmaksızın dağıtılması devleti her anlamda zarara uğratmaktadır.

 4- Kurumdan uzaklaştırılan personel arasında Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşları konusunda uzmanlaşan Muzaffer Albayrak; Balkan göçleri ve muhacirleri konusunda pek çok kitabı olan Yıldırım Ağanoğlu, tarihi yazılarıyla dikkat çeken Sinan Çuluk gibi değerli isimler de yer almaktadır. Bütün bu insanlar arşivdeki görevlerini hiç aksatmadan bütün gayretleriyle Türk kültürüne ve vatanlarına hizmet etmeye çalışmaktadırlar.Sayıları 250’yi aşan uzman arşiv personelinin gerçek anlamda hiçbir kriter dikkate alınmadan kendisine dair her tür muhalif görüş ve davranışı yok etmek amacına yönelik olduğu son derece açıktır. Bu üzücü durum karşısında kamuoyunu bilgilendirmek Türk Arşivciler Derneği olarak bizim vazifemizdir.”

Karar Gazetesi yazarı Yıldıray Oğur, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığında tasfiyeyi konu alan yazısında ilginç bilgilere yer verdi.

Bu tasfiye için kurumun yetkilileri gençleştirme, verimsizlik, işe gelmeme, dışarıya işler yapma gibi gerekçeler sıralıyorlar. Fakat 250 kişilik listedeki isimlerin sadece Google'dan yayınlarına bakınca bile bu gerekçelerin haklı olduğuna inanmak güç.

Bu isimler arasında daha iki sene önce Kut'ul Amare Zaferi ile ilgili yazdığı kitabı Cumhurbaşkanlığı tarafından basılan tarihçi Dr. Muzaffer Albayrak, Birinci Meclis üzerine yazdıklarından çok şey öğrendiğimiz Dr. Mustafa Küçük, arşivin rehberini yazmış İskender Türe gibi çok saygın isimler bulunuyor.

 

Bir arşivde "gençleştirme" için uzman tasfiyesi ise herhalde işin fıtratına aykırı olsa gerek.

 

Zaten ortada bu suçlamaları haklı çıkaracak bir idari soruşturma ya da bu fillerin işlendiğiyle ilgili resmi bir tespit de bulunmuyor.

 

Yani içinde 400 yıl önceki memurlarla ilgili soruşturma evrakları olan bir arşivin 250 çalışanı belgesiz olarak tasfiye edilmiş oldu.

 

Off the record olarak anlatılanlara göre yeni sistemde etkili makamlara gelmiş kurumun bazı eski çalışanları, kurumun idari yapısı kökten değişirken bunu fırsata çevirip, şahsi olarak problemli oldukları isimleri tasfiye etmişler.

 

Daha kısık seslerle dillendirilen bir iddiaya göre ise mesele sadece şahsi husumet değil, kurumda etkili bir dini cemaatin kendine yer açmak için yürüttüğü bir tasfiye.

 

Kimse adıyla konuşmadığı için bu iddiaları daha açık yazmak mümkün değil. Çünkü uzmanların çoğu hala devlet memuru ve hala bu sorunun Ankara'da yakın durdukları siyasi aktörler tarafından çözülebileceğini düşünüyorlar.