Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aile içinde eşler arasında kalması gereken sırların başkalarının yanında açılmasını ve bu sırlar hakkında konuşulmasını dişi ve erkek şeytanların yaptıkları davranışlara benzetiyor.

KARI-KOCANIN SIRLARINI BAŞKALARINA ANLATMASI HARAMDIR

Karı-kocanın en mahrem hâlleri esnasında aralarında geçenleri, özel konuşmaları başkalarına anlatması haramdır. Bunlar, karı-kocaya emanet edilen, gizlenmesi gereken âile sırlarıdır. Bu sırlar, mahremiyeti olan sırlardır ve bunları deşifre etmek, emanete hıyanettir.

Bu konu ancak sağlık problemleri, tıbbî zarûrete binâen sadece ehline ve edep sınırları içinde açıklanabilir. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- namaz kıldı, selâm verince ashâbına döndü ve şöyle buyurdu: “-Yerinizde durun! Acaba içinizde şöyle bir erkek var mı? Âilesinin yanına varınca kapısını kapatır, perdesini indirir. (Münasebet kurduktan) sonra da dışarı çıkar ve: «Ben karımla şöyle şöyle yaptım!» diye anlatır.

” Orada bulunanlar sustular. Sonra kadınlara yöneldi ve: “-Sizden böyle konuşanlar var mı?” diye sordu. Bunun üzerine bir genç kız, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in kendisini görmesi ve sözünü işitmesi için bir dizi üzerine dikilerek uzandı ve: “-Evet, vallâhi! Erkekler konuşuyorlar, kadınlar da konuşuyorlar!” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “-Böyle yapanın durumu neye benzer biliyor musunuz? Şüphesiz böyle yapan kimse, herkesin gözü önünde ihtiyaçlarını gideren, işlerini gören erkek şeytan ile dişi şeytana benzer.” (Ahmed bin Hanbel, II, 541; Ebû Dâvud, Nikâh, 50)

TELEVİZYONDA, DİZİLERDE MAHREM KONULARIN DİNLENİP SEYREDİLMESİ

Bunları anlatan kişilerin dilleri, dinleyen kişilerin ise kulakları fuhuş yapmış olur. Bugün televizyonlarda, dizi ve magazin programlarında başkalarının özel hayatlarının, mahrem konularının dinlenip seyredilmesi, kişiyi îmânen zaafiyete düşürür.

Bu özellikler, câhiliye döneminin özellikleri olduğu için Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bunlarla mücâdele etmiştir. Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-, Basra’da kendisine, kırk yıl boyunca öğrencilik ve arkadaşlık etmiş olan Sâbit el-Bünânî’ye şu hatırasını anlatır: “Bir gün Rasûlullah Efendimiz’in hizmetini gördüm. Kaylûle uykusuna çekilip istirahat edeceklerini bildiğim için sokağa çıktım, arkadaşlarımın oyununa daldım. Peygamber Efendimiz yanımıza kadar çıkageldi. Bütün çocuklara selâm verdikten sonra, beni bir ihtiyaç için gönderdi. İşimi bitirip Efendimize durumu bildirdikten sonra evimize gittim. Geç kaldığım için merakta kalan anneme son anda Rasulullah Efendimiz’in bir vazife verdiğini söyledim.

Annem: “-Nedir o iş?” diye sorunca: “-Söyleyemem, Peygamberimizin sırrıdır.” diye cevap verdim. Bunun üzerine annem, bana: “-Âferin. Peygamberimizin sırrını koru, kimseye söyleme!” dedi.

O günden bugüne, Peygamberimizin bu sırrını hiç kimseye söylemedim. Sâbit’in merakını fark eden Enes bin Mâlik ona: “-Biliyor musun Sabit, bu sırrı birine söyleyecek olsaydım, sana söylerdim.” dedi, fakat ona da söylemedi. (Müslim, Fezâilü’s-Sahabe, 145, 146)