Toplumdaki Ahlaki Çöküntüler  ve Çöküntülerin Nedenleri?

Toplumumuzu derinden yaralayan çok önemli, temel bir sorun vardır. Bu sorun; toplumdaki ahlak çöküntüsüdür. Ahlaki çöküntü günümüzde hız kazanmış durumdadır. Esrar, eroin, uyuşturucu, alkol-kumar ve fuhuş sektörü arttıkça toplumda manevi bir çöküntü dönemi başlıyor. Ahlaksızlığın getirdiği manevi huzursuzluk insanlığı tehdit eder hale geliyor ve bu ahlaksızlık tüm toplumu huzursuz etmeye başlıyor.

icki kumar ile ilgili görsel sonucu

İçinde yaşadığımız toplumdaki sosyal, ekonomik ve kültürel problemlerin temel nedeni; kirlenmiş bir ahlaki çevrede yaşıyor olmamızdan kaynaklanmaktadır. Toplumu çepeçevre saran bu ahlaki çöküntü, dinden uzak, hiçbir ahlaki değeri olmayan, hiçbir şeye inanmayan, hiçbir şeyi ve hiç kimseyi umursamayan, sadece kendini düşünen bir toplumsal yapı oluşmasına neden olmuştur. Dürüstlük, saygı, sevgi, dostluk, yardımseverlik, şefkat, merhamet, alçakgönüllülük gibi ahlaki kavramlar anlamını ve önemini yitirmişlerdir. Ahlak çöküntüsünün temelinde yatan neden, insanların manevi değerlerini kaybetmeleri ve dinden uzaklaşmalarıdır. Manevi değerlerini kaybeden insanlar da dünyayı yaşayabilecekleri tek yer olarak görürler ve dünyada kendileri için çıkar sağlamaya, kendi arzu ve isteklerini tatmin etmeye, mümkün olduğunca mala ve statüye sahip olmaya çalışırlar. Böyle yaparak kısa yaşam süresini sorumsuzca geçirirler. Bu sorumsuzlukları da sadece kendilerine değil, çevrelerindeki insanlara da zarar verir.

Ahlaki değerlerin kendileri için hiçbir yarar sağlamayacağını düşünen ve sadece kendi çıkarları için yaşayan bu insanlar, ahlaklı kimseleri ise ‘saf’ insanlar olarak değerlendirirler. Bu tip kimselerin yaşam felsefelerinin en temelini dünyadaki çıkarları oluşturur. Çıkarları uğruna güçlü olanın zayıfı ezmesi, insanlara zulmetmesi üzerine kurulu çarpık bir yaşam felsefesidir bu. Bu tür insanlar hesap gününe inanmadıkları için de ahlaksızlık ve zulüm konusunda hiçbir sınır tanımazlar. Kendi sapık ve karanlık yollarına başkalarını da sürüklemekten geri kalmazlar. Bu amaçla her türlü imkânlarını da seferber ederler. Kendi ahlaksızlıklarını da güzel ve süslü göstermeye çalışırlar ki bu sayede yaptıklarının yanlış olmadığını ve kendi batıl yollarının doğru olduğunu bilinçaltından vermek isterler. Hem kendilerini hem de peşlerinden sürükledikleri insanları helak olmaya sürüklerler de bunun farkına varmazlar.

Ahlaki değerlerin yitirildiği manevi çöküntü içerisindeki böyle bir toplumda sapkın cinsel ilişkilerin, fuhuşun, kumarın, uyuşturucu bağımlılığının, rüşvetin ve her türlü ahlaksızlığın yaygınlaşması ise çok normaldir. Bu şaşılması gereken, yadırganması gereken bir durum değildir.

Devletin kumar (toto, loto, piyango, iddaa) oynattığı, genelevler açtığı, rüşvetin kendi kurumlarında en yaygın olduğu bir toplumda, halkının da devletinin izinden giderek ahlaksızlığa meyletmesi beklenen bir sonuçtur. Devlet dahi kumarı teşvik ediyorsa, rüşvete ses çıkarmıyorsa, fuhşa göz yumuyorsa, halkının ahlaksızlığa sürüklenmesi yadırganacak bir durum değildir. Temel sebebi insanların dinden uzaklaşması olan ahlaksızlığın, temel sorumlusu ise ahlaksızlık pompalayan medyadır.

İlgili resim

Toplumları ahlaki çöküntüye götüren neden, kapsamlı ilişkileri ve karanlık bağları olan büyük bir ‘oluşum’ tarafından idare ediliyor olmasıdır. Bu ‘sosyal sınıf’ oldukça etkili propaganda araçlarına sahiptir. Bu araçları kullanarak, insanları Kur’an ahlakından uzaklaştırmak ve çirkin utanmazlıkları yaygınlaştırmak amacıyla çalışır.

Çirkin utanmazlıkların (fuhşun) iman edenler içinde yaygınlaşmasından hoşlananlara, dünyada ve ahirette acıklı bir azap vardır. Allah bilir, siz ise bilmiyorsunuz. (Nur Suresi, 19)

Din ahlakını yaşamayan toplumlarda etkin olan bu karanlık sınıfı ayakta tutan, rüşvet, haksız kazanç, fuhuş ve uyuşturucu ticareti gibi yasadışı yollardır. Yaşanan çirkinlikler ve haksızlıklarla fikir mücadelesi vermek, ancak din ahlakıyla yetişmiş insanlarla mümkün olacaktır. Günümüzdeen çok da medya yoluyla modernlik, çağdaşlık, özgürlük ve cesaret söylemleriyle ahlaksızlık propagandası yapılmaktadır. Söz edilen modernlik ve çağdaşlık, gelişmelere ve yeniliklere açık olmak değildir; ahlaksızlık ve sapkınlıkların insanlara olağan davranışlar gibi gösterilmesidir. İnsanlar kınadıkları davranışları bu propagandalar nedeniyle, zamanla olağan karşılamaya başlarlar. Ve bu yoğun telkinlerle, yaşanan ahlaksızlığın çağdaşlığın bir gereği olduğu hatasına düşerler.
Ahlaki çöküşün en önemli nedeni, dinsizlik nedeniyle kendini başıboş ve sorumsuz zannetme yanılgısıdır. Yazılı ve görsel medya Materyalizmin ve dinsizliğin en önemli silahı olan Darwinizm’i sözde bilimsel bir gerçek gibi yıllardır dayatmaya çalışmaktadır.

Problemlerin kaynağında bencillik, aç gözlülük, acımasızlık, umursamazlık gibi hastalıklar vardır. Gerçek ve kalıcı çözüm yalnızca din ahlakının yaşanması ile olacaktır. Yaşanan sorunları kabullenmek, yalnızca izlemek veya sorunların bitmeyeceğini düşünmek büyük yanılgıdır. Tüm insanları yoktan var eden Yüce Allah, onların en rahat edecekleri, refah, huzur, güven duygusu ve mutluluk içinde yaşayacakları sistemi de haber vermiştir. Çözüm Kur’an ahlakıdır. Kelime anlamı barış olan İslam, barış ve esenliğe çağrıda bulunur. İman sahipleri Allah’ın farz kıldığı iyiliği emretme, kötülükten sakındırma sorumluluğunu yerine getirdiklerinde, gerçek İslam’ı tanımayan pek çok insan Kur’an ahlakına yönelecek ve Allah’ın beğendiği yaşam başlayacaktır. Suçsuz bir insanı öldürmenin tüm insanlığı öldürmek gibi olduğunu haber veren, insana, en yakınlarının hatta kendisinin zararına dahi olsa adaleti emreden, kişinin ihtiyacı da olsa muhtaç olana vermeyi emreden İslam, insan ilişkilerinde ölçü alındığında huzur dolu bir dünya oluşur. Allah, azgınlık yapanlara, “azgınlıklarının cezasıyla mutlaka karşılaşacaklardır” buyurarak sonlarını haber verir. Dini yaşamanın özünde ise doğru olmak vardır; insanlara zulmetmemek; iyi ve güzel ahlaklı olmak vardır. Güzel ahlaklı olanlar Allah’ın rızasını kazanıp, sonsuz yaşamda “en güzel sonucu” alırlar. Dünyada sürekli korkular yaşanır. Yaralanma, öldürülme korkusu vardır. İftira, alay edilme, hata yapma, hastalık, yaşlanma ve ölüm korkusu… Ancak cennette dünyevi korkuların hiçbiri yok. Yalnızca selam, huzur ve güven var. İnsanı yaratan Allah, onun yaşayabileceği en güzel hayatı Kur’an’da tarif eder. Kur’an ahlakı hakim olacak, insanlığın özlem duyduğu, cennet benzeri huzur dolu bir hayat mutlaka gerçekleşecektir. Alemleri nurlandıran, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran Allah, yeryüzündeki nurunu kesinlikle tamamlayacağını vaat eder.

“Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O, dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.” (Tevbe Suresi, 32-33)

 

Diziler Toplum Ahlakını mı Bozuyor?

televizyon ile ilgili görsel sonucu

Türkiye, 'dizi' tehditi altında. Günümüzde çok sayıda dizi var ve dizilerdeki ortak konular genellikle aşk, yasak aşk, karşılıksız aşk, aşk üçgeni, şiddet, ihanet, cinayet, sürekli mutsuzluk, huzursuzluk, gözyaşı. Aile içi ilişkiler, hiçbir zaman düzenli ve sorunsuz ilerlemiyor. Aksine, her zaman çatışmalar, karmaşa ve zor ilişkiler sergilenmekte. Olumlu ve umut verici bir konuya rastlamak gerçekten çok zor. Bu durum haliyle bu dizileri izleyenlerin psikolojilerini de olumsuz etkileyebiliyor.

Dizilerde genellikle üst sınıfa ilişkin yaşam tarzlarının yer aldığı, malikâne, konak, yalı gibi büyük evlerde geniş aile şeklinde oturulduğu görülmektedir. Bir açıdan bakıldığında kişiyi günlük hayatın stresinden uzaklaştırıp güzel yalıların, zenginliğin, lüks arabaların, aşkların olduğu bir dünyaya götürmesi olumlu bir şeyken, bir yandan bakıldığında da kişi gerçek hayatta bunlara sahip olamamanın üzüntüsü ile kendini kötü hissedebilir ve bunalım yaşayabilir. Önemli olan hayalle gerçeği karıştırmamaktır. Ancak özellikle ergenler ve gençler bu durumdan etkilenebilirler. Diziler yüzde 100 halkın ruh sağlını bozar diyemeyiz, ancak kişilerin etki altında kalması ve olumsuz eylemlerde bulunmaları mümkündür.
Toplum üzerinde olumsuz etkiler oluşturan, yönlendiren ve yozlaştıran dizi ve programlar giderek daha fazlalaşmaktadır. Son zamanlarda artan dizi furyası neredeyse insanların günlük yaşantılarının tam da odak merkezi haline gelmiştir. Özellikle gençlere yönelik diziler, sanal ortamlarda birey olma arayışı içerisinde kaybolmakta olan gençlerimizin hayal dünyalarını olumsuz şekillendirmektedir. Sadece eleştirilmekle kalan ancak somut çözüm üretilemeyen bu sorun bir yandan kronikleşmekte iken öte yandan tepki görmeyen rant çevreleri değişik amaçla bu furyayı beslemeye devam etmektedir.
Bazı diziler, değerlerimizi tahrip ederek ahlaken yozlaşma ve sosyolojik-psikolojik dejenerasyona neden olmaktadır. Aile bağlarını, arkadaş ilişkilerini, toplumsal birlik ve dayanışma ruhunu zedeleyen, sevgi, saygı, vefa, merhamet yardımlaşma gibi duyguları yok edip çarpık ilişkileri besleyen hırs, öfke ve intikam duygularını harekete geçirerek şiddeti makul hale getiren senaryolar izleyiciler tarafından giderek içselleştirilmektedir.
Özellikle aileye yönelik bir gayret, bir dejenerasyon olduğunu görüyoruz. Aile içindeki çarpık ilişkilerden bir çocuğun kimden olduğunu bilmemesine varıncaya kadar, yıllar sonra ortaya çıkarılan gerçekler gibi sunulmasına kadar, mahremiyete hiçbir şekilde dikkat edilmemesi, başka bir toplumun, ülkenin, bizim dışımızdaki bir dünyanın ürünü olarak görüyoruz.
Burada devlet babalık görevini icra etmeli. Baba evlatlarını kötülüklerden korur. Devlet bu konuda kurumlar oluşturuyor. Oluşturulan kurumlar görevlerini tam yapmalı. Çünkü şuna buna karışılmaz diyerek, adeta son kalemiz olan aile yapımız da bozulursa, bizler ne ailede aldığımız o güçlü imanı, ne büyüklere saygıyı, ne de küçüklere sevgiyi muhafaza edebiliriz. Yetkililere büyük sorumluluklar düşmektedir. Geçmişten günümüze bunları iyi yolda kullanmaya çalışmalıyız. Toplumda bu konuda hassas olmalı. Birçok kişi işte kumanda elinizde diyor. Evet, kumanda elimizde onu biz yönlendiriyoruz. Fakat bir müddet sonra farkında olsak da olmazsak da o bizi istediği şekilde yönlendiriyor.