Saadet Lideri ve Cumhurbaşkanı Adayı Temel Karamollaoğlu Millî Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş’ın sorularını cevapladı. Üslubuyla, söylem ve çağrılarıyla kutuplaşmanın yolunu tıkayan; özgüveni, duruşu, kararlılığı ve samimiyetiyle öne çıkan… Bilge Başkanlığı her geçen gün tescillenen… Türk siyasetinin parlayan yıldızı Temel Karamollaoğlu, Millî Gazete’yi evinde misafir etti. Karamollaoğlu, Türkiye’nin kalkınacaksa gençlerin omuzlarında kalkınacağını söyledi.

Gençlerle belki de hiçbir lider böylesine sıcak bir iletişim içerisine girmemişti. Sosyal medyadaki mesajları ve “düşünün” çağrılarıyla birlikte çok kısa sürede gençlerin ilgi odağı hatta umudu oldu. Sadece Milli Görüşçü, Saadet Partili gençleri heyecanlandırmakla kalmadı. Görüşü, yaşantısı, yeri ve tarafı ne olursa olsun bütün gençlerin ilgisini çekmeye, hayranlığını kazanmaya başladı.



Yaptığımız röportajda özellikle gençleri sorduk Temel Karamollaoğlu’na… Gençler Onu hayranlıkla takip ediyor, Temel Karamollaoğlu da en çok gençlere inanıyor ve güveniyor.

bu-memleket-genclerin-omuzlarinda-kalkinacak-2.jpg

DOĞRUDUR; CİDDİ VE ETKİLİ MUHALEFET YAPIYORUM
Sayın Karamollaoğlu, öncelikle evinizin kapısını açtınız, vakit ayırdınız, teşekkür ederiz. Seçim sürecinde sonlara doğru geliyoruz. Temel Karamollaoğlu’nun, siyasette genel başkan olarak var olduktan sonra ve cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde Türkiye’de siyasetin dilini pozitif yönde değiştirdiğine dair genel bir kanı var. Siz buna katılır mısınız, Temel Karamollaoğlu neleri değiştirdi?
Hamdolsun, herhalde bir şeyler değişti. Siyasette bizim gördüğümüz çekişme, tabiri caizse didişmeydi. Genel manada şahısların tenkidiyle ilgili siyaset yürütülüyordu. Benim kanaatim, siyasetin bu olmadığı, siyasetin ülke meselelerinin çözümüyle ilgili bir saha olduğudur. Bundan dolayı da biz siyaset yapıyorsak yanlış gördüğümüz konuların nasıl düzeltileceğini söyledik. Birbirimize hakaret etmek, küçümsemek, daha ileri gidip Allah muhafaza etsin iftirada bulunmak benim şahsen üslubuma yakışmaz. Hangi sahada olursa olsun ben kendimi memleket meseleleri ile ilgili konulara hasretmeye çalıştım. Bu da farklı bir ortam oluşturdu. Şunu anlamıyorum; hükümete sert eleştirilerde bulunduğum söyleniyor. Sert değil ama ciddi, etkili bir muhalefet yaptığım doğrudur. Ciddi bir muhalefete ihtiyaç olduğuna da inanıyorum. Ciddilik sertlikse diyecek bir şeyimiz yok. Ama sertlik diye kimseye düşman gibi tavırla yaklaşmayı düşünmedim. Benim üzerimde durduğum konular şahısların değil, ülkenin problemleri.



“BATI BİZE DÜŞMANCA DAVRANIYOR” DİYORLAR BEN DE DİYORUM Kİ, O ZAMAN VAZGEÇ!
İktidar olmak veya iktidarda kalmak için her şey mubah hale geliyor yani…

İşte önce bunun değişmesi gerekiyor. Bir parti için iktidarda olmak veya olmamak, kazanmak veya kaybetmek ölüm kalım gibi gözükmemeli. Şimdi maalesef öyle gözüküyor. İktidar için her şey mübah olmamalı. Kendileri metal yorgunluğunu dile getirdiler. Metal yorgunluğu demek artık o maddenin kullanılamaz hale gelmesi demektir. Bunu kendileri teşkilatlarda zannediyorlar. Ama öyle değil. AK Parti’nin politikaları, ülke problemlerini çözemiyor. İşsizliği nasıl önleyeceksiniz? Bugünkü ekonomik politikalarla işsizliği önleyemezsiniz. Hâlâ fabrikalar satılıyor, hâlâ tarıma gereken önem verilmiyor, sadece ihracatla övünüp ithalatı ağızlarına almıyorlar. İşte bu metal yorgunluğu. Dış politikada aynı şeyler. Ciddi bir tarzda gidip ne Avrupa ne Amerika’yla konuşamıyorlar. Heyheylenmek konuşmak değildir. 30 tane fasıl açılmış, 1 tane çözülmüş, 29 tane yok. ‘Avrupa bize düşmanca davranıyor’ diyorlar. O zaman vazgeç. Amerika, bizim bölgemizde terör estiren gruplara destek veriyor. ‘Böyle müttefiklik olur mu’ diyorlar. Olmaz, vazgeç. Değişikliğe ihtiyaç var. Zihinsel değişikliği 15-16 yıldır iktidarda bulunan parti yapamaz, yapamıyor zaten. Tayyip Bey’in etrafındakiler hep değişiyor, değiştiriliyor.

bu-memleket-genclerin-omuzlarinda-kalkinacak-6.jpg

İKTİDAR HIRSI KÖRLEŞTİRİR…
Bilenler biliyor.. Temel Karamollaoğlu, genel başkan olmadan önce AK Partililerin hepsi sizi çok seviyordu.. Ak Partililer hatta Sayın Cumhurbaşkanı bile size “Ağabey” diye hitap ediyordu. Ama genel başkan olduktan sonra sizin muhalefetiniz, yanlışa itirazlarınızdan dolayı durum değişti. “Ağabey” diyorlardı, şimdi size karşı iftiralar bile mubah görünüyor. Ne oldu da, böyle oldu?

İktidara gelmek bazen bir tutku haline geliyor. Öyle olunca da sizin önünüze bir engel çıkarsa o engeli siz hasım olarak görüyorsunuz. Benim söylemlerim gördüğüm kadarıyla halkta, bugüne kadar bize geleneksel olarak destek verenlerin dışında da kabul görmeye başladı. Bu tedirgin etti. Bu şu manaya geliyor: Bu böyle devam ederse hükümet değişebilir. Bu hükümetin politikaları 15-16 yıl oluyor artık öyle bir hale geldi ki eğer devam ederse yarın sebep olacakları zarar çok büyük olacak. Bu yüzden değişime ihtiyaç var. Yanlışlarının ortaya konulmasından dolayı teveccüh başka yöne kayabilir. Bu ihtimal ortaya çıktı. Bu, iktidarı kaybetmek anlamına geliyor. İktidar tutku haline gelirse, insanlar tutkularından dolayı doğruyu göremez hale gelebiliyor. İktidar tutkusu değil, halka hizmet tutkusu memlekete ve iktidar sahiplerine fayda sağlar. İktidar hırsı körleştirir, önünüzdeki gerçekleri bile göremeyebilirsiniz…



BİRAZCIK İMANI OLAN, İFTiRANIN AĞIRLIĞINI BİLMEZ Mİ!?
7 Haziran 2015 seçimlerinde Saadet Partisi, BBP ile ittifak yapmıştı. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’ye o dönem, AK Parti yöneticilerinden ve etrafından ‘FETÖ’cü yakıştırması vardı. Bugün Sayın Destici AK Parti ile beraber ve kahraman gibi kabul ediliyor, yazılıyor, çiziliyor, trollerin alkışını topluyor. Karamollaoğlu da AK Partililerin çok sevdiği, muhabbet ettiği ‘ağabey’ dediği kişiyken birileri Karamollaoğlu’na yıpratma kampanyası başlatmışa benziyor. Tezatlarla yuvarlanıp duruyoruz yani…

Ben bu gidişata, bu olup bitenlere üzülüyorum. Bana karşı cephe alanları iki grupta görüyorum. Yeni bir meslek türemiş, trollük diye. Bu troller belli bir menfaat karşısında size sürekli saldırıyorlar. Bunların başka derdi yok. Doğruymuş, yanlışmış, haklıymış, haksızmış, yalanmış, iftiraymış umurlarında değil. Karaktersiz insanlar. Açık söylüyorum. Bu kadar karaktersiz, şahsiyetsiz olunmaz. Çünkü yalan söylenir mi, iftira edilir mi? Birazcık imanı olan, iftiranın ağırlığını bilmez mi? Beni asıl üzen, beni bilen yıllardır tanıştığımız insanların benimle alakalı kullandıkları kelimeler. Söylediğim sözlerin tartışmasını yapmıyorlar, bana saldırıyorlar. Ben o tanıdığım bildiğim insanların imanı var kanaatindeyim. Bu yüzden hakkımı helal etmem. Bu sizin için bir şey ifade ediyorsa ne güzel, etmiyorsa bir şey diyemem. Ben size cevap da vermem. Çünkü siz söylediklerinizin yanlış değil, yalan olduğunu bilecek kadar akıllısınız. Ekonomide ‘Fabrikaların satılması ülkeyi mahvediyor’ demişim, buna cevap vermiyor, başka yerden geliyor. Ben ‘Akıllı tahta, sorular eğitim değil eğitimin birer aracı’ demişim, buna cevap vermiyor. Onun için bu ikinci grup beni üzüyor.

AK PARTİ İÇERİSİNDEKİ RAHATSIZLIĞI KİMSE GİZLEYEMEZ
16 Nisan referandumunda bugünkü söylemleriniz gibi o günkü söylemleriniz de ciddi karşılık buldu. AK Parti içerisinde de ciddi anlamda yankı buldu. Bugün de aklıselimi, AK Parti içerisinde yankıyı görüyor musunuz, sizi dinliyorlar mı?

Bir defa çok ciddi manada AK Parti içerisinde rahatsızlık var. Bunu kimse gizleyemez. Bunun ilk emaresini biz 7 Haziran seçimlerinde gördük. % 9 AK Parti’den kaydı gitti. O dönem kasten bir istikrarsızlık oluşturuldu. Başka birine görev verilse belki hükümet kurulabilirdi. Hatta Sayın Davutoğlu’na izin verilse o da kurabilirdi, razı olmadılar. İnsanlar istikrarsızlıktan korktuğu için tekrar döndüler, ama ucu ucuna… O günden bugüne kadar rahatsızlık daha da büyüdü. En az % 15 seviyesinde gözüküyor. Bu böyle devam etmez. İnsanlar kolay kolay endişelerinden vazgeçemezler. Tenkitlerini aleni olarak dile getirenlerin sayısı bayağı az. Eski milletvekillerinden, bakanlardan, eski AK Partililerden az sayıda insan konuşuyor. Ama kapalı kapılar ardında bir araya geldiğiniz zaman da bütün dertlerini, bu işin böyle gitmeyeceğini çok net ifade ediyorlar.

bu-memleket-genclerin-omuzlarinda-kalkinacak-7.jpg

“ARKADAŞLIK ZEMİNİMİZ VAR…”
Sizi konuşmak için AK Partililer arıyor mu?

Ben birçok AK Partili ile konuşuyorum. Biz birbirimizin düşmanı değiliz. Kendileri de bazen ‘Biz Milli Görüşçüyüz’ diyorlar. Bizim arkadaşlık zeminimiz var. Ama hükümet içerisindeki arkadaşlar bu tartışmaya girmek istemiyor.

“AK PARTİ, FARKLI SÖYLEMLERİ DÜŞMAN GİBİ GÖRÜYOR”
AK Parti, 16 yıldır tek parti olarak hükümet. Büyük kitleleri var. Büyük oranlarda oy olarak seçim kazandılar çoğu kez. Devlet kademelerinde bulunmuş insan sayısı da doğal olarak çok. Fakat siz iktidar partisinin mensuplarının korktuğunu, konuşamadığını söylüyorsunuz… Eski Başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları… Bu kadar insanın bu zamanda konuşamaması nasıl karşılanmalı?

Şu anda bir korku var. Çünkü AK Parti iktidarı kendi politikalarını tenkit edenleri hemen hasım ilan ediyor. Farklı bir şey söyleyenleri düşman gibi görüyor. Bu siyasette makul bir şey değil. Böyle davranmaya başlarsanız bu insanlar sizden kopar. Fikrini söyleyemiyor, yaptığınız yanlışları görüyor, bu yanlışlarla bir yere gidemeyiz diyor ve hain damgasını yiyor. AK Parti 2007-2008’e kadar biraz mesafe kat etti. İlk başlarda geldiklerinde % 10 barajından dolayı öyle çoğunluk elde ettiler ki, anayasayı değiştirebilecek çoğunluk oldular. Bir şey yapamadılar. Oy oranları arttı ama % 10 barajını aşanlar olduğu için Meclis’te temsil kabiliyetleri düştü. Sonra oyları daha da arttı ama yine Meclis’te anayasayı kamuoyuna götürecek çoğunluğu kaybettiler. O tarihlerden sonra yani 2008-2010 arası, FETÖ meselesi yeni patlak vermeye başlamıştı, ipin ucu kaçtı. Sayın Bülent Arınç kaç defa kendi fikirlerini söyleyip geri döndü. Sayın Erdoğan’ın çevresi 2002 yılıyla mukayese edildiği zaman tamamen değişti. Bu, ciddi bir problemdir. Siz bir karar verecekken o kararın yanlış taraflarını gösterecek insanlar çevrenizde bulunmalı ki; hata yapmayasınız. Çevrenizde böyle kişiler bulundurmazsanız hata yaparsınız, o hatanın bedelini hem siz hem de millet öder.

TÜRKİYE, “AMAN EFENDİM NE GÜZEL BUYURDUNUZ” GÜRUHUNDAN KURTULMALI…
Sayın Karamollaoğlu, söz tam da buraya gelmişken, daha önce ilan ettiğiniz “5Y” üzerinden devam edelim. 5Y arasında saydığınız maddeler en dikkat çekici olanı “Yalakalığa” izin vermeyeceğiniz maddesiydi. Hatta siz bu maddeleri deklare ederken en çok alkış alanı da yalakalıkla ilgili meseleydi. Bu anlattıklarınız, devletin içerisine düştüğü “Yalakalıkkrizi”yle ilgili bir şey mi?

Maalesef. Kendi çevrenizi, size hakikaten dost olan ve bundan dolayı yanlışlarınızı söyleyenleri dışarı atarsanız bu sefer sizin çevrenize yanlış bile söyleseniz sizi destekleyen insanlar gelir. Bu tabiri sevmiyorum ama etrafınıza yalakalar toplanır. ‘Aman efendim ne güzel buyurdunuz’ diyor ama içinden ‘bu yanlış’ diyor. Niye? Belli makamda kalabilmek ve belli bir menfaati kazanmak için. Yanınızda yanlışınızı mertçe söyleyecek birilerini bulundurun.. Çünkü yanlışınızı mertçe söyleyecek birileri, her yanlışınıza güzellemeler yapmakta olanlardan çok daha kıymetlidir. Türkiye, “aman efendim ne güzel buyurdunuz” güruhundan kurtulursa, doğrular da bir nehir gibi akmaya başlar.

bu-memleket-genclerin-omuzlarinda-kalkinacak-6.jpg

DİP DALGA SANDIĞA KESİNLİKLE YANSIYACAK
Peki ya şimdi.. Şimdi dinleme ortamı oluştu mu Sayın Karamollaoğlu?

Evet, şimdi dinleme ortamı oluştu. Giderek her ilde ben gitmeden, bizim dışımızdaki kesimlerden, ‘Gelip bize bu konuyu bir anlat’ gibi teklifler gelmeye başladı. İşte bu, sandığa yansımayan bir gelişme. Bir dip dalga oluşturdu. Bir teveccüh oluştu. Bu dip dalga gün yüzüne çıktığında büyük bir güç ortaya çıkar. Bir tsunami gibi, bu güç yıkıcı bir güç değil, yapıcı bir güç.

Bu dip dalgayı ölçmek mümkün mü?

Aslında bu konuda kamuoyu yoklaması yapanların kanaatleri önemli. Bunlardan birisinin bir açıklamasını hatırlatmak istiyorum. İlgili kişi “Geçen seçimde 40-45 kapıdan 18 anket alırdık. Bu seçimde 120 kapıdan ancak 18 anket doldurabiliyoruz. Vatandaşlar konuşmuyor, fikrini söylemekten kaçınıyor veya çekiniyor” diye açık açık anlatıyor. Sonra da “Belli ki bir dip dalga var” diyor. Eğer insan fikri hükümeti destekler nitelikteyse söyler. Kesinlikle bu bir dip dalgadır. Bu dip dalga sandığa kesinlikle yansıyacak. Dip dalganın % 80’i bize fayda sağlayacak.

“ANKETLERDEN ÇOK FARKLI OLACAK”
O zaman seçim sonuçlarının yapılan anketler ve tahminlerden farklı olacağını düşünüyorsunuz?

Evet çok farklı olacak. Zaten şimdiden yansımaya başladı. ‘Efendim sizin oyunuz % 1,6’ gibi sözler vardı. Sonra yüzde 3.3 olarak söylenmeye başlandı. Şimdi ‘Sizin oyunuz % 6-7’ diyorlar.

GENÇLİK YENİ FİKİRLERE AÇIK…
Gençlik sizin ‘düşünün’ çağrınıza ayak uydurabiliyor yani…

Gençlik yeni fikirlere açık… ‘Düşünün’ diyoruz ve gençlik tam anlamıyla düşünüyor. Bu yönüyle bir irtibatımız var. ‘Gel koşalım’ desek, bana ayak uydurup yavaş koşarlar ama ben onlara yetişemem.

“MEDYA PADİŞAHINSA SOSYAL MEDYA BİZİMDİR”
Geçtiğimiz günlerde bazı iktidara yakın televizyon kanallarında yayın yapan programcılar, kişiler Muharrem İnce’ye davette bulundu. Dediler ki, ‘Gelin kaç saat istiyorsanız konuşun. Size ambargo yok.’ Siz de öyle bir davet bekliyor musunuz? Ne için Muharrem İnce davet ediliyor da, Temel Karamollaoğlu davet edilmiyor?

Davet edilirsek biz de gideriz. Fakat bizi mümkün olduğu kadar gözden ırak tutmaya çalışıyorlar ki, insanların zihninde yer etmeyelim. Aslında Muharrem İnce gayet etkili, canlı bir muhalefet yapıyor. Bizim imkânlarımız onlar kadar geniş değil. Biz kıt kanaat işimizi halletmeye çalışıyoruz. Bundan dolayı daha önce de söylediğim gibi medya padişahınsa sosyal medya bizimdir. Biz de çalışmalarımızı bu tarafa aktardık ve bunun karşılık bulduğuna da şahit oluyoruz. E-miting 120 bin civarında izleniyor. Bunu önleyemiyorlar. Bir numara çekerler de sosyal medyayı da etkilerler mi onu bilmem, inşallah beceremezler.

bu-memleket-genclerin-omuzlarinda-kalkinacak-10.jpg

GENÇLER “TAZE BİR ZİHİNLE” YORUM YAPABİLİYOR
Sosyal medya denince akla gençler geliyor. Temel Karamollaoğlu yaş itibarıyla gençlerle iletişim kuracak son lider diye algılanabilirdi. Bakıyoruz ki hangi görüşte olursa olsun size karşı bir sevgi var, gençler sizi konuşuyor. Gençlerle bu ilişkiyi kurabilme başarınız eminim ilerde bir tez çalışması olacaktır. Gençlerin size olan ilgisini neye bağlıyorsunuz?

Gençlik, hafızası çok eski olmayan bir yapıya sahip. Lise çağlarına gelince meseleleri sorgulamaya, değerlendirmeye, yeri geldiğinde tenkit etmeye, yeri geldiği zaman ileri gidip ‘Bu iş böyle olmaz’ demeye kadar gidebiliyor. Ailesi içerisinde de diyeceklerini diyebiliyor. Taze bir zihinle yorum yapabiliyor. Gençlere, ‘Arkadaş senin önemli dertlerinden birisi işsizlik, diploma alıyorsun, iş bulamıyorsun. Bu konuda bizim projelerimiz senin derdini çözecek. İş bulmuşsun çalışıyorsun, biliyorum ki aldığın maaş seni geçindiremiyor, bunu değiştirmek istiyorum. Bu memleket kalkınacaksa gençlerin omuzlarında kalkınacak. Sen aslında senin için oluşturulmuş, türetilmiş, oyalanman için kurgulanmış ufak tefek şeylerle uğraşacak insan değilsin. Senin mesuliyetin daha fazla. Gücün var. Ayağa kalk. Gel şu memleketi beraber düzeltelim’ dediğinde, geçmişe yönelik kendisini bağlayan ‘Bu hükümete destek vermiştim, nasıl ayrılacağım’ diye derdi yok. ‘Bir kere oy vermiştim yanlış çıktı, değiştiririm’ diyor.

YÜZDE 10’LUK SEÇİM BARAJINDA ISRAR EDEN BU HÜKÜMET OLDU
Son olarak, CHP ve ittifak konusuna değinebilir miyiz? Bu konu ele alınınca da,”Erbakan Hoca’nın kemiklerini sızlatmakla” ilgili bir başka tuhaf konuyla karşılaşıyoruz… Hep suçlamakla meşguller.. Ne dersiniz tüm bunlara....

CHP’nin geçmişte yapmış olduğu birçok yanlış var. Ben bugün bu yanlışları aynen yapacağı kanaatinde değilim. ‘Erbakan Hoca’nın kemikleri sızlıyor’ diyorlar. Bundan büyük yalan, iftira olamaz. Erbakan Hoca CHP ile koalisyon kurdu, hükümet kurdu, başbakan yardımcısı oldu. O dönem Türkiye için bambaşka bir dönem oldu. Rahmetli Ecevit’in söylediği iki şey var. Bir ‘Biz tarihi bir yanılgı içerisindeymişiz. Bu insanlarla oturup konuşulamaz zannediyorduk. Hâlbuki biz oturup konuşabiliyoruz ve meseleleri çözebiliyoruz.’ İkinci cümlesi, ‘Bunlar ağır sanayide öyle fikirlere sahipler ki, bizim ülkemizi uçuracaklar. Böyle bir tarafları olduğunun da farkında değildik’ demişti. Şimdi biz sadece seçim ittifakı yapıyoruz.

İttifak yaptığımız konu şu: Kuvvetler ayrılığı mutlaka sağlanmalı, adalet mutlaka tesis edilmeli. Bundan dolayı herkes 80 yıl öncesine gidiyor. Bir de şunu düşün; sen Amerika’yla beraber Irak’ı vurdun, Suriye’nin bu hale gelmesine en büyük sizin politikalarınız sebep oldu. Allah rızası için bir düşünün. Bu noktalara kimse girmek istemiyor. Bizim çok ciddi problemlerimiz var. Birkaç kriteri sayıyorum, onlarda ittifak ediyor. Biz hükümeti ahlaki değerlere saygı göstermeye davet ediyoruz. Kimse yolsuzluk yapmasın, kimse rüşvet almasın vermesin, şu faiz belası başımızdan kalksın. Yani yolsuzluk nasıl tasvip edilir? İsraf nasıl tasvip edilir? Biz mutlaka şeffaflık olsun, iş ehline verilsin, biz hiçbir yatırım fizibilite etüdü yapılmadan başlanmasın diyoruz. Şahsiyetli bir dış politika güdülsün diyoruz. Bu konularda bir ittifak oldu. Biz OHAL’in devamından dolayı adaletin rafa kalktığını görüyoruz. Buralarda ittifak ettiysek yanlış mı ettik? Bunu ileriye süren arkadaşlar, asıl onlar Hoca’nın kemiklerini sızlatıyor. % 10 barajını biz koymadık. Seçim barajında ısrar eden bu hükümet oldu. AK Parti ülkeyi kamplaştırıp, benim kampım büyük kalır zannediyor. Kalmaz. Kaybedeceklerini gördükleri için şimdi tepki gösteriyorlar. Geçmişte tanıdığımız insanlar mangalda kül bırakmadan bize saldırıyorlar. Ben de diyorum ki; Allah size akıl fikir versin.

bu-memleket-genclerin-omuzlarinda-kalkinacak-19-5.jpg

“EŞİMİN EV ORTAMINI SAĞLIKLI TUTMASI HER ŞEYDEN ÖNEMLİ”
Kıymetli eşiniz Ayşe Hanımefendi bazı çevreler tarafından hep konuşulmaya çalışıldı. Aleyhinize bir hava oluşturulmak için sipariş yazılan yazılarda da nahoşluklara başvuruldu. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da, ‘Kadına Değer Türkiye’ye Huzur’ programında sanırım ilk kez eşinizle birlikte görüntülendiniz. Aslında bugüne kadar yapılan çirkinliklere karşı bu çok naif bir cevaptı. Bu naif cevap yerini buldu mu?

Anlaşılan herkes merak ediyordu ve bir kanaate geldiler diye düşünüyorum. Yapı itibarıyla siyasette önde gözükmek istemeyen bir yapısı var. Her insanın kendine göre bir düşüncesi var. Bunu başka yerlerde de sormuşlardı, ben o zaman da söyledim. Benim için eşimin ev ortamını sağlıklı tutması her şeyden önemli. Elhamdülillah meşgalesi de fazla, çocuklarımız, torunlarımız, torunların çocukları da var. Onlarla meşgul olmak yetiyor. Bu bir sessizlik meydana getirdi. Eskiden bir sürü spekülasyon yapılıyor, bu spekülasyon ortadan kalkmış oldu. O noktada söyleyecek bir şey yok. Biz kendimizi gizliyor saklıyor değildik ama ben gittiğim yerlere eşimle gitmeyi düşünmedim, kendisi de o yapıda değil. Onunla ilgili tereddüdü olanlar bir hususu öğrenmiş oldular. Onu görünce, tanıyınca da inşallah o tereddüt geçmiştir.

“ALLAH RIZASI İÇİN DÜŞÜNÜN”
Efendim, size karşı yeltenilen bu karalama kampanyalarına mahkum edilmeye çalışılan, yalan yanlış, iftira söylemlerine maruz bırakılan Ak Parti tabanına bir mesajınız var mı? Zira iktidar partisine daha önce oy verenlerin size kulaklarını tıkamaları ve sizi dinlememeleri için bir strateji geliştirildiği, çirkin bir yola sapıldığı ortada…

Herkes bizi dinlemeye başladı.. İfade ettiğiniz gibi Ak Parti’ye oy vermiş olanların da gözü kulağı ve umudu bizde aslında… Bunu Ak Parti’deki yöneticiler de biliyor ve görüyor. O yüzden bize karşı hırçınlık geliştirilmek isteniyor. Benim Ak Parti tabanına mesajım şudur: Allah rızası için düşünün. Cenab-ı Hakk’ın insana bahşettiği en büyük nimet akıl ve iman. Aklı olmayan imandan mesul değildir. Bir söz söylerken düşünerek söyleyin. Benim söylediklerim yanlışsa söyleyin. ‘AK Parti ile beraber olun diyorlar.’ Nasıl beraber olacağız? Bizim yanlışlarımıza ses çıkarmayın diyorlar, o zaman ben yanlışa ortak olurum. Ben bu vebalin altına girmem, giremem. Bu vebalin altına siz de giremezsiniz.

Algı oyunlarından şikayetçi olduğunuzu birçok mecrada dile getirdiniz. Bunun en bariz olanlardan birisi Sivas mitinginizden hemen sonra yaşandı ve kamuoyuna “Temel Karamollaoğlu hızlı trene karşı, yatırıma karşı” haberleri pompalandı.

İşte hep anlatmaya çalıştığımız konunun esası bu. Hakikatleri saklarız, çarpıtırız diye düşünülüyor. Ama kimse unutmasın ki hakikatler saklanamaz, çarpıtılamaz. Hakikatlerin kötü bir huyu vardır ki, er ya da geç mutlaka bir gün ortaya çıkarlar.

Tekrarlamış olayım; ben şunu söylüyorum: İktidarın yatırımlarının tamamı altyapı ve hizmete dönük yatırımlar. Bu yatırımlarla ülke güçlenmez. Sadece hayat biraz rahatlar. Ekonomi çözülmez, işsizlik azalmaz, borç ödenmez. Bu yatırımlarla dışarıdan kıskaca alınmaya çalıştığımızda kendi gücümüzle bir direnç gösteremeyiz. Bizim acilen tüm imkânlarımızı üretime yönelik yatırımlara tahsis etmemiz gerekir. İşin aslı bu. Gerisi bütün yatırımı durdururuz. Elbette bitmek üzere olan yatırım varsa o bitirilir. Ama yeni başlanan veya durdurulmasından zarar gelmeyecek, proje safhasındaysa durdurulması lazım. Çünkü bizim üretime dönük kaynağa ihtiyacımız var. O yüzden ben Sivas’ta dedim ki ‘Sivas’a bir şey kazandırmak istiyorsanız yapacağınız şey 4. demir çelik fabrikasını kurmaktır. Bu temel atılırsa Sivas’ta canlanma meydana gelir, göç durur, Sivas toparlanır ve eski nüfusuna kavuşur. Sanayide cazibe merkezine getirirseniz Sivas ve çevre illerde yan sanayi de kurulur. Bizim çok daha farklı yatırımlara ihtiyacımız var. Sivas’ta işlenmeyen çok farklı madenler var. Ben latife olsun diye ‘Hızlı tren göçü hızlandırır’ dedim. Ama latifeden bile anlamaktan acizler.

Görünen o ki, iktidar Saadet’ten rahatsız olduğu kadar CHP’den, Temel Karamollaoğlu’ndan rahatsız olduğu kadar Muharrem İnce’den rahatsız olmuyor. Niçin Saadet Partisi’nden ve sizin gündeme gelmenizden bu kadar çok rahatsızlık duyuluyor?

Çünkü biz alternatifiz. Diğerleri henüz tam olarak alternatif politikalarını ortaya koyamadı. Elbette onların da birtakım politikaları vardır. Ama biz her alanda bir politika ortaya koyarak geliyoruz. Bunun için biz alternatifiz ve milletimiz bunu fark ettiğinde kitlesel olarak bizi destekleyecek. Çünkü biz diyoruz ki, ‘Sevgili kardeşlerim, sevgili vatandaşlar, sizin, dertlerinizle dertlenecek bir iktidara ihtiyacınız var.’ İşsizlik bugün problem mi? Bunu nasıl çözeceğini söyleyen biziz. Bugün geçim sıkıntısı bir problem mi? Bunun nasıl halledileceğini söyleyen biziz. Bugün buğday ithal ediyor muyuz, hayvan ithal ediyor muyuz? Bunun nasıl çözüleceğini söyleyen biziz. Her noktada biz bir proje ortaya koyuyoruz. Çünkü biz alternatifiz, diğer partilerden farklıyız. İktidar da bunun farkında olduğu için bize karşı daha farklı bir tepki gösteriyor, hiç gündeme getirtmiyor. Hâlbuki şu an Türkiye’de iktidara alternatif olan tek parti, Saadet Partisi. Başka bir parti yok. Diğer arkadaşları incitmek için söylemiyorum. Alternatif projeler ortaya koyan, hedef olarak farklı bir vaat ortaya koyan yok. Sayın Cumhurbaşkanı emeklilere 2 bin lira prim dedi. Başka birisi de çıkıp ‘Ben de daha fazlasını veririm’ dedi. Açık artırmaya girmedik ki. Bunu nasıl vereceksin? Bir defa ikramiye vermek olmaz. Verdiğin 1-2 bin lirayı geçimini zor sağlayan insanlara sürekli olarak nasıl vereceksin, bu ekonomiyi nasıl düzelteceksin? İşte biz bunu söylüyoruz. Biz farklıyız. Onun için ben bunu farklı bir maksatla söylemiştim ama şu an onu hissedebiliyorum. Yarın farklı bir tablo çıkar, biz de farklı bakmışız diyebiliriz. Yarın ne olacağını göremeyebiliriz. Genel başkanlık bendenize verildikten sonra fikri altyapı oluşturabilmek için sürekli olarak konferanslar vermeye başladım. Ülkemizde hangi oyunlar oynanıyor, biz ne durumdayız, bu problemlerin üstesinden nasıl geliriz? Bu benim tahminimden çok ilgi gördü. Bu programlarda ben lafı uzatıyorum, 2-3 saat sürdüğü oluyordu. Ama enteresan olanı, insanlar ilk önce önyargıyla yaklaşıp dinledikten sonra, ‘Bunu daha önce niye söylemedin?’ diyor. Ben söyledim de kimse dinlemiyordu ki.

Millî Gazete - Mustafa Kurdaş