KADINA ŞİDDET VE ÇÖZÜM

Şüphesiz kadına şiddet sorununun çözümü, geniş kapsamlı bir tefekkür, istişare, önlem ve kanunlar dizisini gerektirir. Ancak sizce bugünkü şartlarda ve koşulda öncelikle hangi adımlar atılmalı?

Hülya Sezen (Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni / Şair / Yazar)

En temel görev yine kadına düşüyor

Kadına yönelik şiddetin kısa vadeli önlem ve kanunlarla çözülebileceğini pek düşünmüyorum. Bu konuda yine en temel görev kadınlara düşüyor. Erkek ve kız çocuklarını peygamberimizin uygulamaları doğrultusunda, fiziksel ve psikolojik farklılıkları göz ardı etmeden, adil ve eşit şartlarda eğitim almalarını sağlayarak yetiştirmelidirler diye düşünüyorum. Böylece erkeğin kadına bakış açısındaki çarpıklıklar daha küçük yaşlarda şekillenerek doğru zihniyet yapısı oluşacaktır. Bugünkü şartlarda atılması gereken ilk adım ise Türkiye’nin dinî, millî, demografik ve ekonomik yapısına uygun yaşadığımız çağın ihtiyaç ve beklentilerini de kapsayıcı bir kanun hazırlanmalı ya da bu konuda var olan kanunlar güncellenmelidir.

***

 

Zeynep Sati Yalçın (Öğretmen / Yazar)

Mizah anlayışı da terbiye edilmeli

Öncelikli adım, elbette her konuda hep tekrarladığımız gibi eğitim... Bahsettiğim eğitim, okullardaki örgün eğitimle sınırlı bir eğitim değil. Toplumun her kesimini kapsayacak iyiye güzele dikkat çeken çalışmaların yaygınlık kazanması için projeler çoğaltılabilir. Bu konuda aşkın fedakârlıklarla devlet eliyle veya sivil toplum kuruluşlarınca yürütülen birçok proje var. Bunun yanında bireysel olarak yapılan hiç gündeme gelmemiş, ilgilenenler dışında kimsenin haberi olmamış çalışmalar da var. Çok görünür olamadığı, bazı prosedürleri aşamadığı için yarım kalmış, yaygınlık kazanamamış projeler ve bireysel çalışmalar vaz geçilmeden sürdürülmelidir… Toplumumuzda tuhaf bir mizah anlayışı var, yanlışın kötünün eleştirilmesi gerekirken masum, iyi ve güzel olana karşı başlatılan bir alay etme söz konusu. Kötülüğün, kabalığın, şiddetin ve fiziksel gücün kutsandığı bir anlayış hâkim. Mizah anlayışımızın da terbiye edilmesi gerekiyor diye düşünüyorum

***

 

Asiye Türkan (Aile Danışmanı / Yazar)

Vahyin mesajıyla hayatımıza bir format atalım

Tüketim dünyasının etkisinden kurtularak ne kendimizi ne de sevdiklerimizi tüketmemeliyiz.

Kanunlar ile çözüleceğini düşünmüyorum. Amerika’da idam var ama yine de en çok şiddet orada. Asıl yapılması gereken şahsiyetli insanları nasıl yetiştirebiliriz ?

Oluşan kültürel kabul ve anlayışlarımızı (kirlenen suyun filtre edilmesi gibi) vahyin son mesajının önüne kültürel kabullerimizi koyarak değil, kabullerin olumsuz etkisinden sıyrılarak, Rahman’ın istediği ölçü çerçevesinde, vahyin mesajıyla yeniden buluşup hayatımıza bir format atalım.

Bunun yanında korkmamak gerek. Kendini ifade edebilen, hak ve özgürlüğünün farkında olan insanlardan... Hele hele bu bir kadın olursa; bu kadının mutlu ailede etkin olacağı,  yetiştireceği çocukların da daha mutlu bir aile ve evlilik oluşturacağı kesindir.

Annenin mağdur edildiği, haklarının elinden alındığı, itildiği,  eziklik hissettiği bir toplumun evlatları mecliste bile bulunsa adalet dağıtmada eksiklikleri olabilir.

Kendi bireyselliğini ve özgürlüğünü içine sindiren kişiler adil olurlar, iyilik yaparlar, yakınlara yardım eder hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan uzak dururlar.

Çaresiz değiliz. Çare BİZİZ. Aileyi ayakta tutacak bütün gayretleri biz yapmalıyız. Zira aile toplum binasının taşıdır. O taş çökerse, toplum da çökecektir.

Öncelikle iyi olmaya, güzellikler yapmaya niyet etmeliyiz.  Akabinde sorumluluklarımızı, sınırlarımızı ve görevlerimizi netleştirmeliyiz. Her birimiz duracağımız yerimizi ve haddimizi bilmeliyiz.

Geçim sorunu yaşayan ailelere danışmanlık yaparak ortak alan oluşturucu etkinliklerin olacağı yerler oluşturmalıyız. Aile bağlarımızı sarsan, bizden olmayan dizileri, filmleri, yarışma programlarını, medya iletişim araçlarını hayatımızın dışında bırakmalıyız. Tepkimizi toplum olarak vermezsek akıntıya kapılanlardan olacağız.

Emek vereceğiz. Af edeceğiz. Merhamet edeceğiz. Daha iyisi ile muamele edeceğiz. Zahmet çekeceğiz. Zahmet olmadan rahmet olmaz. Rahmetin sahibine el açmalıyız. Güvenmeliyiz. Teslim olmalıyız. İman etmeliyiz. Zira iman, güvenip teslim olmaktır.

Ves-selam

***

 

Sabiha Doğan (Tarihçi / Akademisyen / Yazar)

Ailede başlayan eğitim, sosyal çevrede sürdürülmeli

Günümüz insanlarının anlamakta zorlandığı veya anlamak istemediği bir durum; küreselleşme, sekülerleşme, bireyselleşme, bencilleşme gibi sebepler dolayısıyla ülkemizin de sosyolojik olarak ciddi bir değişimden geçtiğidir. Bu süreç birkaç yıl gibi bir süreyle sınırlı olmadığı gibi kısa süre sonra bitecek diye bir tahminde de bulunamayız.

1990’lar sonrası başlayan bu derin sosyal değişim gittikçe daha fazla insanı etkilemeye başladığı, yeni nesil üzerinde daha etkili olduğu için sosyal etkileri de daha somut ve nicel olarak fark edilmeye başlandı. Tüm bu değişiklerin sebeplerini görmeye çalışmadan sadece sonuç üzerinden suçlu bulup vicdanları arındırma çabası hiçbir şekilde işe yaramayacağı gibi çözümden de uzaktır.

Bu konuda sormamız gereken bir soru da gerçekten birkaç yıl öncesine kadar kadına yönelik şiddet yoktu ve şiddet yeni nesil insanların mı bir problemiydi? Bugünün anneleri, nineleri geçmişte şiddete maruz kalmamışlardı da bugünü kadınları ilke kez bu oranda mı karşılaşıyor? İşte bu sorunun cevabını tüm önyargı, savunma mekanizmalarından uzak, tarafsız bir şekilde yanıtlanırsa gerçek cevap ve buna bağlı sorun tespit/çözüm yollarına ulaşmak daha kolay olacaktır.

Şiddete karşı ilk mücadele ailede başlar. Merhamet ile çerçevelenmiş bir ailede, merhamet ile muamele edilmiş bir evde büyüyen çocuğun şiddete karşı mesafeli olacağını varsaymak gayet doğaldır. Baba-anne figürleri üzerinden öğrenilmiş kalıplarla sevgi, saygı ortamında yoğrulmuş bir çocuk, ileri dönemde de şiddete meyletmeyecektir. Ailenin kişinin bilinç ve düşünce dünyası üzerindeki etkisinin yüzde yetmiş-seksen civarında olduğunu düşünüyorum.

Aileden sonra öğretmenler, sosyal çevre, ait olunan ideolojik mıntıka, maruz kalınan öğeler gibi unsurlarla kişisel tutum şekilleniyor fikrindeyim. İşte eğitim-öğretim, medya, STK gibi kurumlara düşen, bu yüzde otuzluk kısmı güzel inşa ederek ailenin eksik bıraktıklarını tamamlayarak şiddeti hayattan çıkarmaya çalışmak, farkındalık oluşturmaktır.

Sosyal projeler, teşvikler, etkinlik ve seminerler, kamu spotları, örneklikler üzerinden olumlu olana daha çok dikkat çekerek bilinç oluşturulmalı, insana saygı hayatın merkezine çekilmeye çalışılmalıdır. Gittikçe bencil ve bireysel bir dünyanın kutsanıp ideal olarak gösterildiği bir dünyada bunu başarmak çok kolay olmasa da imkânsız değil!

***

 

Nuray Alper (Şair / Yazar)

Kaybettiklerimizi hatırlayarak işe başlayabiliriz

Sanırım bunun için önce neyi kaybettiğimizi hatırlamamız gerek. Bir yerde kötülük çoğalıyorsa, azalan bir şeyler de vardır çünkü. Şiddet temayülü olan ya da şiddetle beslenen insanlar nerede yetişmektedir? Şiddet gören bir kadın da, bir başkasına şiddet gösteren o bireyi yetiştiren, ona ilk eğitimini veren bir kadın değil midir? Ailelerin yitirdiği o samimi sıcaklığın bugünkü karşılığı nedir? Bu ve benzeri sorulara layık olduğu cevapları bulabilirsek, insanları bilinçlendirmenin, bunun için öncelikli olarak toplumda kadının eğitilmesinin ve elbette bunun çocukluk döneminden itibaren geçekleştirilmesinin önemini de kavrayabiliriz. Bu eğitim tekniği kucaklarken kadını hanım yapan vasıfları öteleyen bir metot geliştirmemeli.

***

 

Emel Nermin Temel (Nesil Çocuk Yayınları Yayın Yönetmeni / Yazar)

Caydırıcı cezalar ve anne babanın evladına desteği şart

Tabii ki merhamet eğitimiyle. Maddi menfaatlerin manevi iklimi kirlettiği hız ve haz çağında duygular canlılığını kaybediyor. Sevgi, saygı, merhamet, paylaşmak gibi güzel duygular egosunu sürekli hâlde tatmin etmek hâlinde olan yenidünya düzeni insanının ruhunu öldürüyor. Okullarda değerler eğitimi dersleriyle insan ruhunun bu güzel duygu dinamikleri canlılığını korumaya çalışıyor. Ancak sadece okuldaki eğitimle olmuyor. Tabii ki ilk eğitim evde. Karısının kızının ya da nişanlısının katili olan erkeklere bu suçtan caydırıcı, o cezayı çekmektense kesinlikle bu suçu işlemem düşüncesini hâkim kılacak ölçüde bağlayıcı cezalar lazım. Anne babalar da evlatlarına sahip çıkmalı. Bizim toplumda yanlış bir anlayış var: “Gelinlikle çıktığın bu eve ancak kefenle dönersin.” Evliliğin küçük sorunları büyüterek ortaya çıkan kavgalara kurban edilmemesi elbette doğru bir yaklaşım. Ancak evladının şiddet gördüğünü gören aileler boşanma noktasında evladını desteklemeli. Evlilikten önce ise mutlaka sağlık raporu detaylı hâle getirilip psikolojik sorunu olan bireyler tespit edilmeli.  Tedavi edilebiliyorsa edilmeli edilemiyorsa evlenmesine müsaade edilmemeli.

***

 

Prof. Dr. Burhanettin Can (SEKAM Yönetim Kurulu Başkanı)

Kur’an ve Sünnetin tanımladığı müminleri inşa edecek zihniyet değişimi gerek

Öncelikle yapılması gereken resepsiyon sisteminden vaz geçilmesi, 2011 İstanbul Sözleşmesi ve buna dayanarak hazırlanan yasaların tümünün feshedilmesi, kendi kültür ve medeniyet kodlarımıza göre yasaların yeniden düzenlenmesidir.

Bu ülkede yetişmiş bunca akademisyen, düşünür ve tecrübeli hukukçu varken yasa ithalatı yapılması yanlıştır. Bundan bir an önce vaz geçilmelidir.

Sorunun köklü kalıcı çözümü, Kur’an ve Sünnetin tanımladığı, Allah’ı ve Ahiret hayatını asla unutmayan, hesap verme şuuru ile yaşayan gerçek müminleri inşa edecek bir zihniyet değişimi ve dönüşümüdür.

Henüz vakit varken!

***

 

Abbas Pirimoğlu (Avukat / Yazar)

İslam’ın öngördüğü yüksek değerlere ulaşmanın cehdini vermeliyiz

Şiddet dâhil bütün sorunlarımızın çözümü göstereceğimiz gayrette gizli. Problemlerimizi biz çözeceğiz; bunun başka yolu yok. Varacağımız neticelerin dünya görüşlerimizle doğru orantılı olacağı apaçık bir husus. Batının yahut geçmişimizin basit bir benzeri olmayı istemiyorsak, İslami Dünya görüşünün öngördüğü Yüksek değerlere bugünün dünyasında nasıl ulaşılabileceğinin cehdini vermeliyiz. Göstereceğimiz başarının toplumsal sorunlarımızın çözümü kadar  İnsanlığa yeni bir ufuk açacağı hususunu da unutmadan. Bahsetmeden geçemeyeceğim diğer bir husus da eğitim konusu. Benim neslim kurbağanın sindirim sistemi gibi hayatta hiçbir karşılığı olmayan konuları ezberleyerek yetişti. İnsanımızı hayata hazırlayan; başta “merhamet”, “saygı” gibi değerleri yükleyen; insana, topluma ve varlığa karşı sorumluluk duygusu taşıyan nesillerin yetişmesini hedefleyen eğitime  gayret göstermeliyiz. Bunun da Aleyna Tilki’nin örnek gösterildiği ahvalde ne kadar mümkün olacağı da başka çetin bir soru.

***

 

Prof. Dr. Sefa Saygılı (Psikiyatrist – Yazar)

Tercüme yasalar yerine yerli yasalara yapılmalı

Yaşanan/güncel aile, şiddet, adalet, evlilik, boşanma sorunlarına çare ve çözüm tekliflerim vardır. Her biri ayrı makale konusu olmakla birlikte sadece konu başlıklarını vermek istiyorum:

Tercüme ve ithal yasalardan vazgeçilerek milli ve manevi değerlerimize, kültürümüze uygun yerli yasalar yapılmalıdır.
Hukukun evrensel ilkelerine geri dönülmelidir: ‘Adil ve doğru yargılanma’ hakkı, lekelenmeme hakkı,  ‘ispat külfetinin iddia edene ait’ olması, ‘şüpheden sanık yararlanır’ ve ‘masumiyet karinesi’ ilkeleri.
 Doğru evlilik özendirilmeli ve teşvik edilmelidir. Eğitimciler ve sağlık uzmanları öncülüğünde toplum bilgilendirilmelidir. (Özellikle sosyal medya üzerinden tanışarak, asla bir araya gelemeyecek farklı anlayış ve yapıda kişilerin sağlıksız evliliklerinin hazin sonuçları ile sık karşılaşmaktayız.)
Boşanmalar kolaylaştırılmalıdır. Çekişmeli bir boşanma davası yaklaşık 5 yıl sürmektedir. Bu da cinsel dürtülerin ya bastırılmasına veya gayrimeşru yollara kaymasına yol açmaktadır. Şiddet vakaları daha çok boşanma sürecinde yaşanmaktadır.  Katolik İtalya’da boşanmaların yasal olarak kolaylaştırılması üzerine evliliklerin arttığı belirlenmiştir.
Şiddet tanımı genel hukuk ilkelerine uygun olmalıdır. Fiziki şiddete etkin ve derhal müdahale edilerek elbette caydırıcı cezalar verilmelidir. Ancak duygusal/psikolojik şiddet ve ekonomik şiddet tanımları belirsizdir, istismara neden olmaktadır.
Süresiz nafaka ve erkeği ekonomik olarak çökerten mal rejiminden vazgeçilmelidir
Aile içi uzlaşma ve arabuluculuk kurumu ihdas edilmelidir.
Delilsiz ve belgesiz şikâyetler işleme konulmamalıdır. Kamu gücü, (fiziki şiddetle sınırlı olmak üzere) kesin ve inandırıcı delil olmadan aile içine girmemelidir. Tarafların uzlaşma, barışma imkân ve ihtimali ortadan kaldırılmamalıdır.
Kadın-erkek düşmanlığını körükleyen haber ve yayınlardan vazgeçilmelidir. Ayı posteri dağıtarak, erkeği itibarsızlaştıran kamu spotları yayınlayarak şiddeti önlememiz mümkün olamamıştır.
Feminist politikaların şiddeti önlemek bir yana artırdığı bir gerçektir.
***

 

Doç. Dr. Ali Akben (Uzman Nörolog – Yazar)

Kadın ve erkek fıtrata sorun kendiliğinden çözülür

Kadın ve erkek biyolojik psikolojik ve sosyolojik olarak nerde durması gerektiğini bilse veya öğrenmeye gayret etse sorun kendiliğinden hallolacak. İnsan kendi fıtratının zıddı bir karakterle yaşayamaz. Erkekler ve kadınlar her ikisi de benzer özelliklerde yaratılmış gibi görünse bile anlam aramada ve kendini bulmada birbiri ile nerede ise taban tabana zıt karakterlere sahipler. Beynimizi ele alırsak bu zitlığın sadece sebep sonucu ile değil hikmeti ile de anlamak mümkün.

Kadın naif, zarif ve duygusaldır. Her ne zaman olursa olsun incitilemeye itilip kakılmaya hor görülmeye karşı kırılganlığı ve hassasiyeti düşünülerek iletişimde dikkatli olunmalıdır.

***

 

Muhammed Özkılınç (İlahiyatçı)

İlahi prensipler ışığında çözüm aranmalı

İstanbul sözleşmesinden sonra kadına şiddet, katlanarak büyümektedir. Öncelikle bu sözleşme iptal edilmelidir. % 99 u Müslüman olan ülkemizde bizim inancımız, örfümüz kültürümüzle alakası olmayan batı kaynaklı düzenlemelerden vaz geçilmelidir. Özellikle kadın ve aileyle ilgili Allah (cc) ın koyduğu kural ve prensipler ışığında çözüm aranmalıdır. Yaratan, kadını erkeğiyle kullarını en iyi bilendir. İlahi prensipler ışığında, kadının evinin hanım efendisi olacağı düzenlemelere acilen ihtiyaç vardır.

Kadının beyanının esas olması, kadına dokunmanın, adeta ona yan bakmanın dahi şiddet kapsamına alınması ve psikolojik şiddet gibi ne olduğu belli olmayan aileye dinamit düzenlemeler acilen iptal edilmelidir. “Kadına pozitif ayırımcılık” adı altında yapılan tüm düzenlemeler yeniden ele alınıp İslami prensiplere göre düzenlenmelidir. Ömür boyu nafaka, dul kadına maaş, çalışan kadına imtiyaz üstüne imtiyazlar tanınması, kadını perişan ediyor. Yuvalar yıkılıyor. Aileler savruluyor. Yıkılan yuvaların enkazı altında yine kadın kalıyor. Yazık çok yazık… Duyun feryatlarımızı… Aile yıkılırsa toplum yıkılır. Aile yıkılırsa ümmet yıkılır. Böyle giderse sadece Ak Parti değil, tüm ülke yıkılır…

***

 

Ufuk Coşkun (Yazar)

Ayakları yere sağlam basan bir sözleşme yazmalı ve Meclise kabul ettirmeliyiz

Bugün kadına yönelik şiddet sorununu aklıselim tartışmalıyız. Evvela bir zihin kırılmasına ihtiyaç var. Kadına yönelik şiddet feminist zihniyetten, modern kapitalist sistemden ve sözüm ona kadın hakları sözleşmelerinden gelmektedir.

Aile ve kadına yönelik şiddet meselesini oturup derinlikli konuşmalıyız ve bu konuda ortak akılla hareket etmeliyiz. Bu mesele kadın derneklerine havale edilemeyecek kadar mühimdir.

Bilinmelidir ki kadın ve erkek birbirinden uzaklaştırıldığı ölçüde insanlığın kimyası bozulacaktır. Bu çerçevede ayakları yere sağlam basan bir sözleşme yazmalıyız ve bunu meclise kabul ettirmeliyiz.

***

 

Ahmet Ay (Yazar)

Şiddeti özendirecek yayınların önüne geçilmeli

Hiç vakit kaybetmeden kadına şiddetle mücadele edilmelidir. Bu mücadele ile;

Aile eğitimi için öncelikle ebeveynin bilinçlendirilmesi,

Medyadaki dizi ve filmlerin şiddet kısmının izlenmesinin sınırlandırılması,

Şiddet olaylarının medyada belli saatler dışında gösterilmemesi,

Kadına şiddet haberlerinin görünürlüğünün şiddeti tetiklediğini unutmadan mümkün olduğu kadar az ve kan-revan çekim olmadan yapılması,

Şiddetin ispatlanması halinde ağır yaptırımların ceza yasasına dahil edilmesi,

Şiddet ihbarlarının asılsız çıkması halinde bir sonraki ihbarın değerlendirilmeyeceğine dair bilgilendirmenin yaygın bir şekilde anlatılması gibi önlemler şimdilik çözüme yardımcı olabilir.

Ne var ki medyanın cebimize kadar düştüğünü hesaba katarsak bu önlemlerin de ciddi bir katkı sunmaktan uzak olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor.