DARBELER DÖNEMİ NASIL KAPANIR?

5 Temmuz darbe girişimi, darbeler tarihinde önemli bir kırılma noktası. Öyle ki yaşanan bu tecrübe sonrası Türkiye'de artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Peki neler değişmeli?

Elbette ki bu hayâtın ve düzenin müessisleri, muktedirleri, imtiyazlıları, buyurganları, ebedî sâhipleri ve en müreffehleri de onlar olacaklar(!). Kendilerine ideal, mâkûl ve şirin gelen bir hayâtı sürdürmek adına ülkeyi geri götürmek; ama bu arada kendi çıkarlarını, mevkilerini ve statükolarını korumanın ve kendi hayat tarzlarını yaşamaya başkalarını da mecbur tutmanın târifsiz keyfini sürmek(!).

Ülkeye ve millete bundan daha büyük bir ihânet olur mu?

Şu halde çâre ve çözüm nedir? Türkiye bu fâsid dâireden nasıl kurtulacak? Kurulduğundan beri nüksedip duran ve kendisini durmadan geriye götüren darbe döngüsünden ve tezgâhlarından nasıl halâs olacak? Demokrasi, hukûkun üstünlüğü, özgürlükler, insânî gelişmişlik ve kalkınmışlık çıtasını nasıl yükseltecek ve evrensel standartları nasıl yakalayacak?a) Milletimiz askerin kışlada kalmasını istiyor; siyâsete bulaşmasını, politize olmasını katiyetle arzu etmiyor. Kendisine ve temsilcilerine güvenmeyen, hattâ onları hasım gören, tehdit eden, korku salan ve mânevî değerlerini hakir görüp saygısızlık eden bir asker tipini tasvip etmiyor. “Benim vergimle alınıp kendisine emânet edilen üniformayı, topu ve tüfeği bana ve kutsal değerlerime karşı hiçbir ordu mensubu kullanamaz; eğer kullanırsa ihânet kabûl ederim!” diyor.

b) Ordunun elini siyâsetten behemehâl ve kesin olarak çekmesi hem kendisi hem de ülkemizin selâmeti açısından hayâtiyet arzetmektedir. Askerî terminoloji ve jargon ile ifâde edecek olursak, demokrasiyi zaafa uğratıp baltalamayı ve askıya almayı hedefleyen her “yıkıcı odak/girişim”; ülkemizin saadet, selâmet ve geleceğine mâtuf en büyük iç tehditlerdendir.

c) Türkiye’de askerin darbe yapmasının artık ‘ihtimal dışı’ veya ‘en beklenmedik’ senaryo olduğunu kabûl etsek bile, maalesef bâzı asker-bürokrat kesimi, basın-yayın organları, aydın-yazar takımı, siyâsî partiler ve onların tabanları açısından aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Ülkemizde hâlâ bir kısım insanlar, “21. yüzyılda ve demokrasi çağında bile olsak ‘gerektiğinde’ darbe olabilir” diye düşünebiliyor. Darbecilerin en önemli güvencesi, dayanağı, “destekçi tabanı/muhibbi” ve azmettiricisi de onlara sıkıştıkça davetiye çıkartan, darbeci zihniyete sâhip bu “cuntasever” insanlar ve kesimlerdir.

d) Derin Devlet, Gladyo ve onlarla bağlantılı bütün cuntacı şebekelerin, illegal yapıların ve örgütlenmelerin tasfiye olması ve demokrasimiz üzerinde meydana getirdikleri bütün tehdit, cerahat ve tahrîbatların temizlenmesi hayâtî bir zarûrettir.

e) Darbe dönemlerinden kalma tüm düzenlemelere ve yapılara kısa vâdede tedricî olarak son verilmelidir. Öyle esaslı ve caydırıcı düzenlemeler yapılmalı ki, cuntalaşmayı ve darbeyi kimse aklının ucundan dahi geçirmeye cesâret edememeli!

f) 12 Eylül Darbesi’nin ürünü olan 12 Eylül 1980 Anayasası tamâmen lağvedilmelidir. Askerin görev ve sorumluluklarının sınırı ve tanımı yeniden tâyin edilmelidir.

g) Her şeyiyle sivil, yeni bir anayasa hazırlanmalıdır. Miâdını çoktan doldurmuş bir darbe anayasası ile Türkiye’nin askerî-bürokratik vesâyeti aşması, vatandaşlık hak ve hukûkunu tahkim etmesi, özgürlükleri genişletip insan haklarında iyileşmeye gitmesi ve hâsılı devlet, siyâset ve sivil hayatta demokrasinin tüm enstrümanlarını kayıtsız-şartsız hâkim ve âmil kılması imkânsızdır.

h) Ordu içerisinde darbeciliğe bir anlamda zemin hazırlayan, teşvik edip yeltendiren zihniyet, ideolojik eğitim, müfredat ve tüzükler değiştirilmelidir. Tüm gelişmiş ve demokratikleşmesini tamamlamış ülkelerde görüldüğü üzere hızla ideolojik ordudan profesyonel orduya geçilmelidir.

i) Ordu içindeki cuntacı ekipler, mevhum bir rejim/irticâ tehlikesine sığınıp siyâsete müdahale etme ve Cumhuriyeti koruma ve kollama hak ve itiyâdından uzaklaştırılmalı ve ordunun saygınlığına daha fazla zarar vermeden tasfiye edilmelidirler. Cumhuriyeti, devleti, rejimi, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruma görevinin sâdece ordunun değil tüm vatandaşların ve devlet organlarının asli vazîfesi olduğunu artık herkes, bilhassa da askerler benimsemelidir.

j) Bütün toplum kesimlerinin, siyâsî partilerin, medya organlarının ve sivil toplum kuruluşlarının sivil irâdeyi, demokrasi bilincini, kültürünü ve geleneğini güçlendirmeye ve yaygınlaştırmaya gönülden destek olup hizmet etmesi de ihmâl edilemez bir görev ve sorumluluktur.

k) Demokrasi, özgürlükler ve insan hakları güçlendirilip güvence altına alınır, demokrasi kültürü, halk egemenliği/irâdesi ve hukuk devleti anlayışı daha fazla kök salar ise askerî vesâyetin kıskacından ve darbeler kısır döngüsünden kurtulan ülkemizin, geleceğin mutlu limanlarına daha sâlimen seyahat edeceği ve demir atacağı şüphesizdir. İşte o zaman Türkiye, başka bir ‘Yeni Türkiye’ olacaktır!

Son sözlerimiz şunlar olsun: Devletin, vatanın ve Cumhuriyetin asıl sâhibi, koruyucusu ve kollayıcısı millettir! Siyâsî hâkimiyet, halkın temsilcileri olan sivil otoritenindir; gölgelenip askıya alınamaz! Kimse halkın irâdesini çiğneyemez ve yok edemez!

Darbeden nasipsiz, saadet ve selâmet dolu günler dileğiyle…

Yenidünya