Eğitimde ailenin sorumluluğu ve ateist ders kitapları

Okullarda okutulan fen bilgisi ders kitapları ateist bakış açısı ile yazılmış. Fizik, kimya, biyoloji, coğrafya, hayat bilgisi, sosyal bilgiler, fen bilimleri kitaplarında yaratıcı adı yok. Evrendeki, insan vücudundaki, hücrelerimizdeki kusursuz sistem kendiliğinden kurulmuş gibi anlatılıyor.

Bu konuyu kaleme aldım, yazıya tepkiler çığ gibi yağdı. Müftü olduğunu yazan bir okuyucumdan gelen mail çok düşündürücü idi. Dindar aileler, çocuklarının okulda aldıkları eğitim sonucu dinsiz olduğundan şikâyet ediyorlar. Başörtülü hanımlar, sakallı beyler…

Anne ve baba olmak sorumluluğu gerektirir. Çocuğu okula gönderip orada nasıl bir eğitim aldığını denetlemezsek, hangi kitapları okuduğunu, kimlerle arkadaşlık kurduğunu, öğretmenlerinin hangi dünya görüşünü çocuklarımıza telkin ettiğini sormazsak iş işten geçer, tedbir alma şansımız kalmaz.

Çocuğun sahibi ailedir. Çocuklarımıza zaman ayırmalı, her gün onlarla 10-15 dakika okulda olup bitenlerle ilgili sohbet etmeliyiz. Çocuğumuz yanlış adım atabilir, zamanında tedbir alırsak onu kazanmamız kolaydır.

Çocuklar tabii olarak anne ve babalarına güvenirler, onları samimi ve hakiki dost olarak bilirler. Güvenlerini yıkmadığımız ve hayal kırıklığına uğratacak yanlışlar yapmadığımız sürece de bizi sever ve dinlerler.

Veliler, çocukların ders kitaplarını okumalılar. Kendi dünya görüşlerine ve inançlarına aykırı bir şey gördükleri zaman konuyu hem çocukları ile görüşmeli, konu üzerine sohbet etmeli hem de gerekirse okula gidip öğretmenlerimizle sohbet konusu yapmalılar.

Çocuk eğitimi ihmale gelmez, devredilemez, gecikme ve yanlış kabul etmez.

Çocuklarımızın yedeği yoktur. Yapılacak yanlışların bazen telafisi mümkün değildir.

Prof.Dr. Atilla YARGICI 8. sınıf Fen Bilgisi kitaplarındaki inkârcı bakış açısıyla yazılmış bir konuyu ele alıyor, kitaptan alıntı yapıyor:

“Foklar ve mors ayıları, kutuplardaki yaşam koşullarına uyum sağlamak için bir adaptasyon geliştirerek derilerinin altında kalın bir yağ tabakası depo eder. Böylece soğuk havaya karşı vücudunu korumuş olurlar.

Bazı canlılar, derilerinin rengini değiştirerek bulundukları ortama uyum sağlar. Böylece düşmanlarından korunabilir. Bukalemun, bu şekilde adaptasyon geliştiren canlılardan biridir. Bukalemun bu özelliğini yavrularına da aktarabilir. Kurbağaların sinek yakalamak için dillerinin uzun olması, fillerin kulaklarının büyük olması, nemli bölgede yaşayan bitkilerin yapraklarının geniş yüzeyli olması bu canlıların geliştirdiği adaptasyonlardan bazılarıdır.” (8. sınıf Fen bilgisi, s. 61. Ünite II, adaptasyon konusu)

Prof. Atilla Yargıcı konuyu yorumluyor:

“Bütün hayvanlar yaşadıkları yerlere uygun özelliklerle yaratılmışlar ve yaratıldıkları günden itibaren de aynı özellikleri göstermektedirler. Canlıların kendilerini geliştirme gibi bir özellikleri bulunmamaktadır. Kur’an-ı Kerim, bunlara tevhid bakış açısıyla bakılması gerektiğini bildirmektedir. Arılara peteklerini ve balı yapmasının Allah tarafından ilham edildiğini bildiren âyet bunun en güzel örneğidir. Arı, yavrusuna nasıl bal yapacağını öğretmez. Aksi takdirde onun da bu balı nasıl yapacağını daha önce bir bal ustasından öğrenmesi gerekir. İnsan bu kadar akıllı olduğu hâlde balı yapamıyor. Küçük bir bal arasının insandan daha akıllı olduğunu söylemek elbette akılla izah edilecek bir durum değildir.”

Bukalemun deri rengini değiştirme sanatını kimden öğrendi, bunu yavrularına nasıl ders veriyor?

Fil kulaklarını kendi mi yapıyor?

Yeryüzünün en bilgili, en iradeli, en seçici varlığı olmasına rağmen insan kendi kulağını yapamıyor, fil kulaklarını kendisi nasıl yapıyor?

Bir arkadaşım var, kulak zarı yarılmış, çınlıyor ve sancı yapıyor. Sancılar sonucu huzuru yok, yırtığı ameliyatla kapattırmak istiyor. Doktor, yırtığın bulunduğu bölgede iltihap olduğunu söylemiş, birkaç senedir, ilaç kullanıyor, iltihap yok edilemedi. Ameliyat için kulağın iltihaplarının kurumasını bekliyor.

Doktorlar hasta kulaktaki iyileştirmeyi bile sağlayamıyor. İnsan kendi kulağını yapamıyor. Filler kulaklarını yapıyor ve büyük kulakları tercih ediyorlar demek mantıklı bir düşünce değil, bilimsel hiç değil.

El, göz, kulak, beyin, deri, hücre, parmak izi… Vücut organlarımızın yedeği yok. Bu durum hayvanlarda da böyle.

Kaldı ki insan ve hayvanların yaşayabilmesi bütün kâinat ile uyumuna bağlı. Gözün görebilmesi için Güneş ışıklarına ihtiyacımız var. Yediğimiz gıdaların yetişmesi için Dünya dezinin kurulması, suların buharlaşması, yağmurun yağması, bitkilerin yeşermesi, toprağın onları beslemesi, bitkileri ekmemize bağlı.

Nefes alabilmemiz için bitkilerin oksijen fabrikası gibi çalışması lazım.

Kâinatta her şey her şey ile ilgili. Göz bebeğimizi kim yaratmışsa Güneş’e ve güneş sistemini de o yaratmıştır. Atomu yaratamayan galaksi sistemini kuramaz.

Çocuklarımızla ilgilenmemiz, ders kitaplarını okumamız şart. Öğretmenlerle iş birliği yapmamız lazım. Bu ders kitaplarını yazdıran, mantık dışı yorumları bilim diye öğrencilere okutan yetkilileri de Cumhurbaşkanımıza, milletvekillerine, eğitim sendikaları yetkililerine, yetkililere şikâyet etmek şart. Her şey yolundaymış gibi davranmamak lazım.

Çocuklar servetimiz, mutluluk kaynağımız ve sevap hazinemizdir. Onlar için her türlü fedakârlığı yapmalıyız.