Doçent olmak için yardımcı doçente gerek var mı?

Bu konu ilk defa Sayın Cumhurbaşkanı'nın açıklaması ile başladı. Ve hızla yayılmaya başladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önceki dün yaptığı açıklamada, "Allah aşkına şu yardımcı doçentlik olayı nedir ya, bunu gözden geçirin. Dünyanın kaç yerinde var bunu da söyleyin. Pek görmüyorum. Bunu birileri birilerini oyalamak için yapmışlar. Bizim hocalara ihtiyacımız var" demişti.

Ancak akademik camiada esas sorun yardımcı doçenlikte değil, akademik terfilerde ve özellikle doçentlik değerlendirmesinde...

Dünyada, başta ABD olmak üzere Kanada, İsviçre, Finlandiya, Japonya ve Güney Kore gibi birçok ülkede yardımcı doçentlik var. Ki zaten yardımcı doçentlik sistemi, ABD sistemi esas alınarak Türkiye'ye uyarlandı.

Cumhurbaşkanı aslında öyle tahmin ediyoruz ki, doçentlikte ve sınavlarında yaşanan mağduriyetlere dikkat çekmek istedi.

Gerçekten de birçok akademisyen, merkezi yapılan doçentlik değerlendirmesinin sözlü mülakatın bilimsel değil ideolojik olmasından dolayı mağdur durumda...

Esas çözülmesi gereken sorun bu ideolojik değerlendirmeler... Sadece bu ideolojik değerlendirmelerden dolayı bir çok akademisyen hakkını yargıda aramak durumunda kalıyor. YÖK, bu sorunları çözme konusunda etkin bir çözüm maalesef geliştiremedi bugüne kadar.

Üniversitelerde dil dayatması artık son bulmalı. Sınavı yüğksek puanla geçenin 1-2 yılda unuttuğu hiçbir kullanılabilirliği olmayan Anadolu çocuklarının üniversitelere girmesine ve yükselmesine engel olmak için dil saçmalığı son bulmalı. Akademik başarı ve diğer çalışmalar ön plana çıkarılmalı. 

Daha adil ve denetime tabi bir doçentlik değerlendirme sisteminin kurulması halinde, akademik dünyada yaşanan sorunlar da azalmış olacak. Aksi halde bugün yardımcı doçentlerin doçentlikte yaşadıkları sorunları yarın asistan doktorlar yaşayacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanının çağrısı vesileyle, yardımcı doçentlerin sorunlarının gündeme gelmesi oldukça önemlidir. Başta YÖK Başkanı Yekta Saraç olmak üzere ilgili yönetici ve akademisyenlere çağrımız, 1980 öncesi uygulamalara dönmek yerine, doçentlik unvanlarının verilmesinde gerçekten adil ve nesnel davranılmasıdır. Bu çerçevede, hakkı gasp edilen akademisyenler için hızlı ve etkin hak arama mekanizmaları kurulmalıdır.

İŞTE AKADEMİSYENLERİN KONU HAKKINDAKİ GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİ

Görüş ve Önerileri olduğu gibi değiştirmeden alıp yayınlıyoruz. Önerisi olan akademisyenler sayfamızın yorum bölümüne isimsiz veya mahlasla görüşlerini yayınlayabilir. Haberimiz Ankara'da etkili olacaktır.

        *Sorun sadece doçentlik sınavlarında deği maalesef ki yrd.doç atamalarındada karşımıza çıkıyor.doçentlik sınavında yapılan haksızlıklara hiç girmiyorum bile.zaten kadroda olan ve doktorasını bitiren ve yıllardır yrd.doç ünvanı almayı hak kazanmayı yıllarca bekleyen (ki zaten doktorasını bitirmişse ne sebeple verilmez) ve akabinde pisikolojik baskı altında çalışmalarına devam eden yılmayan yrd.doç unvanıyla birlikte gelen tüm hakları kaybeden ve hale asistan muamelesine tabi tutulan yürekli dr.araştırma görevlileri dururken üstten bir yerlerde dayıları olanlar alalacele bitirdikleri doktorayla birden yrd.doç unvanını alıp ölene kadar o ünvanın gölgesinde yaşlananlara ne demeli.artık ülkemizde kimin hakkı neyse verilsin.sınavsa sınav emekse emek puansa puan bilme ilme bu kadar köstek olmayalım.Amerikayı bu kadar klavuz bilmeyelim onlarda şurda burda böyle diye kopyala yapıştır mı yapalım bir kerede biz öncü olalım akademik camiaya biz ses getirelim.Maalesefki akademik camiada dipten en zirveye kadar sıkıntılar mevcut gerekli yeler inş tüm sorunları giderilmesi noktasında el birliği verirler ülkemiz için hayırlı bir karar olması temennesiyele.Ülkemiz bilim ilimle parlasın makamlarla değil.

         *Doçentlik sözlü sınav aşaması ivedilikle kaldırılmalı ve jürinin adayın karşısında ego tatminin önüne geçilmelidir. Doçentlik ünvanı hak eden her doktoralı adaya verilmelidir.

         *Çok haklısınız. Sözlü sınava 2 kez girip kalmış bir kişi olarak, doçentlik sözlü sınavının tamamen yanlı, hatalı ve kayırıcı olduğuna eminim. Sırf hoca tatmini için jüri olmayı kabul ediyorlar. Benden daha bilgisiz ve yayını çalışması az, yaşça daha küçük olan kişilerin beni sözlü olarak değerlendirmesini istemiyorum. memurlar.net forum sayfalarında da doçentlik sözlü sınavının kalkması için girişimlerde bulunuyoruz. Destekleri bekleriz.

         * Sorun yardımcı doçentlik değil, ilgili bilimsel alana üniversite mezuniyeti sonrası 10 senesini vermiş bir kişiye SÖZEL! sınav yapmakta.

         * Evet daha önce puanlanmayan alanlar var şimdi. Ama bu o zaman jüri değerlendirirken sadece makale üzerinden değerlendiriyor demek değildi. Hiç bildiri yapmadan ders vermeden gidenlere puanı verip olumsuz görüş bildiriyorlardı.Bir arkadaşıma jüri açıkça yazmış yurtdışı deneyimi/kongre temsili yok diye. Bir diğerine doktora tezinden sonra kapsamlı araştırma raporu yok diye. Kendi alanım için söyleyeyim. YÖK hangi kriteri getirse alandaki geleneklerin üstünde ölçüt gelemez. Jürilerin bu akademik beklentilerini bile bile başvuran dönerdi zaten. Ölçüt akademik olsun. Yüksek olsun. Docent adayı da 2 katıyla başvursun. Ama yeter ki sözlü kalksın. Bir kerede sözlüyü de almış biri olarak söylüyorum. Bir insana öyle bir eziyet olmaz.

       *Üniversitelerin çoğu AİLE ŞİRKETİNE dönüşmüş. Sülalece aynı üniversitede akademisyenlik yapanlar var, özellikle doğudaki üniversitelerde akademisyen akrabası olmayana kadro vermiyorlar. Bunu engelleyecek bir çözüm bulunmalı.

       *Adamın yoksa veya bir halkaya zincir değilsen değil akademisyen üniversiteye güvenlik görevlisi bile olamazsın. yayınmış araştırma geliştirme makale bunların hepsi fasarya. şu anda tüm üniversitelerde her öğretim üyesinin evinde en az 1 okumuş işsiz var. hepsi rektörlerin kıçından ayrılmıyor. rektörleri tuvalete giderken bile takip ediyor. oğlunu kızını gelinin damadını kadroya alsın diye. üniversitelerin durumu budur.

       *Yök ülkenin süper beyinlerini yurt dışına kaçırmak için elinden geleni yapıyor en son araştırma görevli kadrosunu geçici kadroya çevirdi,alımları geçici kadroyla yapıyor kaliteli bir okuldan mezun zeki insan geleceği olmayan geçici bir kadroda neden çalışsın ki gider yurt dışına öyle bir sahip çıkarlar ki hedefine ulaşır paraya para demez en azından darbe ürünü yök ün saçma eziyetlerine maruz kalmaz, bu şartlarda zeki insanı geçici kadroyla ülkede tutamazsın hadi vatan sevgisi ile kaldı diyelim doktora bittikten sonra çöp poşeti gibi üniversitenin kapısına 40 lı yaşlarda konmayacağını kim garanti verir. Yar Doçlara gelince sırf siyasi görüşleri kendilerinden olduğu için alınan ancak yabancı dil zekasına sahip olmadığı için yükselemeyen bir topluluk bunlara sırf siyasi görüşleri hatrına dil puanı istemeden doçent kadrosuna atanabilir aslında.

   * Üniversitelerde yükselmelerde hiçkimseye yaramayan sınavı geçenin dahi anlamadığı okuyup yazamadığı dil zorunluluğu kaldırılsın. Akademik başarı ve çalışamalar ön plana çıksın. 

    *Hocam ben de bir yardımcı doçent olarak şöyle diyebilirim. Öğr.Gör.Dr. ünvanlı bir kişi yrd.doç. kadrosu için şartları sağlamış ancak bilinçli bir şekilde önü kesiliyorsa (Bu durum Arş.Gör.Dr. için de geçerli) Sonuna kadar yanınızdayım. Bu durumda benim çalıştığım kurumda pek çok arkadaşım var. Ama biz akademik etik ve nezaket gereği bu durumdaki arkadaşlarımıza kendi gözetmenliğimizi falan yaptırmıyoruz. Hatta araştırma görevlimiz olmadığı için biz onların gözetmenliğini yapıyoruz, onlar da bizim. Ancak, eğer ben onlarca makale onlarca atıfa sahipken, dil sınavını başarmışken, üniversitenin yrd.doç. kriterlerini sağlamışken öğr. gör ya da arş. gör. dr. ünvanlı biri bunları sağlayamıyorsa fark vardır aramızda. Birinci söylediğim kadar çok olmasa da çevremde böyle arkadaşlarım da var. 50 yaşına gelip ununu elemiş, sadece derse giren ve emekliliği bekleyen doktoralı arkadaşlarım da var. Bu farkı da gözden kaçırmayalım lütfen. Eklemek istedim.

    *yardımcı doçentliğin acilen kaldırılması gereklidir. Esas olan doktora ve doçentlik aşamasıdır. her akademisyen bunu bilir. yardımcı doçentlik, üniversitenin verdiği bir ünvandır. düşünebiliyormusunuz doktor bir araştırma görevlisi, hiç bir kaydadeğer çalışması olmayan bir yard. doç.un sınav gözetmenliğine girdiğini, bu sonuç dahi yardımcı doçenliğin kaldırılması için yeter bir sebeptir. doktor öğretim görevlisi ile yardımcı doçentin bir farkı var mı? bana bu sorunun cevabını bir kişi dahi veremez. ama uygulamada maalesef özlük hakları, ders verme, lisansüstü öğrenci alma proje yürütücülüğü vs bir çok konuda bu statü farkı problem olabiliyor. yardımcı doçentlerin yeniden atanmalarına ilişkin görüşleri bölüm öğretim üyeleri oluşturuyor (prof ve doç.lar) bu durum yardımcı doçentlerde ne tür sıkıntılara yol açtığını en yakınınızda ki bir yard. doç'a sorabilirsiniz.

    *Aslında sn. Cumhurbaşkanımızın dikkat çekmek istediği nokta yrd.doç. kadrolarındaki yığılma ve doçentliğe geçişin rahatlatılmasıdır.Bu hususta yapılan ilk çalışma aslında yökdil idi.Şimdi sıra bence sözlü sınavı kaldırmakta.Bugün YÖK Başkanı mevcut yrd.doç. kadrosundakilerin özlük haklarında bir gerileme yaşatmadan bir adım atılacağını belirtti.Aslında yapılacak iş kolay.1)Mevcut yrd.doç.lardan doçentlik başvurusunu yapmış ve eser incelemesinden geçmiş olanların doçentliklerini vermek.2) Doçentlik başvurusunda bulunmamış ancak kriterlere haiz olanların başvurusunu hemen almak 3) Kriterleri sağlamayanlara da belli sayıda başvuru hakkı tanıyarak o kadroları süreç içinde eritme yoluna gitmek. Bu yol ile ülkede iki yıl içindeki bütün yrd.doç. kadroları eritilebilir diye düşünüyorum.Tabi ki bu süreçlere doktorasını bitirmiş diğer kadrolardaki öğretim elemanları da dahil edilmelidir. Elbette ki tüm bunlar yapılırken nitelikten de ödün vermemek önem arz etmektedir. Ancak şu bir gerçek ki ülke olağanüstü günler geçiriyor ve FETÖ mensubu birçok akademisyen ihraç edilince bazı bölümler kapanma noktasına geldi. Burada asıl mevzu eğitim-öğretimin de aksamadan devam etmesidir. Umarım bu girişim hayırlara vesile olur...

    * Doçent olmak için sözlü sınava tabi tutulmak kesinlikle doğru değildir. Kameraların şaibeleri çözeceğini beklemek tam anlamıyla saflıktır. Hakimlik sınavında yıllarca sözlüden bırakılan kişi için kamera konmuş, kameralar varken sorulan sorular ise akıl kaçırtmıştır. Neticede aday yine geçememiştir. Kişilerin hayatları iki kişinin dudağı arasında olamaz. 2) Açıköğretim mezunu olduğu halde iyi işler çıkarmış kişiler bulunmaktadır. Mevzu ambalaj (diploma) değil, içeriktir (niteliktir). Neyse ki sizin gibiler tarihte pek yer almamış da hiçbir formal eğitime tabi olmamalarına rağmen büyük işler çıkarmış insanların önü kesilmemiştir.

    *Öyle milattan önceden kalma doktor asistan gibi ünvanlara bence teşebbüs bile edilmemelidir. Gelelim kaliteli doktorla kalitesiz doktor arasındaki farka: tıpçılardaki TUS sınavı Doçentlik sınavının dengidir. Onlar nasıl bu sınavla uzmanlığa adım atıyorlarsa, bizdeki doçentlik sınavı da öyledir ve kesinlikle kaldırılmamalıdır. Ben de bir yardımcı doçentim ve doçentlik sınavının kaldırılmasının kaliteyi kesinlikle azaltacağını düşünüyorum. Bence doçentlik sınavının yayın aşaması yeni kriterlerle birlikte geçmişten bugüne en iyi sistemdir. Ancak asıl problem sözlü aşamasındadır. Bu noktada arkadaşların söylemlerine sonuna kadar katılıyorum. Sözlü sınav objektiflikten uzak, siyaset barındırabilen ve yapıcı olmaktan ziyade ruh sağlığını yıkıcı bir yapıdadır. Asıl kalkması gereken budur. Dil şartı olmazsa olmazdır. Yayın şartı olmazsa olmazdır. Ama bu haliyle sözlü sınav ya kaldırılmalı ya da bir şekilde objektif hale getirilmelidir. Objektif hale getirilmesi pek de mümkün olamayacağından kaldırılması, gerekirse yayın aşamasının didik didik edilerek incelenmesi taraftarıyım. Uzun lafın kısası, sınav olmadan doçent olunması kaliteyi düşürür. Yayın aşamasındaki kaliteyi artırarak sözlü sınava ihtiyaç duyulmayacak bir sistemin getirilmesi taraftarıyım.

  *Üniversitelerde gerek yüksek lisans gerekse doktora öğrencisi alırken yapılan en büyük hata liyakata değil ideolojiye dayalı alım yapmaktır. Öğrencilerin zekasına,kabiliyetine değil üniversitenin mevcut ideolojisine uygun mu yada üniversitedeki diğer hocalarla bağı var mı buna bakılıyor ne yazıkki. Zaten üniversitelerde gördüğümüz aynı aileye aynı soyada sahip öğretim görevlilerinin sayısının azımsanmayacak kadar olması da üniversitelerde liyakata dayalı alım yapılmadığının bir göstergesi değil midir?

   *Hiç bir bilimsel geçerliliği ve katkısı olmayan doçentlik sözlü sınavının kaldırılması artık şart oldu. Doçent adaylarının bilimsel eserleri objektif olarak değerlendirilerek doçentlik ünvanı alınabilmelidir. Sınav herkes için objektif olmalı. Adama göre muameleye son verilmelidir.

    *Doçentlik sözlü sınavının kaldırılması ve adayın bilimsel yeterliliğini sağladığı çalışmaların onaylanması ve yeterli görülmesi ile doçentlik ünvanı verilmelidir. Adaylar jüri egoları ile karşı karşıya bırakılmamalıdır. Hocasının kötü olduğu jüri üyeleriyle demoralize edilmesi, bizden değilsin sen biraz daha zaman harca doçentlik için belki 1-2 yıl sonra bakarız gibi durumlarla kimse karşılaşmamalıdır. Bu nedenle sözlü sınav bir an önce kaldırılmalıdır.