Evleneceğimiz kişinin kim olduğuna karar vermek demek bundan sonraki uzun yaşam yolculuğunu kiminle yapmak istediğine karar vermek demektir. Bu nedenle eş seçimi kişinin hayatta vereceği en önemli kararlardan biridir. Eş seçiminde yanlış kararlar almak kişiyi mutsuz bir hayat yaşamakla yüz yüze getirebilir.

Eskiden beri memleketimizin bir çok yerlerinde yapıldığı gibi evleneceği eşini tanımadan evlenmenin doğru olmadığını, bunu di­nimizce de mahzurlu bulunduğunu daha önce söylemiştik. Bunun tam tersi olan Avrupa hayranı sosyete takımının uyguladığı gibi se­vişerek evlenmek de, asla doğru değildir. Bu tür evlilikler mutlu ya­şama şansı en az olan ve en çok boşanmanın vuku bulduğu evlilik­lerdir. B öyleleri elbise değiştirir gibi eş değiştirirler. Ancak hiç bi­risiyle de mutlu olamazlar. Sonunda evlilik hayatları sarsılır bekâr hayatına döner, gerçekte ise bir çok kimselerle zina ederek gizli ve gayri meşru ilişkilerini sürdürürler. Buna bir örnek olmak üzere gençlerin hayran olduğu meşhurlardan birini söyleyeyim. Bu kim­se geçenlerde -gazete aracılığı ile şu mesajı yayınladı: "- Falanca kimse ile (adını belirterek) sevişeceğim. Çocuğumuz olacak, anlaşabilirsek evleneceğiz."

Evleneceğimiz kişiyi nasıl daha iyi tanıyabiliriz? ile ilgili görsel sonucu

İşte milletimizin asaletini bozan böyleleridir. Gençliği de yine onlar felakete sürüklüyorlar.

Bu hususları göz önüne alarak bu mevzuda orta yolu seçmelidir. Yani birbirleriyle görüşüp tanışmalılar. Fakat nikâhtan önce birbir­lerine el sürmemeliler ve baş başa kalmamalılar.

Evlenecek kimse, eşi olacak kişiyi tanımak için şu yollara başvurabilir:

Görmek,

Konuşmak,

Denetlemek,

Soruşturmak,

İstihare

 

Şimdi bunları sırasıyla biraz açıklayalım:

a- Görmek

Kişi evlenme düşüncesinden söz etmeden önce seçeceği kimse­yi -baş başa tenha bir yerde olmamak şartı ile - uygun bir ortamda görmeli. Mümkün olduğu kadar vücut yapısını görmeye çalışmalı.

Bu husus çok mühimdir. Evlenecek eşler önceden birbirlerini yakından görüp tanımalıdır ki, bu sayede hayal ettikleri ölçülere uyup uymadıkları ve birbirlerinde var olmasını istemedikleri bir ku­sur olup olmadığı ortaya çıksın.

İnsan kısa bir süre kullanıp atacağı bir şeyi alırken bile etraflıca bakıp beğendikten sonra alıyor. Halbuki ömür boyu bir yastığa baş koyacağı hayat arkadaşı olacak eşini alırken, onu yakından görme­den, onunla iyice tanışmadan ve anlaşmadan evlenmesi ne gariptir. Bunları göz önüne alan Resulullah (s.a.v):

"- Ya Resulullah, Medineli falanca kadınla evleneceğim, ne dersin?" diyen bir sahabeye:

"- Onu gördün mü?" diye sorar.

Adam:

"- Hayır, görmedim" deyince,

"- Git onu gör. O da seni görsün. Ondan sonra evlenin" W bu­yurur.

Yine ashaptan Şube oğul Muğire bir kadınla evlenmek ister. Bu­nu duyan Hz. Peygamber:

"- Ona iyi bak da al. Çünkü önceden görüşmeniz evlendikten sonra aranızdaki muhabbetin devamını sağlar" W> buyurdu.

Evlenme bahsinde -erkek ve kadın diye- taraf belirtmeyişimizin sebebi, bütün sözlerimizin her iki tarafı da içermesindendir. Evle­neceği kişiye bakma hususunda kızların da kendini isteyen kimse­ye bakması ve beğenerek rıza göstermesi gerekir. Aşağıdaki olay bu sözümüzü doğrulamaktadır:

Hz. Ömer (r.a) evlenmek için Hz. Ali (r.a)'den kızı Ümmü Gül­süm'ü ister. Hz. Ali (r.a):

"- Kızıma sormadan bir şey diyemem" der ve gidip kızına sorar. Ümmü Gülsüm:

"- Halife Ömer'i yakından görmedim, onu tanımıyorum ki," de­yince:

" - Öyle ise seni Halife Ömer'in evine göndereyim, görüşüp ta­nışın" der. Bunun üzerine Ümmü Gülsüm gider. Hz. Ömer'le görü­şüp, konuşup tanıştıktan sonra evlenmeye karar verirler,(22)

Bakma konusunda çok önemli bir hususa değineceğim.

Evleneceği eşine bakmak kadar onun anasına bakmak da önem­lidir. Çünkü çocuklar daha çok analarından etkilenirler. Zira çocuk anasının bir parçasıdır. Onun için atalarımız:

"Anasına bak, kızım al" demişler.

Ben de şunu ekliyorum:

"Damadın olacak gencin anasına bak, kızını öyle ver."

Çünkü damadın anası kızının kaynanası olacaktır. Gelinlerin en çok çektikleri, kaynanalarının erindendir. Hele damat henüz toysa, şahsiyeti gelişmemişse ve uymaca akıllı ise, kaynana da huysuz ve anlayışsız ise anasının bir parçası olan damat anasından aldığı di­rektifle hanımına olmadık eziyet yapar. Böylece mutlu olması gere­ken aile yuvası cehennem azabına dönüşür. Onun için damadın ola­cak gencin "anasına bak kızını öyle ver"; çünkü o kadın, kızının kaynanası olacaktır. Bu konuyu ileride biraz daha geniş açıkladık. (Bkz. S. 342/)

b- Konuşmak

Evlenecek kimselerin birbirleriyle sadece görüşmeleri de yet­mez. Karşılıklı konuşup birbirlerini tanımaları, özel istekleri varsa açıkça konuşmaları lazımdır. Fakat bu konuşma tenhalarda buluşa­rak başbaşa değil, aile arasında olmalı ki haklarında dedikodu olma­sın, kızın şeref ve onuru zedelenmesin. Hem de aralarında hoşa git­meyen haller meydana gelmesin. Bu hususa çok dikkat edilmelidir.

c- Denetlemek

Kişilerin evlenmek istedikleri veya çocuklarına eş seçecekleri kimseleri denetlemeleri kurulacak yuvanın sağlam olması bakımın­dan gereklidir. Neler yapıyor, kimlerle ilişki içinde, nerelere gidi­yor, aile yaşantısı nasıldır? vs. Bunları öğrenmek, eşi olacak kimse hakkında kişiye bilgi ve kanaat verir.

Bunlardan en önemlisi de, arkadaşlarının durum ve karakteridir. Hz. Peygamber (s.a.v): "Kişi dostunun ve arkadaşının dini ve inancı üzeredir (Onun gibi inanır ve onun huyunu alır). Her biriniz ki­minle dostluk ve arkadaşlık ettiğine dikkat etsin!"(2^ buyurmuştur.

Yani insan -özellikle gençlik çağında- huylarını, inançlarını ve karakter yapısını arkadaşlarından alır. İyi arkadaşlar insanı iyi, kö­tü arkadaşlar kötü yapar.

d- Soruşturmak

Evlenirken alacağımız kızın veya damat olacak gencin durumla­rını ve ailelerinin durumlarını öğrenmek için soruşturmak da yarar­lıdır. Yalnız sorulacak kimseler çok önemlidir. Şayet sorduğun kim­seler, hakkında bilgi almak istediğin şahısların yalanlan ve seven­leri ise, kusurlarını gizler, doğruyu söylemezler. Yahut da onları çe­kemeyenler veya sevmeyenler ise, damat veya gelin olacakların iyi­liklerini gizler, belki de onlara kendilerinde olmayan kötülükler isnad ederler. Onun için bu hususa çok dikkat etmeli, herkese kanma-malı ve her söze inanmamalıdır. Mümkün olduğu kadar tarafsız ve sözüne güvenilir kimselere sorup bilgi edinilmelidir.

e- İstihare

Kişinin bütün bunlardan sonra bir de istihare yaparak geleceği hakkında Allah'tan hayırlısını dilemesi, kuracağı yuvanın uğurlu olmasını sağar.

İstihare şöyle yapılır: İstihare yapan kimse abdest alır, iki rekat namaz kılar. Sonra gönlünü Allah'a bağlayarak şöyle dua eder:

"- Allah'ım ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısını dile­meni istiyorum. Kudretine dayanarak kaderimi belirtmeni istiyo­rum. Bitmeyen, tükenmeyen fazlı kereminden bana lütfetmeni isti­yorum. Allah'ım istediğim kimseyle evlenmem, dinim için, yaşa­mam için ve ahiretim için bana hayırlı olacaksa evlenmemi dile ve evlenme işimi kolaylaştıı; evliliğimi mutlu ve uğurlu kıl. Şayet bu evlilik dinim için, yaşamam için ve ahiretim için hakkımda zararlı ise, beni bu işten vazgeçir ve bu işi benden uzaklaştır. Sonra da hakkımda hayırlı ve uğurlu olanını dile."

Bir kimse Allah'a inanarak güvenerek, iyi niyetle ve temiz bir kalble böyle istihare yaparsa, şayet evlenmesi yahut istihare yaptı­ğı herhangi birisi, hakkında hayırlı ise Allah engelleri kaldırır ve iş­lerini kolaylaştırır. Evlenme işlemleri kolayca oluverir ve mutlu bir yuva kurulur. Eğer hakkında hayırlı değilse engeller çıkar, işler zor­laşır, evlenme işi çıkmaza girer. Bu takdirde işi haline bırakmalı, kadere razı olup zorlamamalıdır. Allah başka yönden kısmetini açar.

Bütün bunlar olumlu gelişir ve taraflar evlenmek isterlerse kesin karar vermeden önce iki taraf da aile yaşantısının nasıl olacağı, mehir ve alınacak eşya bakımından aralarında anlaşır, istek ve şartları­nı konuşurlar. Karşılıklı anlaştıktan sonra karar verir, evlenme işle­rini yürütürler.

Ailesine ısınamadığımız, ailesinin davranışlarını kabullenemediğimiz biriyle evlenmeden önce bir kez daha düşünmeliyiz. Ailelerin anlaşmasından çok daha önemli olan diğer bir konuda, bizim eşimizin ailesine ve eşimizin ailesinin bize olan duygularıdır. Her iki taraf da eşinin ailesinin onayını ve desteğini alırsa bu evlilik sağlam bir zemin üzerine oturmuş olur. Eğer eşimizin ailesiyle sürekli çatışma içinde olursak, onları sevmez ve iyi geçinmezsek evliliğimizde yaşadığımız en ufak bir krizde, bize destek olacak kimseyi bulamayız. Destek bulamamak bir yana dursun, bize düşman olan eşimizin ailesi devreye girdiğinde kolayca çözülecek küçük bir sorun bile aşılması mümkün olmayan kocaman bir krize dönüşebilir, sudan sebeplerle çıkan tartışmalar evliliğimizi boşanmanın eşiğine getirebilir.
İşte tüm bu nedenlerle çiftler hem kendi ailelerine hem de eşlerinin ailesine sevgiyle yaklaşmalıdır. Aileler düzenli ziyaret edilmeli, özel günlerde zaman ayrılmalı, zor durumlarda yardımlarına koşulmalıdır.

islamda flört ile ilgili görsel sonucu

Flört yarardan ziyade zarar veriyor

Kadın-erkek arasındaki duygusal ilişkiye flört deniyor. Batı toplumlarına baktığımızda önceleri flört, gençlerin duygusal açıdan olgunlaşmalarını, çeşitli komplekslerinden kurtulmalarını, cinsellik konusunda bilgilenmelerini, eşlerin evlilik öncesinde birbirlerini tanıyarak bilinçli bir beraberlik oluşturmalarını sağlayacak bir tecrübe ve eğitim biçimi olarak kabul edilmiş ve hoş görülmüştü.

Fakat duygusal ilişkiler, kendisine ilişkin bütün düşünce ve varsayımların iflasını ilan edercesine büyük bir hızla fiziksel ilişkiye dönüşerek gündemden düştü. Batılı toplumlar günümüzde bir yandan bir süre önce son derece masumane ilişkiler olarak baktığı flört olayının önüne yığdığı toplumsal sorunlarla boğuşurken, bir yandan da artık duygusal ilişkinin yerini alan cinsel özgürlük gibi kavram ve olguları tartışmaya başladı.

Günümüzde flört, yani evlilik öncesi gençlerin birbirlerini tanıma ve tanışma bahanesi ile belli süre beraber olması yaygınlaştı. Dinimizde yeri olmamasına rağmen İslamî duyarlılığı olan insanlar arasında bile görülebiliyor artık. Burada hemen şunu söyleyelim ki, “Gençler önceden görüşür ve flört ederse, birbirini yakından tanıma imkânları olur. Eğer huyları, anlayışları farklı ise, evlenmeden önce daha işin başındayken, işi bitirmiş olurlar” iddiası da çok yanlış.

Tecrübeler hiç de böyle olmadığını gösteriyor. Günümüzde en çok boşanma, flörtsüz evliliğin yapılmadığı Batı ülkelerinde olmaktadır. İki taraf da, tanışma devresinde, birbirlerine hoş görünmek için beraber bulundukları zamanlarda, gayet toleranslı davranıp, kötü huylarını birbirlerine hissettirmemeye çalışır, birbirlerini yanıltırlar. Ancak evlendikten sonra anlaşılır gerçek durum… Fakat iş işten geçmiş olur.

Bunun için, evlenilecek kimselerin gerçek hâlleri, evlenilmeden önce öğrenilmelidir. Bu da ancak tecrübeli kimselerin araştırmasıyla, o kimselerin evveliyatını iyi bilen, güvenilir kimselere sormakla olur.

Ayrıca, bekârken çok kimseyle görüşen, çok kimseyle eğlenen erkek ve kızda, evlendikten sonra da çok kimseyle görüşme arzusu devam eder. Bir kişiye bağlı kalmak, zamanla onu sıkmaya başlar; değişiklik arayışına girer. Bunun sonucunda da, her gün gazetelerde boy boy resimlerini gördüğümüz aldatmalar, kavga gürültüler ve cinayetler meydana gelir. Bir anlık gaflet, değişiklik arzusu, kişilerin hem dünya, hem de ahiretlerini karartır. Aman dikkat!

Bunlar belki manasız gelir çok gence. Çünkü gönlünü kaptırana verilecek nasihat, ona deli saçması gibi gelir. Onun için Peygamber Efendimiz, “Sevgi, insanı sağır ve kör eder” (Keşfü’l-Hafa, 2/129) buyurmuştur.

Sağıra ne anlatsanız duymaz. Görmeyen bir kimse, ne yapsanız görmez. Bu bakımdan ileri görüşlü, tecrübeli ana-babanın, akrabanın ve iyi arkadaşların tavsiyelerine kulak vermeli. Ana-baba, oğlunun veya kızının evleneceği kişiye, evlâtlarının gözü ile bakmaz. Acı tecrübelerin verdiği dersle bakar. Ana baba sadece görünüşe değil, perdenin arkasına da bakar. Çünkü gerçeği görmeye mâni olur perde...

islamda flört ile ilgili görsel sonucu

Flörtsüz evlilik olmaz mı?

Flört dönemi, gerçek beraberliği çoğu zaman aksettirmez. Eğer flört, gerçek hayatın aynısı olarak yaşanabilse, belki evliliğin nasıl gideceğine dair ipuçları verebilir, ama bunun da başka bedelleri vardır malûm. Bildiğimiz anlamdaki flört, yani arada sırada görüşüp gezmek, sohbet etmek ise, aslında gerçek hayatta olunandan farklı bir kişiliğin sergilendiği bir dönemdir.

Örneğin kişi günün yirmi üç saati tek başına, sessiz ve sakin bir hayat sürüyor, biriken sohbet ve gezme ihtiyacını günde bir saatlik buluşmalara saklıyorsa, o bir saatte çok konuşkan, canlı, eğlendirici biri gibi davranabilir. Ve “çıktığı” kişi de canlı, atak, sosyal insanlardan hoşlanıyorsa onun gözüne hoş görünebilir.

Ama iş evliliğe gelince, o hareketli görünen kişinin günde ancak bir saat gezmeye ve sohbete tahammül edebildiği, aslında çok durgun ve sakin bir hayatı sevdiği açığa çıkar ve sürtüşmeler başlar.

Ben üç-dört yıl flört edip birbiriyle çok iyi anlaşan, ama evlenince birkaç ayda hayal kırıklığı yaşayan nice insanlar gördüm. Evlilik hayatı başlayınca “Reklamları izlediniz, şimdi haberler” anonsu yapılmış gibi olur.

“Peki, flört bile olmadan evlenilecek kişi nasıl seçilebilir?” diyebilirsiniz. Aslına bakarsanız bir insanın, karşısındaki kişiyi tanıması o kadar da uzun bir zaman gerektirmez. Yapılan araştırmalar özellikle kadınların, karşılaştıkları kişiyi ilk üç dakika içinde değerlendirip kategorize edebildiğini göstermiştir.

Dikkatli bir insan için yüz hatları, mimikler, ses tonu, konuşma biçimi, hatta kullanılan kelimeler bile kişiliğe dair önemli işaretler taşır. Ve özellikle hanımlar bu tip işaretleri çok iyi değerlendirirler.

Mesela karşınızdaki kişiye “Hava bu gün ne güzel, değil mi?” diye sordunuz diyelim. Hepsinden de ayrı bir kişilik yapısına işaret eden çeşit çeşit cevaplar alabilirsiniz.

– Gerçekten harika bir hava var, insanın içi coşkuyla doluyor. (Canlı, iyimser.)
– Böyle havaları çok mu seversin? (Karşısındakiyle ilgilenen.)
– Hı hı. (Kontrollü ve ketum.)
– Haklısın, çok güzel, değil mi? (Uyumlu, paylaşımcı.)
– Esas üç gün önce çok daha güzeldi. (Geçmişte yaşayan.)
– Yaa, bu güzel havada eve tıkıldık işte. (Şikâyetçi, karamsar.)

Bakın, bir tek cümleden ne kadar çok ipucu çıkartabiliyorsunuz. Yeter ki ona iyi bakın, dikkatli dinleyin ve ipuçlarını değerlendirin. (Dr. Yusuf Karaçay)
islamda flört ile ilgili görsel sonucu
Flörtün zararları nelerdir?

Flörtün pek çok sakıncası vardır: Flörtte bir tuzak vardır. Flörtte çok defa, kız, erkek tarafından kandırıldıktan sonra terk edilir. Tabi tam tersi olduğu durumlar da olabilir.

Flört, gençlerde gafilce tecrübelere yol açar. Bu tecrübelerin çoğu, kötü şekilde sonuçlanır. Tecrübe için insan, cebine barut koyup kendini tehlikeye atmaz. Ateşle barut bir arada durmaz. Yılan acaba nasıl sokar diye yılanla oynanmaz.

Flört, akıl mantık hislerini alt üst eder. Flörte alışan, sık sık arkadaş değiştirir. Kızı kandırıp terk eden erkek hain, kandırılan kız da maskara durumuna düşer. Flörtte çok defa, iffet elden gider. Namuslu Müslüman bir kız için bundan büyük felaket olamaz. Flört, pek çok genci serseri, müsrif ve perişan eder. Gençler arasında aşağılık kompleksi, kıskançlık, kin, nefret, karamsarlık ve çeşitli ruhî bunalımlar doğurur.

Flört arzusu, tenhada buluşmaya davet eder. Sonunda, birçok gencin başı belaya girer. Sonrasında ise pişmanlıklar ve acılar yaşanır.

ABD’deki Pennsylvania Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, 1964 ile 1997 yılları arasında evlenen 1400 kişiye evliliklerindeki deneyimleri sorulmuş.

Bilim adamı Claire Kamp-Dush, evlenmeden önce aynı evi paylaşan çiftlerin, diğer çiftlere göre daha mutsuz olduklarını söylediklerini ve boşanma oranlarının daha yüksek olduğunu belirtiyor. Çiftlerin birlikte yaşamaya karar verirken, muhtemel bir ayrılığın daha kolay olacağı düşüncesiyle yeterince ince eleyip sık dokumadığını belirterek, evlilik kararında da genelde birlikteyken harcanan emek ve çocukların etkili olduğunu söylüyor.

Sadece kendi zevkini önemseyen genç bir erkek, kokladığı çiçekten hemen doyar, sonra başka bir renk, başka bir çiçek arar. Artık bu sahne onu avutmaz, ondaki esrar, onu çeken cazibe, bağ ve düğümler çözülmüştür. O artık başka bir cazibe, daha esrarlı bir düğüm ister, başka eğlenceleri kovalar. Bu bakımdan flört hususunda kız veya kadın, çok hassas olmalıdır.

Dinimiz flörte izin verir mi?

Dinimiz elbette böylesi bir ilişkiye izin vermez. Birbirine yabancı iki karşı cinsin tenha bir yerde baş başa kalışları; hislerinin isyanına, yaratılışta var olan duyguların ayaklanmasına vesile teşkil eder. Cinsî hislerin ayaklanması ve isyanından sonraki safhaları ise kimse kestiremez. Atalarımız “ateş ile barut yan yana durmaz” demişler.

Böylesi ilişkiler gayet masumane bir şekilde başlar, ancak neticesi genelde hüsran olur. Toplum hayatındaki pişmanlıkların, hatta cinayetlerin ve kötülüklerin büyük çoğunluğunun bu ikaza kulak asmayıştan, aradaki sınırı aşıp taşmaktan kaynaklandığı da yaşanan günlük olaylarla sabittir. Gazete ve televizyonlar bu tarz haberlerle dolu değil mi?

Bunun istisnası yok mu, her kadın, her erkek böyle mi? Elbette öyle bir iddiamız olamaz. Elbette her kaidenin istisnası olur. Lakin istisnalar hep müstesna kalır, umumi hükmü değiştirmez.

Kadın kendisini şaibe altına sokacak laubaliliklerden uzak kalmalı, kolay elde edilen, kolayca da terk edilen eğlence metaı haline gelmemelidir. Erkek de hayata sadece ve sadece şehevi bir gözlükle bakmamalı, Allah’ın kendisine verdiği enerjiyi böylesi basit duygu ve düşüncelerle tüketmemeli, beynini çalıştırmalı ve yarınlara öyle yürümelidir.

Kız arkadaşımla gizli dinî nikâh yaptırabilir miyim?

Günümüzde pek çok genç bu soruyu sorabiliyor. Sizlere burada yaşanmış bir hadiseden bahsedeyim. Ahmet Şahin Hoca’ya gencin biri şöyle bir soru soruyor:
“Hocam! Normal evlenme zamanım gelince hayatımı birleştirmek istediğim bir kız arkadaşımla dinî nikâh yaptırmak istiyorum. Ancak ailemizin buna izin vermeyeceğini de biliyoruz. Şimdilik gizli dinî nikâh yaparak bu müşterekliğimizi sağlasak, zamanı gelince de resmî nikâhı düşünsek olur mu?”

Ahmet Şahin Hoca gence şöyle diyor: “Dinî nikâhı öne alıp resmî nikâhı sonraya bırakmanızı, hem de bu nikâhı gizli yapmayı düşünmenizi, baskısı altında kaldığınız gençlik arzularınızın sizi yanıltması olarak görmekteyim. İnsan, arzusunun etkisi altında kalırsa, ne kadar olumsuz ve zamansız olursa olsun bir kılıf bulur, yine de arzularını gerçekleştirmeye yönelebilir. Bilinmeli ki, nikâh öyle basit bir olay değildir. Önünü sonunu iyi düşünmek gerekir.

Gizli de olsa dinî nikâhla yapılan evlilikte, evlilik hakları tümüyle gerçekleşir, taraflar birbirlerine karşı hak ve mükellefiyetleri yüklenmiş olurlar. Hatta mirasçı dahi olurlar. Ancak bu evliliği ispat etmek, oluşan hakları emniyet altına almak bugünkü kanunlarla mümkün olur mu?

Hele bir müddet sonra taraflardan biri, ‘Ben bu gizli evliliği sürdürmek istemiyorum, sandığım kadar da cazip bir şey değilmiş!’ deyip de çekiliverirse çare ne olur? Zaten çoğu kez delikanlının hevesi kısa zamanda bitiyor, böyle kolayca rest çekmeler görülüyor, kızcağız da ortada kalmaya mecbur, hatta mahkûm hale geliyor, pişmanlık olanca etkisiyle yaşanıyor; ama hiç faydası yoktur bu pişmanlığın...

Bu arada haberi olan aileler de olayın içine girince çıkmaz üstüne çıkmazlar başlıyor. ‘Bir deli bir kuyuya bir taş atar, bin akıllı çıkaramaz’ misali şaşırmalar söz konusu oluyor. Geriye tek çare kalıyor. Gizli nikâhın oluşan haklarını almak için imzalı, şahitli resmî nikâh...

Bundan dolayı Şafii mezhebinde, ailenin haberi ve rızası olmadan gizli evlilik yapılamaz. Hanefi’de ise ailenin haberi olunca tarafların birbirine denk olmadıkları anlaşılırsa ayırma hakkı söz konusu olur. En doğrusu, ailenin de izin vereceği normal evlenme vaktini sabırla beklemek.

Ancak böyle bir beklemeyi göze almak için, karşı cinslerle mahremiyet sınırlarını kaldıran laubaliliklerden uzak kalmalı, hisleri alevlendirecek ortamlardan kaçınılmalıdır ki, normal evlenme vaktini bekleme sabrı göze alınabilsin.

Yoksa her fırsatta duyguları isyana yönelten gizli buluşma ve görüşmeler devam ederse bekleme sabrına sahip olunamaz, zamanı gelmeden gizli evlilik yapmaya kendini mecbur sanır, sonra da, ‘Tecrübeli büyüklerimiz bizi neden uyarmadılar?’ diye sitem dolu beddualar söz konusu olabilir.”

Gelip geçici hislerinizin kurbanı olmayın

O yüzden hislerinizi kontrolden çıkaracak ortamlardan uzak durun, mahremiyet sınırlarını aşarak aklınızın, mantığınızın, hatta ailenizin kabul etmeyeceği kararlar almaya kendinizi mecbur hale getirmeyin. Şunu unutmayın ki, insandaki cinsel duygular, mahremiyet sınırları içinde korunur da tahrike maruz kalmazsa, sahibini akıl-mantık dışı kararlar almaya zorlamaz, utanacağı yanlışı yapmaya mecbur bırakmaz.

Ne zaman bu konudaki sınırlar aşılır, yabancılarla yüz yüze, göz göze şaibeli şekilde buluşmalara, görüşmelere taşınırsa, o zaman akıllı insanın alamayacağı kararları aldıran duygu dayatmaları söz konusu hale gelir!

Efendimizin (a.s.m.) şu ihtarı da bunu ifade etmektedir zaten:
“Mahremiyet sınırlarını aşıp taşarak cinsel hislerini ayaklandıran insan, aklının ya tümünü ya da üçte ikisini kaybetmiş gibidir!” (Keşfü’l-Hafa, 2/129)

Artık alacağı kararlar, yapacağı işler aklının, mantığının değil de alevlenmiş hislerinin kararı olur. His ise önünü görmez, sonra aklı başına gelir; ama bu defa da zamanı geçmiş bir akıllanma olur bu. Böyle üzücü sonuçlara maruz kalmamanın tek çaresi, iki ikiye tenhalarda yabancılarla şaibeli şekilde buluşmaktan kaçınmak, tahrikçi zemin ve görüntülerden kendini korumaya, kollamaya almaktır.

Sözün özü: Haram-helal sınırlarını tanıyanlar kendilerini korumaya alırlar, tanımayanlar kendilerini yanlışlara mecbur sanırlar!

(Bkz. Gençliğin Cinsellik İmtihanı, M. Ali Seyhan, NESİL YAYINLARI)