DEPREMLER NE SÖYLER?

Depremler bize Allah’ın kâinata ve tabiata koyduğu yasalara saygılı olmayı, fay hattında ev yapmamayı, malzemeden çalmamayı öğretiyor.
Zira deprem yeryüzünün nefes almasıdır. Deprem sayesinde diğer canlılar hayat bulur, tabiat yenilenir.

Biz hatalarımızın bedelini Allah'a yükleyerek sorumluluktan kaçıyoruz, kader diyip rahatlıyoruz. Deprem kuşağında, dere kenarında ev yapıyoruz sonra "Allahım bizi afatı semaviyeden ve arziyyeden koru" diye dua ediyoruz. Allâhın tabiata koyduğu yasalara saygısı olmayanları Allah korur mu?

Neden tedbirini alan toplumlarda aynı şiddette deprem olduğunda kimse ölmüyor da bizde ölüyor, Allah’ın bize garezi mi var (haşa)?

Fiili dua yapmadan sözlü dua yapmak bizi korumaz. İlk önce elimizden geleni yapıp sonra Allah'a el açıp dua edeceğiz. Dua ederken ellerimizi niçin kaldırırız?
"Allâhım, ben bu ellerimden geleni yaptım, benim gücüm buraya kadar. Gücümün yetmediği konularda Sen bana yardım et", demiş oluruz.
Zira Kulun gücünün bittiği yerde Allah’ın yardımı başlar.

Hz. Nuh bir ömür boyu çalışmış ve en sonunda gücünün bittiği yerde "Allahım ben yenildim, bittim yardım et" diye dua ettiğinde Allah şiddetli/yoğun gayretine ödül olarak gökten şiddetli yağmur göndermişti.

Hz. Eyyub şifa isteğince Allah hemen şifa vermeyip, "ayağını yere vur," depren, harekete geç buyurmuş, o da yeri kazarak çıkan su ile yıkanmış, sudan içmiş şifaya kavuşmuştur.

Peygamber efendimiz hicret ederken Medine'nin ters istikametindeki sevr dağına tırmanmış, mağaraya saklanmış, sonrasında dua etmişti ve akabinde Allah onu ve arkadaşı Hz. Ebu Bekir'i korumuştu.

Dua, Allah'a iş yaptırmak değil, iş yapmak için Allah'tan güç talep etmektir. Biz kendi yapacağımız işleri Allah'a yaptırmaya kalkışıyoruz. "Allahım, Suriye'yi, Filistin'i koru" diye dua ediyoruz ama bu konuda elimizden geleni yapmıyoruz. Bu durum biraz şu olaya benzemiyor mu?
Hz. Musa, İsrail oğullarına "Allah, Kudüs'ü size vad ediyor, bu şehre girin" deyince onlar "Sen ve Rabbin gidin savaşın, biz burada oturacağız" şeklinde küstahça cevap vermişlerdi.

İslam öldürmek için değil diriltmek için gelen bir dindir. Bizler insanların kurtuluşu, madden ve manen dirilmeleri için gece gündüz çalışmakla sorumluyuz. İslam bir nimet olduğu kadar taliplerine sorumluluk yükleyen bir dindir. Doğduğumuzda hazır olarak bulduğumuz bu din için gerekli fedakarlığı yapmazsak biraz zor kurtuluruz. Bizim hesabımız bu dine ulaşamayanlardan çok daha ağır olur. Allâh bizim doğuştan getirdiğimiz şeylere değil, emeğimize değer verir. Zira Allah kadar emeğe saygılı olan başka bir varlık yoktur.

Yüce Rabbimizden depremde vefat edenler için rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Bu ve benzeri acıları yaşamamak için Allah bizlere bilinç ve gayret nasip etsin. Milletimizin başı sağ olsun.

Dr. Öğretim Üyesi Resul Ertuğrul
Bayburt ilahiyat Fakültesi