HER İMAMIN ARKASINDA NAMAZ KILINIR

Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa buyuruyor; “3 şey sünnetimdendir.” Bunların ilki her imamın arkasında namaz kılmaktır. Şimdi bazı ham sofular var. Camiye gidiyor. İmamın diş dolgusu var diye cemaate uymuyor. Diş dolgusu yarayı sarmak gibidir. Elinizde yara olsa ve tıbben kapanması gerekse o sargının üzerine mesh yapabilirsiniz. Dolgu da aynı öyledir. Dolgu mesh edildiğinde abdest kabul olur. Bunun dışında sakalsız imamların arkasında da namaz kılmayanlar var. Evet, sakala farz diyen fakihler var. Sünnet-i müekkede diyen fakihler var. Fakat imamın fıkıh bilgisi yeterli ise ve kıraati de düzgünse arkasında namaz kılınır.

Mesela sakal farz desek, sakal bırakmayan imam günahkâr olur. Yine kâfir olmaz. Günahkâr olan kâfir olmaz, inkâr etmediği müddetçe… Neticede Peygamberimiz her imamın arakasında namaz kılın buyuruyor. Tabii burada sakalsız imamları da konuşmak gerek. Bugün yasak da olmamasına rağmen sakalsız hatta bıyıksız imamlar var. Bunları da anlamak mümkün değil. Sakalın dışında mesela imam dedikodu yapıyor diyelim. O imamın arkasında da namaz kılınır. Dedikodu iki günahtır hem Allah’ın hakkına, hem dedikodusunu yaptığın kişinin hakkına girmiş olursun.

Ancak imam dedikodu yapsa bile günahkâr olur, kâfir olmaz. İmama kızıp camiyi terk etmeyin. Eğer imamın bir sıkıntısı varsa Allah hesabını ona sorar. Vebali onundur. İmamlık vebal işidir. Eğer 500 kişilik cemaatin namazını yanlış kıldırdıysa 500 kişilik günah alacak. Ama güzel kıldırırsa 500 kişilik sevap alacak. Böyle büyük bir sorumluluk makamıdır imamlık... Ancak Kur’an okumasını bilmeyen bir kişi Kur’an okumasını bilene imam olamaz. Namazı geçersiz olur. Fakat ümmi, ümmiye imamlık yapabilir. Hasta veya özürlü olan da sağlam olanlara imam olamaz. İki kişi aynı anda cemaat yapmadan ayrı namaz kılmak da sünnete aykırıdır.

Allah yolunda cİhat edenler en büyük rütbeyi alır

Peygamber Efendimiz’in sünnetimdendir dediği bir başka şey ise her yöneticinin arkasında cihat yapmaktır. Evet, her yöneticinin arkasında cihat yapacağız. Hz. Ebubekir gibi Hz. Ömer gibi mübareğini nerede bulacağız? Bizim başbakan, şöyle de böyle diye cihattan dönülmez. Bir kere Müslüman mı, mümin mi bu adam ona bakılır. Müslüman ise hadi askere dediği zaman, hadi cepheye dediği zaman kaçamazsın. Devlet reisin Müslüman ise cihada çağırdığında gideceksin. Zalim olsa da günahkâr olsa da gideceksin. Bu konuda fıkhen liderin Müslüman olması yeterli.

Bu Peygamberimiz’in sünnetidir. Sen onun çağrısı ile cihada katıldığında cihat sevabını alırsın. Allah yolunda cihat edenler en büyük rütbeyi alırlar. Sonucun ne olduğu seni ilgilendirmez. Sen üstüne düşeni, elinden geleni yap yeter. Bir maraz var ise o devlet reisine yazılır.

Resulûllah’ın sünnetimdendir dediği üçüncü şey ise camiye gelen her cenazenin kılınmasıdır. Şimdi adam çıkmış, “Hocam bu adam din diyanet bilmezdi, bunun cenazesini kılmayız” diyor. Arkadaş camiye gelmesi ona bir delildir. La ilahe illallah Muhammed Resulûllah diyen adamın cenazesi kılınır.

İmam-ı Azam Hazretleri, delilerin bile cenazesinin kılınacağına hükmetmiştir. Üstelik Peygamber Efendimiz burada kılın diyor. Bu sünnetlere mugayir olmak fitneye sebep olmaktır. Allah-u Zül Celal bizleri fitnecilerden eylemesin.

İnsanlara hizmet Allah’ı tazimdir

Peygamber Efendimiz, “Üç şey vardır ki kim onu yaparsa Allah’ın sıfatlarına, onun azametine uygun iş yapmış olur, onu tazim etmiş olur” buyuruyor. Peki, nedir o üç şey? Bir mümin İslam’da ihtiyarlamış ise o saçı sakalı Allah yolunda ağarmış kimselere ikram etmek, Allah’ın azametine tazim etmektir. Böyle yaşlı müminlere hizmet etmek Nuh Aleyhisselam’a da hizmet etmek demektir. Çünkü Nuh Aleyhisselam en ihtiyar peygamberlerden birisidir. 950 sene peygamberlik yapmış toplam bin 50 sene yaşamıştır. O yüzden yaşlıların piri Nuh Aleyhisselam sayılır. O yüzden yaşlılara hizmet ederseniz Nuh Aleyhisselam’a hizmet etmiş olursunuz. Mesela yaşlı bir adam yolun bir tarafından karşı tarafına geçemiyor. Onu alıp karşıya geçirmek büyük sevaptır. Fakat şimdi bazıları tam tersini yapıyor maalesef. Otobüslerde görüyoruz. Gençler yaşlıları görmelerine rağmen yer vermiyorlar, görmezden geliyorlar... Gençlerden bahsetmişken bir parantez açmak istiyorum; sakal bırakmak bazı âlimlere göre farzdır. Peygamber Efendimiz sakalını (tamamen) hiç kesmemiştir. Bazı fukaha Efendimiz’in sürekli hiç ara vermeden yaptığı şeyler farzdır diyor. Ekseriyet ile âlimler sünnet kabul ediyorlar ama farz diyen âlimler de var. Tabii böyle olunca sakalı kesmek haram oluyor. Üstelik sakal kesmeyi haram sayan âlimler sıradan âlimler değil. Mesela Fatih’in hocalarından Molla Hüsrev Hazretleri, yazdığı ünlü fıkıh kitabı Dürer’de sakal kesenlere çok ağır ifadeler kullanıyor. Yahudi’ye benzetiyor… Eğer asker değil, polis değilseniz, çalıştığınız tüzükte bir sıkıntı yoksa hele de 40-50’yi geçiyorsa yaşınız, sakal bırakmalısınız. Peygamber Efendimiz sakal ile ilgili “Allah aksakallı az saçlı mümine azap etmekten hayâ eder” buyuruyor. Tabii bu müjde Müslümanlar için geçerlidir. Müslüman adam böyle bir müjdeye niye ermek istemez ki…

PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN TOPLUM İLİŞKİLERİNDE KOYDUĞU PRENSİP

Hafızlara ve ilim sahiplerine saygı duymak da Allah’a tazimdir. Hatta hadis-i şerifte hafızlar ve âlimler genç olsalar bile onlara ilimlerinden dolayı saygı duyulması gerektiği özellikle ifade ediliyor. Ancak burada âlimin ilmiyle amil olması gerekiyor. Tabii burada ilk önce Müslüman olacak, ilmiyle amil olacak ve hizmeti insanlara hizmet olacak. İnsanlara hizmet sadece Hadis, Kur’an okumakla da olmaz. Gözlüğü, lambayı yapan adam Müslüman olsa ona da hürmet gerekir. Çünkü o da insanlığa hizmettir. Ancak bir adam sırf zengin olmak için veya ün sağlamak için yapsa o insanlık için hizmet olmaz. Peygamber Efendimiz bu insanlara saygılı olunması gerektiğini söyleyerek toplum arasındaki ilişkilerde çok muazzam bir prensip koymuştur. Bizde yaşlılara hürmet bir âdet, çok güzel bir âdetimiz. Fakat bu Batı’da, Hıristiyanlarda yok. Amerika’da Müslüman bir arkadaşın evine gitmiştik. Çok da zengin olmasına rağmen dinini diyanetini unutmamış, hanımı tesettürlü, kendisi şuurlu bir Müslüman. Konuştuğumuz sırada oğlu içeri girdi. Adam “bak evladım Türkiye’den muhterem bir hoca gelmiş gel bir elini öp” dedi. Çocuk kapının ağzında gülüp gitti. Adam dayanamadı, ağladı. Mübarek adam orada “Hocam görüyorsun, hanımım da ben de İslam’ı yaşıyoruz. Fakat bu Amerikan sistemi oğlumu benden aldı” demişti. Allah bu güzel hasletleri âdet haline getiren ecdadımızdan razı olsun.

Amin.