Her ibadet, verdiği mesaj ve oluşturduğu ruh ile mümini tekâmüle vardıracak birer kutsal araçtır aslında. Hele ibadetin sonunda bir de bayram hediye edilmişse, o ibadet daha mühim, daha büyük ve daha geniş boyutlu kutsal bir araç olur!


Yüce Allah biz Müslümanlara iki büyük ve mühim ibadet ihsan etmiştir, büyüklüğü ve ehemmiyeti, kendilerinden sonra hediye edilen bayramlardan bellidir! Ramazan bayramı, Ramazan ibadetinin, kurban bayramı da hac ibadetinin azamet ve yüceliğinin birer göstergesidir. Her iki ibadet de, şayet mümini kulluk bilinci içerisinde o ibadetin hedefine ulaştırır, kul da o ibadetin mesajını alır ve hedefine ulaşır ise, artık o bayramı (sevinci) hak etmiştir! Aksi takdirde ilahi rızayet doğrultusunda değil de, nefsini tatmin için bir eğlence aracı şeklinde icra etmiş bulunur bayramı!


Bu türden bayramlarda kulluk şuuruyla yerine getirilen her söylem ve eylemler birer ibadettirler.
Telbiyeler, tahliller, zikirler, tesbihler, kabir ziyaretleri, hasta ziyaretleri, yakınları, yaşlıları, mahkumları, mazlumları, yetimleri, muhacirleri, düşkünleri ziyaret etmek ve yine verilen sadaka ve zekâtlar, hatta ve hatta aile, eş ve dost için kurulan sofralar ve yapılan ikramlar, tevhid ehlinin gönlünü hoş tutmak maksadıyla birer ibadettir! Dolayısıyla ibadet yalnızca kılınan namaz, yapılan hac ve tutulan oruç değil, toplumsal boyutlu ibadetler de şer’i mukaddesin amaçları arasında yer alan ibadetlerdendir! İşte gerçek bayram, tevhid esaslı toplumsal şuuru kazandıran eylemlerdir! Böylesine bir eylem, gerçekte bayram ve bu eylem için kılınan namaz da “Bayram Namazı”dır! Yani bir tür “bayram’a namaz”dır! Rabbin böylesine bir şuur ve bilinç lutfetmesi karşısında O’na karşı secdeye kapanmaktır!


Evet, bir ay önce Ramazan büyük bir şefkatle geldi ve 30 gün bizimle olup geldiği yere gitti. Bu müddet zarfında yüreğini ona açanlara o da kollarını açtı, bağrına bastı, onu arındırdı, zihnini, ruhunu, duygusunu yıkadı, kalbine sokulan envai çeşit dünyevi hırsları, yersiz sevdaları, değersiz tutkuları, katranlaşmış günahları, söküp attı.
Ramazan’ın şefkatli kollarına kendini teslim edenler, orada kendilerini buldu. O ay içerisinde insanlıkla ilgili ne varsa tümünü gördü ve gösterdi. Kendini ona teslim etmeyenlerse, ne kendilerini buldu ne de ne de bir şey kazandı. Çünkü en büyük kazanç, kendini bulmaktır!


Ramazan, eli dolu geldi, getirdiği kısmetlerin tümünü bırakıp döndü. Dönmeden bizleri hep okşadı, sevdi, bizlerde onu sevdik, sanki cennetten gelmiş bir bad-ı sabaydı, bir seher yeliydi.
Ona midesiyle bağlı olanlar da oldu kalbiyle bağlı olanlar da. Her ikisi de ondan faydalandı. Midesiyle bağlı olanlar perhiz etti, kilo verdi, biraz daha güzel gözüktü ve umduğunu aldı. Kalbiyle bağlı olanlar ise daha farklı yararlandı. Onlar da çok şeyler kazandı. En azından insan kimdir ve insanlık nedir, nasıl insan olunur, onu anladı. Kalbiyle Ramazan olanların Ramazan’ı bir ay değil, her aydır. Onlar her ayı Ramazan olarak yaşadıkları için ömürleri Ramazan olur elbette! Ramazan’ın her yıl gelmesi de, hayatın tümünü Ramazanlaştırmak için değil mi?
Nasıl ki Kur’an’ın nazil olduğu bir Ramazan gecesi bin aya (83 yıla) bedelse, Ramazan’ı yaşamayan 83 yıllık bir ömür de bir gecelik harcanmış ve heba olmuş bir ömür gibidir! Bu durum, ramazanlaşmış bir ömürün de neye bedel olduğunu ortaya koyar; o da o ömrün, sonsuz cennete dönüşen bir ömür olmasıdır. Gerçekte yapmış olduğumuz bayram (şenlik) bunun içindir!
Bayramlar, cennetten bir kokunun hafifçe dünyadaki esintisidir! Yazın bu uzun ve sıcak günlerinde oruç tutup bayram edenlere söylenecek en güzel şey şu olsa gerek; “Ömrünüz Ramazan, ahiretiniz bayram olsun.”
Hoşça kalın, Ramazan’la kalın!

H. Kanaatlı/Y. Mesaj