EDİRNE MÜDAFİİ ERZURUMLU MEHMET ŞÜKRÜ PAŞA

Erzurum'da bir mahalleye bir ortaokul ve liseye adı verilen Şükrü Paşa kimdir ?

Şükrü Paşa'nın asker olarak başarıları nedir ?

Edirne Müdafii Erzurumlu Mehmed Şükrü Paşa
Edirne Müdaafası esnasında vasiyetini ve vatan sevgisini ifade eden şu sözleri yaz"mıştır:

"Düşman hatları geçtikten sonra ölürsem kendimi şehit kabul etmiyorum. Beni mezara koymayın. Etimi itler ve kuşlar çeke çeke yesinler. Fakat müdafaa hattımız bozulmadan şehit olursam kefenim, lifim, sabunum çantamdadır. Beni bu mahalle gömeceksiniz ve gelen nesiller üzerime bir abide dikeceklerdir."
Hayatı

Edirne müdafii olarak bilinen Mehmed Şükrü Paşa 1857 yılında Erzurum’da doğmuştur. Babası Kıdemli Yüzbaşı Mustafa Bey, annesi Muhsine Hanım’dır[1]. Şükrü Paşa, ilkokulu ve ortaokulu Erzurum’da okumuştur. O dönemde Erzurum’un önemli hocalarından biri olan Yetim Hoca lakaplı Mustafa Zihni Efendi’den dersler almıştır. Arapça ve Farsçayı öğrenmiş, Kur’ân-ı Kerim’i ezberleyerek hâfız olmuştur. Ortaokuldan mezun olduktan sonra Erzincan Askerî Lisesi’ne yazılmıştır[2].

Babasının vefatıyla buradan ayrılarak İstanbul’daki Sütlüce Topçu Okulu’na girmiş ve 1879 yılında askerî eğitimini birincilikle tamamlamıştır[3]. Ardından Mühendishâne-i Berrî Hümâyûn’da topçuluk dersleri vermeye başlamış, daha sonra Fransızca öğretmenliğine getirilmiştir. Burada yaklaşık üç yıl görev yapan Şükrü Paşa, 1882 yılında kıdemli yüzbaşılığa yükselmiştir.

Serasker Saib Paşa’nın onayı ve izniyle eğitim ve öğretim için Almanya’ya gönderilecek subaylar grubuna katılmıştır. Almanya’da da İmparatorluk Üçüncü Topçu Hassa Alayı’na tayin edilerek dört seneden fazla Prusya’nın büyük askerler yetiştiren Potsdam Garnizonu’nda eğitim görmüştür[4].

Şükrü Paşa, Almanya tahsilinden döndükten sonra 1887 yılında binbaşı rütbesiyle ümera sınıfına yükselmiş ve Mühendishâne-i Berrî Hümâyûn öğretmenliğine yeniden atanmıştır. Henüz genç bir subay olmasına rağmen Almanca, İngilizce ve Fransızcayı iyi derecede öğrenmiş ve bunun sayesinde askerlik mesleğine dair gelişmeleri ve bilgileri en iyi ve en hızlı bir şekilde takip edebilmiştir. Harbiye ve Darüşşafaka okullarında balistik, matematik öğretmenliklerinde bulunmuş, bir ara da hesap öğretmenliği yapmıştır.

Mehmed Şükrü Paşa, 34 yaşındayken Süvari Korgeneral Manastırlı Nuri Paşa’nın kızı Zafer Rabia Hanım ile evlenmiştir[5]. Evlendiklerinde, Zafer Hanım henüz 17 yaşındadır. Şükrü Paşa’nın bu evlilikten dokuz çocuğu olmuş, fakat bunlardan beşini çeşitli hastalıklardan dolayı küçük yaşta kaybetmişlerdir.

Mehmed Şükrü Paşa, ordudaki görevi esnasında askerî kıdem olarak 1888’de yarbaylığa, 1889’da albaylığa terfi etmiştir. Dârüşşafaka’da hesap öğretmenliği yaparken saray yaverliğinde bulunmuştur. Bu sayede de çabucak ilerleyerek 1893 yılında 36 yaşındayken tuğgeneral rütbesiyle paşa olmuştur[6].

Yine aynı yıl 1893 yılında Topçu Talimnamesi adlı bir eserin yazımı için görevlendirilmişse de bu çalışmanın devam ettiği sırada Sultan II. Abdülhamid tarafından Avrupa top fabrikalarından Osmanlı Devleti’nin ihtiyacı için satın alınacak topların yerinde görülmesi ve incelenmesi için Almanya ve Fransa’ya gönderilmiştir. Aynı yıl Avrupa’dan satın alınarak İstanbul’a getirilen toplar, Çatalca ve Hadımköy’de Şükrü Paşa’nın gözetiminde denemeler yapılarak ordu birliklerine dağıtılmıştır[7].

Edirne Müdafiiliğine Giden Yol

Orduda göreve başladıktan sonra uzun bir süre İstanbul’da kalarak Harbiye Mektebi’nde hocalık yapan Mehmed Şükrü Paşa, bu dönemde komutanların ve Padişahın beğenisini kazanmıştır. Öyle ki, o güne kadar hiç kıta görevi ve komutanlığı yapmamasına rağmen, 1894 yılı başlarında Ferik Abdullah Paşa’nın Çatalca Topçu Komutanlığı’na tayiniyle boşalan Edirne’deki İkinci Ordu-yu Hümâyûn Birinci Fırka Topçu Komutanlığı’na atanmıştır[8].

İkinci Ordu-yu Hümâyûn Topçu Fırkası Kumandanlığı’nda ve Eslîhâ ve Mühimmât-ı Nâriyye Müfettişliği’nde de bulunan Mehmed Şükrü Paşa, göstermiş olduğu hizmetlerden dolayı 4 Aralık 1901 tarihinde altın liyakat madalyası ile ödüllendirilmiştir.

Şükrü Paşa, Edirne Topçu Komutanlığı zamanında askerî talim ve terbiyedeki başarısı ile askerî çevrelerin dikkatini çekmiş ve Selanik’te görevli bulunduğu dönemde askerî eğitim için Almanya’ya gönderilecek topçu subaylarının seçimi için kurulan komisyona üye olarak seçilmiştir. 1905 yılında İkinci Ordu Müfettişliği görevinden alınarak Selanik’teki Üçüncü Ordu Müfettişliği’ne tayin olunmuştur[9].

Şükrü Paşa’nın Selanik’e atandığı bu dönemde Edirne Topçu Tümeni’ne yüzbaşı olarak atanan İsmet İnönü, Şükrü Paşa ile Selanik’te görüşme fırsatı bulmuş ve bu izlenimlerini anılarında şöyle anlatmıştır[10]:

…hayret edilecek bir hadise, Selanik’te Topçu Fırkası Komutanı olan Birinci Ferik Şükrü Paşa’nın beni aratması ve çağırmasıdır. Balkan Savaşı’nda Edirne Müdafii olan Şükrü Paşa, evvelce Edirne’de komutan iken Üçüncü Ordu’ya geçmiş; benim kendi bıraktığı topçu tümeninde iyi bir vaziyette olduğumu işitince, görüşmek istemişti. Ziyaret ettiğim zaman, bana devrin mizacına uygun, belki şerrinden koruyacak sandığı öğütler verdi. İkinci Ordu’daki tanıdıklarına selamlar yolladı. Şükrü Paşa eski devrin en iyi subaylarından biriydi; yeni cereyanlar içinde bulunan hiç kimseye bir fenalık ettiği görülmemiştir. Ben kendisine ikbalinde ve düşkünlüğünde daima saygı ile muamele etmişimdir.

Mehmed Şükrü Paşa, topçu komutanı olarak tayin edildiği ve tümgenerallikten orgeneralliğe kadar olan askerlik hizmetinin büyük kısmını Edirne’de geçirmiştir[11]. Böylece meslek hayatında ve kariyerinde önemli bir yer tutacak ve ona “Edirne Müdafii” unvanını kazandıracak olan Edirne vazifesi başlamıştır.

Şükrü Paşa’nın Edirne Topçu Komutanlığı’na atanmasının ardından ilk görevi, Balkanlar’da ortaya çıkan eşkıyalık olayları karşısında, emrindeki birliklerle Edirne’den Kırklareli-Tırnova arasındaki bölgede eşkıya takibine başlamak olmuştur. 14 Ağustos-14 Eylül 1903 tarihleri arasındaki bir aylık sürede bu bölgede oldukça zor şartlar altında eşkıya ile mücadele etmiştir. Böylesi zor durumda bölgeye gönderilen Mehmed Şükrü Paşa, eşkıyanın muharebe hatlarını kesmesi ve kendi kuvvetleriyle de irtibatın kopuk olmasına rağmen görevini başarıyla tamamlamış ve eşkıyanın Kırklareli-Tırnovacık hattından uzaklaştırılmasını sağlamıştır[12].

1908 senesinde II. Meşrûtiyet’in ilan edilmesinden sonra İstanbul’a gelen Şükrü Paşa, 1912 senesine kadar Redif Müfettişliği ve Çanakkale Boğazı Muhafızlığı görevlerinde bulunmuştur. Balkan Savaşı’nın başlamasıyla Edirne Müstahkem Mevki Komutanlığı’na tayin edilmiştir[13].

24 Ekim günü Başkomutanlık Vekâleti’nden Şükrü Paşa’ya gönderilen yazıda; “Edirne Kalesi’nin görevi, ihtiyat kuvvetleri çağırıp toplayarak kaleyi uzun süre sabırla savunmak ve seyyar ordunun başarısına hizmettir. Bu konuda başarıya ulaşmak için mükemmel hareket ediniz[14]” denilmiştir. Böylece 22 Ekim 1912 tarihinde başlayan Edirne Müdafaası, Bulgar ve Sırp ordularının ağır bombardımanı altında aylarca sürmüştür. Bununla birlikte kaleye verilen bir aylık erzak ile tüm muhasara boyunca idare edilmek zorunda kalınması ve buna, kaybedilen topraklardan göç eden halkın eklenmesiyle müdafaa daha da dayanılmaz hale gelmiştir.

Ateşkesin ilanıyla (2 Aralık 1912-1 Şubat 1913) biraz olsun nefes alan Edirne’de savaşın getirdiği zorluklar en üst düzeye çıkmıştır. Öyle ki Edirne Müstahkem Mevki Komutanlığı’nın 10 Aralık 1913 tarihinde Başkomutanlık makamına gönderdiği yazıda, “kalede sadece bir aylık erzakın kaldığını” bildirilmiştir. Fakat buna rağmen mütareke boyunca Edirne’ye hiçbir erzak ve tıbbî yardım yapılmamıştır.

Edirne halkı, mütarekenin ilk gününden itibaren büyük bir umutla yardım trenlerinin gelmesini beklerken, Bulgarlara yardım götüren trenlerin her gün gözlerinin önünden geçmesi halkın maneviyatını bozmuştur. Raif Necdet Kestelli, Edirne halkının içinde bulunduğu bu durumu şöyle tasvir etmiştir:

Bulgar trenleri günde sekiz-on defa geçiyordu. Bizim trenden daha hâlâ haber yok! Artık şâyiaların da dolaşma gücü kalmadı. Barışın ne zaman imzalanacağı belli değil. Düşman trenlerinin mağrur ve muzaffer geçişi galip savunucunun gururunu, onurunu rencide ediyor. Askerin manevî kuvvetinde zelzeleler yapıyor. Her taraftan sınır ulaşımı olan düşman, kalenin kalbini çiğneyerek geçen trenlerle, ordusuna sürekli erzak taşıyor. Edirne’ye hariçten bir damla bile girmiyor… Harp zamanı ümitle, heyecanla, ateşle vaktin nasıl geçtiğini bilmiyorduk. Fakat bu rahatsız edici mütareke zaman mesafesini o kadar yavaş, o kadar usandırıcı bir ağırlıkla kat ediyor ki pek dayanılmaz oluyor.

Mütareke döneminde hiçbir fayda elde edilememesine rağmen Şükrü Paşa, kentin muhafazası konusunda büyük bir kararlılık göstermiştir. Londra’da görüşmelerin devam ettiği günlerde Edirne’nin teslim edilmesi konusunun Osmanlı heyeti tarafından kabul edildiğine dair çıkan söylentiler üzerine İstanbul’a telgraf gönderen Şükrü Paşa, kenti korumak ve düşman işgali altına sokmamak adına her yolu deneyeceğini ve son kurşunu kalana kadar kaleyi müdafaa edeceğini bildirerek büyük bir kararlılık göstermiştir.

İşgal ve Esaret

Her geçen gün şiddetlenen düşman bombardımanının yanı sıra halkın ve askerlerin açlıktan kırılması ve son olarak İstanbul’dan herhangi bir yardımın gelmemesi üzerine 26 Mart sabahı verilen karar gereğince, Arda demiryolu köprüsünün havaya uçurulmasından sonra saat 08.15’te Hıdırlık’taki genel karargâh önündeki telsiz telgraf merkezinin yüksek direğine asılan beyaz bayrak, hakikatin faciasını ilân etmişti. Kahraman Edirne tam beş aylık kuşatma fecaatine sabır ve tahammülden sonra şan ve şerefiyle teslim olmuştu[15].

Edirne’nin Bulgar askerlerince işgal edilmesinden bir gün sonra Bulgar Çarı Ferdinand, Hıristiyan halkın coşkulu gösterileri altında şehre girmiştir. Öğleden sonra Saraçhane mevkiinde Çar onuruna bir geçit töreni yapılmıştır. Bu törende Ferdinand, Mehmed Şükrü Paşa’yı yanına çağırtarak bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede Ferdinand, “Bir yanlışlık olmuş. Teslim anında kılıcınızı da vermişsiniz. Şeref dolu bir savaş sayfasına imzanızı attınız. Kılıcınızı lütfen kabul buyurunuz. Sizi ağırladığım ve sizin gibi inanılmaz bir savunmayı gerçekleştiren askerle dövüştüğüm ve şimdi de beraber olduğum için gurur duyuyorum”[16] diyerek Mehmed Şükrü Paşa’ya kılıcını iade etmiştir.

28 Mart 1913’te Mehmed Şükrü Paşa, kurmay heyeti ve diğer subaylarla birlikte Edirne’den çıkarılmışlardır. İlk önce araba ile Kadıköy’e götürülmüş, ardından da Bulgar Harbiye Nazırı Stopolov’un yönetiminde, trenle Filibe üzerinde Sofya’ya nakledilmişlerdir[17].

Bu esnada Şükrü Paşa ile görüşme fırsatı bulan Fransız gazeteci Gustave Babin’in Şükrü Paşa ile ilgili izlenimleri şöyledir[18]:

Albay Markolef, Şükrü Paşa’yı arabasına almış, Mustafa Paşa İstas­yonu’na gelmiştir. Gar, Bulgar askerleri, yaralı ve subaylarla doluydu. Bütün ahali Edirne’yi altı ay savunan süt sakallı kahramanı görmek emelindeydi. Edirne’yi tam altı ay müdafaa etmiş olan insan, düşmanlarının arasından başı eğik, ama dimdik geçiyordu. Kendisine tahsis edilen vagona adeta yıkılırcasına girdi. O esnada subaylar selam durmuşlardı. Sonra kompartımanındaki koltuğa çöktü ve hıçkırarak ağlıyordu. Bu muhteşem kumandan Sofya’ya kadar ağlamıştı. Bembeyaz sakalları ile tezat halindeki yağız çehresinden süzülen her damla, muharebe alanına akıttığı kan kadar azizdi…

Mehmed Şükrü Paşa ve Sofya’ya gönderilen diğer esirler, yaklaşık 100 gün boyunca burada ikamet etmiştir. Şükrü Paşa Sofya’daki şerefli esaretinin her gününü bir matematik denklemi ve topçuluk problemleri çözerek geçirmiştir. Esareti biterken de bunları bir albüm şeklinde toplayıp zamanın Bulgar Veliahdı Boris’e hediye etmiştir. Sonraları Bulgar Kralı olan Boris de bu albümü Sofya Askerî Müzesi’ne bağışlamıştır[19].

İkinci Balkan Savaşı’nda karşısına çıkan fırsatı iyi değerlendiren Osmanlı ordusu, Edirne’yi geri almasını bilmiştir. Bulgarlarla 29 Eylül 1913’te imzalanan İstanbul Antlaşması ile savaşa son verilmiş, ardından Bulgaristan’da bulunan Mehmed Şükrü Paşa ve diğer Türk esirleri yurda dönebilmiştir[20].

Mehmed Şükrü Paşa İstanbul’a döndükten sonra 6 Ocak 1914’te emekliye sevk edilmiştir. Edirne Müdafaası esnasında yaşadığı olumsuz koşullar neticesinde sağlığı bozulan Şükrü Paşa, ailesinin tavsiyesi üzerine tedavi amacıyla kızı Hayrünnisa ile Bursa kaplıcalarına gitmiştir. Fakat burada üşütüp zatürreye yakalanmış ve İstanbul’a döndükten kısa bir süre sonra 5 Haziran 1916 tarihinde vefat etmiştir[21].

Mehmed Şükrü Paşa’nın na’şı İstanbul Tahir Efendi aile mezarlığına defnedilmiştir. Sultan Mehmed Reşad’ın yaptırdığı sade ve zarif bir mermer lahit içine konulan na’şı, 24 Temmuz 1998 günü, Şükrü Paşa’nın ailesinin izniyle Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu önderliğinde buradan alınarak Edirne Kıyık Tabya’da yapılan anıt mezara nakledilmiştir[22]. Şükrü Paşa anıtı, 27 Temmuz 1998 tarihinden itibaren ziyarete açılmıştır[23].

Mehmed Şükrü Paşa adına yaptırılan anıtmezarın hemen arkasına Şükrü Paşa’nın vasiyetini ve vatan sevgisini ifade eden şu sözler yazılmıştır[24]:

Düşman hatları geçtikten sonra ölürsem kendimi şehit kabul etmiyorum. Beni mezara koymayın. Etimi itler ve kuşlar çeke çeke yesinler. Fakat müdafaa hattımız bozulmadan şehit olursam kefenim, lifim, sabunum çantamdadır. Beni bu mahalle gömeceksiniz ve gelen nesiller üzerime bir abide dikeceklerdir.

Dönemin İkdam gazetesi, 30 Mart 1913 tarihinde yayınladığı “Şükrü Paşa” isimli makalede[25]; “Edirne müdafaasının, harb-i âhirde Osmanlı şan ve şerefini kurtaran, Osmanlı hamâset ve besâletini bir kere daha cihân-ı insâniyete gösteren, tarihe yazan bir vak’a olduğunu yalnız biz söylemiyoruz; düşmanlar da söylüyorlar, âlem-i insâniyet de buna şehâdet ediyor” demiştir.

DAnadolu ve Rumeli Redif Taburlarını Teftişteki Başarıları

[1] Ratip Kazancıgil, Hafız Rakım Ertür’ün Anılarından Balkan Savaşı’nda Edirne Savunma Günleri, Türk Kütüphaneciler Derneği Edirne Şubesi Yayını, Edirne 1999, s. 98; İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, C. 4, Türkiye Basımevi, İstanbul 1972, s. 432.

[2] Veysi Akın, “Edirne Müdafii Mehmed Şükrü Paşa”, Edirne Müdafii Mehmed Şükrü Paşa, (Hazırlayan: M. Sabri Koz), Zaman Kitap, İstanbul 2008, s. 186-187.

[3] Mehmed Zeki Pakalın, Sicill-i Osmânî Zeyli, (Yayına Hazırlayan: Ali Aktan), C. 18, TTK Yayınları, Ankara, 2008, s. 3.

[4] Sadri Karakoyunlu, Edirne ve Kırklareli Kale Tahkimatı İle Edirne Kalesinin 1912-1913 Balkan Savaşları’ndaki Rolü, Çorlu 1971, s. 19.

[5] Nuri Yavuz, “Türk Arşiv Belgelerine Göre Birinci Balkan Harbi”, Gazi Üniversitesi SBE, Ankara 1989, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), s. 158.

[6] Pakalın, Sicill-i Osmânî.., s. 3.

[7] Akın, “Edirne Müdafii.., s. 189.

[8] Akın, “Edirne Müdafii.., s. 189.

[9] Kazancıgil, Hafız Rakım.., s. 98.

[10] İsmet İnönü, Hatıralarım, Genç Subaylık Yılları (1884-1918), (Hazırlayan: Sabahattin Selek), Burçak Yayınları, İstanbul 1969, s. 55-56.

[11] Yavuz, “Edirne Müdafii…,”, s. 158.

[12] Akın, Edirne Müdafii.., s. 189.

[13] Kazancıgil, Hafız Rakım.., s. 99.

[14] Ali Remzi Yiğitgüden, Balkan Savaşı’nda Edirne Kale Muharebeleri, C. 1-2, (Hazırlayan: Zekeriya Türkmen, Betül Turan vd.), Genelkurmay ATASE Başkanlığı Yayınları, Ankara 2006, s. 96.

[15] Kazancıgil, Hafız Rakım…, s. 88.

[16] İlhan Bardakçı, İmparatorluğun Yağması, Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, İstanbul 2009, s. 102.

[17] Yiğitgüden, Balkan Savaşı’nda Edirne..., s. 244.

[18] Bardakçı, İmparatorluğun.., s. 101-102.

[19] Serdar Sakin ve Yunus Emre Kaleli, Edirne Müdafii Mehmed Şükrü Paşa, Yitik Hazine Yayınları, İzmir 2014 s. 170.

[20] Yusuf Hikmet Bayur, Türk İnkılâbı Tarihi, C. 2, K. 2, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, s. 482-485.

[21] Karakoyunlu, age, s. 50; Kazancıgil, s. 102; Danişmend, C. 4, s. 432.

[22] Sevgi Edirne Kutlukan, “Edirne Müdâfii Mehmed Şükrü Paşa”, Edirne Müdâfii Mehmed Şükrü Paşa, (Hazırlayan: M. Sabri Koz), Zaman Kitap, İstanbul 2008, s. 16-17.

[23] Talha Uğurluel, Balkanların Başkenti, Edirne ve Gezi Rehberi, Kaynak Yayınları, İzmir 2006, s. 71.

[24] Bu ifadeler aynı zamanda Mehmed Şükrü Paşa’nın vasiyetidir.

[25] İkdam, 30 Mart 1913, s. 1.

[26] Akın, Edirne Müdafii.., s. 217. (Alıntıdır)

Tarihimizin en acı sahnelerinden biri şüphesiz ağır bir yenilgiye uğradığımız I. Balkan Savaşı’dır.
“Hasta Adam” olarak nitelendirilen Osmanlı İmparatorluğu yolun sonuna doğru geldiğinde bir taraftan Arnavutluk,Suriye ve Yemen’de ki isyanlarla uğraşıyor diğer yandan ekonomik sıkıntılarla baş etmeye çalışıyordu.
Parasızlık yüzünden ordunun ihtiyaçları karşılanamaz hale gelmiş,harp stokları erimiş,ordu içerisinde disiplin kaybolmuş,siyasi çekişmelerle ordu çeşitli gruplara ayrılmış,emir komuta zinciri kopmuş,subaylar arasında tefrika başlamıştı.
Çatırdayan imparatorluğun bu hali yöneticiler tarafından görmezden geliniyor gaflet,ihanet ve delalet içerisinde ülke yönetilmeye çalışılıyordu.
Balkanlarda fırtınalar kopmasına rağmen sorumluluk mevkiinde olanlar bu yaşananları fazla ciddiye almıyorlar Balkan ülkelerinde bir kopma yaşanmayacağına inanıyorlardı.
Bu fazla iyimser bakış açısından dolayı 70 000 askerin terhisi dahi yapılmıştı.
Açık denizlere inme hayalindeki Rusya bu düşüncesini uygulamak için Balkanlara desteğini artırıyor Slav ırkına hamilik yapmakta sınır tanımıyordu.
Bu destek neticesinde Osmanlı Devleti’ne karşı Balkan İttifakı kurulmuş 1912 yılında yapılan Bulgar ve Sırp anlaşmasıyla bu devletler Osmanlı Devleti’nden alacakları topraklar konusunda ittifak etmişlerdi.
Neticede;Osmanlı Devleti , Bulgaristan,Yunanistan Sırbistan ve Karadağ ile savaştığı Balkan Harbi’nde (1912-1913) beş asır elinde tuttuğu Evlad-ı Fatihan topraklarının tümünü kaybetmişti.
Bu savaşla birlikte yerini yurdunu bırakan milyonlarca Müslüman Türk ,göç yollarına düşmüş İstanbul bir anda Balkanlardan gelen göçmenlerle dolmuştu.
Osmanlı Devleti tarihindeki yenilgilerden birini yaşarken yurtlarını terk eden insanlar da göç yollarında başka bir trajedi yaşamışlardı.
Çatalca’ya kadar gelen düşman kuvvetleri Edirne’yi işgal etmeyi düşünüyorlardı.
Bu arada Edirne’yi savunma görevi Erzurumlu Şükrü Paşa’ya verilmişti.
Müstahkem Mevkii Komutanlığı’na tayin edilen Şükrü Paşa inanılmaz bir mücadele ile Edirne’yi savunmuş devletin düşman karşısında 40 gün direnmesini istemesine rağmen çılgın dadaş Şükrü Paşa Osmanlı’nın ilk başkentini 5 ay 5 gün savunarak tarihe geçmiştir.
Askerine,süpürge tohumundan yapılmış ekmek,at ve kurbağa eti yedirerek Edirne’yi savunan Şükrü Paşa:“DÜŞMAN HATLARI GEÇTİKTEN SONRA ÖLÜRSEM KENDİMİ ŞEHİT KABUL ETMEM. BENİ MEZARA KOYMAYIN İTLER VE KUŞLAR ETİMİ ÇEKE ÇEKE YESİNLER. FAKAT MUDAFA HATTIMIZ BOZULMADAN ŞEHİT OLURSAM KEFENİM, LİFİM, SABUNUM ÇANTAMDADIR. BENİ BU YERE GÖMECEKSİNİZ VE GELECEK NESİLLER ÜZERİME BİR ABİDE DİKECEKLER.” diyerek tarihe geçen ünlü sözünü söylemiştir.
Edirne de Selimiye Cami gibi Osmanlı eserlerinin zarar görmemesi ve şehrin yıkılıp yok edilmemesi için 26 mart 1913 günü şehri Bulgarlara teslim eden Şükrü Paşa’nın nezaketle alınan kılıcı Edirne’ye gelen Bulgar Çarı Ferdinand tarafından askeri merasimle tekrar kendisine iade
edilmiştir.

Kol Ağası Mustafa Bey’in oğlu olan Şükrü Paşa 1857 yılında Erzurum’da doğmuş Erzincan Askeri İdadisi’ni okumuş ,1879 yılında topçu teğmen olmuş,1893 yılında tuğgeneralliğe yükselmiştir.
Almanca,İngilizce ve Fransızca bilen Şükrü Paşa, askerliğin yanında Harp Okulu’nda ve Darüşşafaka Lisesi’nde muallimlik de yapmıştır.

Sert ve disiplinli yapısından dolayı “Deli Şükrü Paşa” lakabıyla anılan bu kahraman asker, Edirne savunmasındaki başarısından dolayı ”Edirne Müdafi” olarak anılmaya başlanmıştır.
Başarısından sonra orgeneralliğe terfi eden Şükrü Paşa, 1916 yılında İstanbul’da vefat etmiş, Merkez Efendi Mezarlığı’na defn edilmiştir.
Şükrü Paşa’nın mezarı 23 Temmuz 1998 tarihinde çıkarılan özel bir kararla ,Edirne’ye taşınmış ve burada yeniden defn edilmiştir.
Şükrü Paşa’nın cenazesine Almanya,Avusturya ve Bulgaristan birer manga askerle ile katılmıştır.
Edirne’ de halen Şükrü Paşa adına bir anıt ve bir de müze bulunmaktadır.
Şükrü Paşa’nın Edirne Müdafaası sırasında söylediği meşhur sözü de müze ve anıtın bulunduğu alana yazılıdır. 
Kaynakça.
Eğilmez Savaş,Mehmet Şükrü Paşa,Atatürk Üniversitesi, Erzurum,2015