Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hicretin ikinci senesinde, Sevik Gazvesi'nden dönerek Medine'ye geldiğinin ertesi günü, (Zilhicce'nin onuncu günü) Müslümanlarla birlikte namazgaha çıktı. Ezansız ve kametsiz iki rekât namaz kıldırdıktan sonra hutbe okudu. Bu hutbelerinde kurban kesmelerini Müslümanlara emretti. Kendileri de iki kurban kesti.

Cabir (ra) diyor ki: "Peygamber Efendimiz (s.a.v) kurban kesme gününde boynuzlu, semiz ve burulmuş iki koç kesti. Onları kesmek için yöneldiği zaman "Ben yüzümü gökleri ve yeri yaratana doğru çevirdim, Ben Allah'a şirk koşanlardan değilim; namazım, öteki hak ibadetlerim, sağlığım ve ölümüm bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ındır. O'nun ortağı yoktur. Ve ben Müslümanlardanım. Ya Rabbi bu kurban sendendir, senin içindir, Muhammed'in ve ümmetinin adına "Bismillahi Allahu Ekber" dedi ve kurbanı kesti." (et-Tac. m, 207)

Zeyd İbnu Erkam (r.a.)  anlatıyor: Resulullah (s.a.v.)’ ın ashabı: “Ey Allah’ın Resulü dediler. Bayram günü kesilen şu kurban nedir?” . “Bu babanız İbrahim (a.s.)’ ın sünnetidir.” Buyurdular. Ashab: “Pekiyi, kurban kesmede bize ne gibi sevap var ey Allah’ ın Resulü” dediler. “Kurbanın her bir kılı için bir sevap.” Buyurdular. Ashab tekrar: (Kesilen kurban koyun kuzu gibi) yünlü ise ey Allah’ın Resulü (sevap nasıl olacak)? Diye sordular. Aleyhissalatü vesselam: “Yünün her bir kılı için de bir sevap var” buyurdular.

Bir başka hadiste; “Kimin geçim durumunda bir genişlik olur da kurbanını basite alıp kesmezse, o bizim namazgahımıza yaklaşmasın” buyrulur.

Kurban keserken çok hassas davranılmalı, hayvanın gözü iyice bağlanmalı ve bir çukura iki kurban kesilmemelidir. Yine bir hayvanı, diğerinin gözü önünde kurban etmemeye îtinâ gösterilmelidir. Hayvanı kesileceği yere itip kakarak sürüklemek, uygun bir davranış değildir. Şayet küçükbaş bir hayvan ise, onu kucağa alıp rıfk ve mülâyemetle götürmek en güzelidir. Büyükbaş hayvanı da yine güzel bir şekilde kesim mahalline götürmelidir. Kurbanın yönü kıbleye döndürülmeli, kesecek olan kişi besmele çekip tekbir getirmeli ve mümkünse bizzat kendi eliyle kesmelidir.[1] Bu mümkün değilse vekâlet vermeli, ancak kesilirken, kurbanın yanında bulunmaya gayret etmelidir.
BIÇAKLAR BİLENECEK VE HAYVANDAN GİZLENECEK
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ey Fâtıma! Kalk kurbanının yanında bulun, şunu iyi bil ki onun kanından yere düşen ilk damla ile, işlemiş olduğun (küçük) günahlar affedilir.” (Hâkim, IV, 247/7524; Heysemî, IV, 17; Beyhakî, Şuab, V, 483)
Peygamber Efendimiz (s.a.v), bıçakların bilenerek hayvanlardan gizlenmesini emretmiş ve şu tenbihte bulunmuştur: “Biriniz hayvanını keseceği zaman, o işi hızlı yapsın!” (İbn-i Mâce, Zebâih, 3)
“Allah her şeyi en güzel şekilde yapmayı emretmiştir. Öldürdüğünüzde bile en güzel tarzda öldürünüz! Kestiğiniz zaman da kesmeyi en iyi şekilde yapınız! Her biriniz bıçağını bilesin ve hayvanını rahatlatsın!” (Müslim, Sayd, 57; Tirmizî, Diyât, 14/1409; Ebû Dâvud, Edâhî, 11-12/2815)
Burada hayvanı rahatlatmaktan maksat, bıçağı bileyerek hayvanın boğazına sür’atle sürüp kesimi çabuk yapmak ve hayvanı okşamak gibi şeylerdir.
HAYVANI KESİP KANI BOŞALANA KADAR BAŞINDA BEKLEMEK
Allah Rasûlü (s.a.v), koyun kesen birini görmüştü. Adam, kesmek üzere koyunu yere yatırdıktan sonra bıçağını bilemeye çalışıyordu. Bu katı ve duygusuz davranış karşısında, Rasûl-i Ekrem Efendimiz şu îkazda bulundu:
“–Hayvanı defalarca mı öldürmek istiyorsun? Bıçağını, onu yere yatırmadan önce bilesen olmaz mıydı?” (Hâkim, IV, 257, 260/7570)
Rasûlullah (s.a.v), derisini ve boğazının bir kısmını kesip bırakarak hayvanı ölünceye kadar bu şekilde terk etmeyi yasaklamıştır. [2] Boğazın iki tarafındaki şah damarları ile yemek ve nefes boruları iyice kesilmelidir. Hayvanı kestikten sonra biraz bekleyerek, vücûdundaki kanın iyice boşalması sağlanmalı ve hayvan can çekişirken hemen yüzmeye başlanmamalıdır. Kurban kesilirken oturmayıp, kan tamamen akıncaya kadar hürmeten ayakta beklemek de sâlihlerin âdetlerindendir.
PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (sas) KURBAN KESMESİ NASILDI?
Câbir (r.a), Allah Rasûlü’nün kurban kesmesini şöyle anlatır: “Rasûlullah (s.a.v), kurban günü alacalı ve boynuzlu iki koç kesti. Onları (yatırıp kıbleye) yöneltince: «Ben hanîf olarak (Allah’ı bir tanıyarak), yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim» (En’âm 6/79) «De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Ben bununla emrolundum ve ben müslümanların ilkiyim» [3] âyetlerini okudu ve:
«Ey Rabbim! (Bu kurban bize) sendendir ve senin için kesiyoruz. Muhammed (s.a.v) ve ümmeti adına kesiyorum. Bismillahi vallâhu ekber!» deyip koçu kesti.” (Ebu Dâvud, Edâhî, 3-4/2795; İbn-i Mâce, Edâhî, 1)
PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) KURBANDA ÜMMETİNE DÜŞKÜNLÜĞÜ
Yine Câbir (r.a) şöyle anlatır: “Bir Kurban Bayramı’nda, Allah Rasûlü (s.a.v) ile musallâda/namazgâhta hazır bulundum. Hutbesini tamamlayınca minberinden indi. Kurbanlık bir koç getirildi. Rasûlullah (s.a.v) onu kendi eliyle kesti. Keserken de şöyle buyurdu: «Bismillahi vallâhu ekber. Bu, benim adıma ve ümmetimden kurban kesemeyenler adınadır!»” (Tirmizî, Edâhî, 20/1521)
Bu rivâyetlerde aynı zamanda, Fahr-i Kâinât Efendimiz’in ümmetine ne kadar düşkün olduğu da görülmektedir. İhramda bulunan hacılar kurbanlarını kesmedikçe, tıraş olup ihramdan çıkamadıkları gibi, memleketlerinde kurban kesecek müslümanların da Zilhicce ayının hilâli görüldükten sonra kurbanlarını kesinceye kadar saç ve tırnaklarını kestirmemeleri uygun olur. [4]
KURBAN KESİLİNCE ETİNDEN YENMELİ VE BAŞKALARINA İKRAM EDİLMELİ
Bu davranış, hacılara benzemek ve müslümanlar arasındaki inanç birliğinin, mümkün mertebe cihanşümûl karakterde davranış birliğine dönüşmesine katkıda bulunmak içindir. Böyle davranmanın diğer bir hikmeti de, kurban kesen kişinin bütün hücreleriyle birlikte cehennemden âzâd olmasını sağlamaktır. Çünkü Cenâb-ı Hak, kurban edilen hayvanın her bir âzâsına mukabil, kurban kesen kulunun o uzvunu cehennemden âzâd etmektedir. Kurban, usûlünce kesilip parçalandıktan sonra etinden yemeli ve başkalarına da ikrâm etmelidir.
Cenâb-ı Hak şöyle buyurur: “…Artık ondan, hem kendiniz yiyin, hem de yoksula, fakire yedirin!.” (Hac 22/28, 36) Müstehap olan, kurbanı üçe taksim edip bir kısmını evde yemek, bir kısmını eşe dosta ikrâm etmek, bir kısmını da fukaraya dağıtmaktır. (Ebû Dâvud, Edâhî, 910/2813)
Kurbanın derisini ve istifâde edilen diğer kısımlarını evde kullanmak câiz ise de, satıp parasını almak câiz değildir. Satıldığı takdirde, kıymetinin tasadduk edilmesi lâzımdır. Yine kurbanlık hayvanın kesilmeden evvel sütünden, yününden istifâde edilmesi hoş görülmemiş, şayet kullanıldıysa bedelinin fakirlere verilmesi istenmiştir.
94 Müslim, Edâhî, 39-42; Ebû Dâvûd, Edâhî, 2-3/2791.
Kurbanın kesilip parçalanması esnâsında temizliğe ve sıhhî şartlara âzamî derecede dikkat etmek lâzımdır. Sokakları ve çevreyi kirleterek çirkin koku ve manzaralara meydan verilmemelidir.
[1] Müslim, Edâhî, 17-18
[2] Ebû Dâvud, Edâhî, 16-17/2826.
[3] En’âm 6/162-163.
[4] Müslim, Edâhî, 39-42; Ebû Dâvûd, Edâhî, 2-3/2791.

Kaynak:Dini Bülten