İlâhiyât fakültelerinde felsefe ve diğer bilimler

Tüm eğitim kurumları ve özellikle üniversitelerin eğitim müfredatlarının yeniden yapılandırılması, bazıları tarafından iyi niyetle dile getirilmekle birlikte hassas ve ölçülü ele alınması gereken bir meseledir. Modern dönemin kafa karmaşıklığı ile olağanüstü şartlarda şekillendirilmiş ve defaatle tadil edilmiş bir eğitim sistemi, müfredat ve mevzuatının olduğu doğrudur. Bu bağlamda son dönemlerde gündeme getirilen mesele; İlahiyat fakültelerinin fıkıh eksenli bir eğitim kurumu haline dönüştürülmesine yönelik tartışmalardır.
1. Felsefe ve akli ilimlerin mahiyeti üzerinde, geçen haftaki yazımızda bir nebze de olsun durduğumuzdan bu meseleyi ayrıca tekrar etmek istemiyoruz.
2. İlahiyat fakülteleri, her ne kadar olağanüstü dönemlerde ve çok farklı sebeplerle kurulmuş olsalar da Rahmeti İlahi gereğince, son birkaç on yılda, bu memleket için güzel değerler üretmiş ve belli bir birikim oluşturmuştur.
3. Bu bağlamda İlahiyat fakültelerinin eğitim içeriği, fakültenin misyonuna ve geleneğimize uygundur. Temel İslami ilimler, felsefe ilimleri, tarih sanat ve dil bölümlerinden oluşan İlahiyat fakülteleri; geleneğimizin korunması, anlaşılması ve yeniden üretilmesi için önemli ve gereklidir. Fakat bu değer ve önem, maalesef kendi mensupları tarafından yeteri derecede anlaşılamamıştır.
4. İlahiyat fakültesi hem klasik anlamda ilim geleneğini sürdürme hem de güncel anlamda aydın olabilme için çok değerli fırsatlar sunmaktadır. Bu fakülteden mezun olmuş biri, günümüz eğitim sistemine göre, üç fakülte bitirmiş derecede bir eğitime ve entelektüel düzeye sahiptir. Bu fakültelerde temel dini ilimler yanında dini değerleri/hükümleri yeniden üretebilmek, dinin hükümlerini topluma ulaştırmak ve dinin tahrifini önleyebilmek için gerekli olan sosyal, pedagojik ve felsefi ilimler de okutulmaktadır. 5. Geleneğimizdeki eğitim kurumları olan medreseler dikkate alındığında da İlahiyat fakültelerinin eğitim müfredatının şu anki durumdan daha aşağı çekilmemesi ve geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bu yüzden müfredatı daraltmak şöyle dursun aksine müfredat genişletilmeli ve geliştirilmeli; örneğin matematik ve fizik gibi modern bilimin temel ilkeleri ile batı fikir ve ideolojileri, İlâhiyât fakültelerinde araştırılmalıdır. Aslen felsefi bir ilim olan mantık İmam Gazzâlî (vefatı, 1111/505) tarafından dini ilimlere dâhil edilmiştir. Meşhur âlim ve tefsirci FahreddînRâzî (vefatı, 1210/606) ise felsefenin tüm konularını, en temel İslâmî ilim olan Kelam ilminin konularına dahil etmiştir. Eğitim müfredatı tartışılırken hem geleneğimizdeki bu yaklaşımlar ve uygulamalar hem de güncel ihtiyaçlar birlikte dikkate alınarak müfredatlar oluşturulmalıdır.
6. Gazzâlî’nin de baş müderrisi olduğu Nizamiye medreselerinin kuruluş amacı; İslam dinini tahrif etmek isteyen Şiî-Bâtınî gruba karşı mücadele etmek ve İslam dinini Hıristiyanların eleştirilerinden korumaktır. Gazzâlî’nin öğrencileri ile birlikte çalışan; ayrıca tekke ve medrese kuran Abdulkadir Geylânî’nin (vefatı, 1166/561) amacı da tasavvufun bâtınileşmesini, Hıristiyanlaşmasını ya da Yahudi unsurların tasavvufa sızmasını önlemektir. FahreddînRâzî de ehlisünneti müdafaa etmek yani İslam dininin haricileşmesi veya bâtınileşmesinin önünü almak için kelam eserleri kaleme almış ve felsefe konularını incelemiştir.
7. Ehlisünnetin temel akaid metni olan Ömer Nesefî’nin (vefatı, 1142/537) eserini şerhedenTaftazânî’nin (vefatı, 1390/792) mantık, kelam ve felsefe alanında da eserlerinin olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu yüzden dil ve mantık ilimlerine alet ilmi denilmiş; kem alet ile kemâlât olmayacağı ifade edilmiştir.
8. İmam Gazzâlî ve FahreddînRâzî’nin, medresenin eğitim sistemi ve müfredatını kurarken amaçladığı bir başka şey ise İslâmî ilimleri bir sisteme oturtmak, anlaşılır ve uygulanabilir hale getirmektir. İmam A’zâm (vefatı, 767/148); İslam’ın ahlakî ve fıkhî kurallarını temellendirmek için fıkıh usulünü geliştirmişlerdir. Bu anlamda İslami ilimlerin temeli fıkıh usulüdür ve fıkıh usulü yani mezhebin ve içtihadın amacı, dini anlamak ve müdafaa etmektir. Fıkıh usulünü inşa edebilmek için ise Kelam ilmi geliştirilmiştir.
Zira İslam dininin temelini, inanç sistemi oluşturmaktadır. Örneğin bizden öncekilerin dinleri ile amel edilip edilemeyeceği kelam ilminin konusudur. Yine günümüzde sanal âlemin gerçekliği de kelam ve felsefenin konusudur. Sanal ve elektronik para, sanal işlemler, sanal mahremiyet gibi meselelere fıkhın hüküm koyabilmesi için bunların kelam ve felsefe tarafından tartışılması gerekmektedir.
9. İlahiyatlarda, hizmet alanları ile uzmanlık ve araştırma alanları ayrılabilir. Zira ilahiyat fakültelerine sadece din hizmetleri ya da din eğitimi açısından değil, İslam dini ve geleneğimizin araştırılması açısından da ihtiyaç vardır.
Özetle:
Kelam ve felsefe konularını İlâhiyât eğitim müfredatının dışına itmek;
zz Fıkıh usulünün ve dolayısıyla fıkhın temellendirilmesi,
zz İslam dininin temel esaslarının anlaşılıp savunulması,
zz Sosyal ve iktisadi olayların tespit edilerek İslam’ın burada hangi amaçları gözettiğinin tespiti,
zz Ve İslam dininin esaslarının toplum ve hatta tüm insanlık tarafından anlaşılabilmesine engel olmakta ve ayrıca ehli sünnet çizgisinden uzaklaşılarak harici, vehhabi, selefi veya batıni unsurların İslam dünyasına hakim olmasına zemin hazırlamaktadır.

Kaynak: Milli Gazete