Nicole Nisa Schlottmann nasıl niçin Müslüman olduğunu anlattı. 
İSLÂM’IN KADINA DEĞER VERMESİ BENİ ETKİLEDİ
1979 yılında Oberhausen’da doğan Nicole Schlattman’ın babası ateist, annesi Hıristiyan idi. Evde dinî bir eğitim almadı. Meslek lisesi öğretmenliği okudu.
Öğrencilik yıllarında okuldaki Türk arkadaşlarından etkilendi İslâmiyeti araştırmaya başladı.
Serüvenini şöyle anlattı:
"Beşinci sınıfta iken Müslüman arkadaşlarım oldu. Onlarla dost olduk. Onların ailelerinde değerli olduklarını gözlemledim. Ben ailemin gözünde değerli değildim.
13 yaşında idim. Bir alışveriş merkezinin önünde başı örtülü bir kadın gördüm. Hürmete değer, saygın bir görünüşü vardı. Kendi kendime:
“Allah’ım, sen her şeyi yerli yerinde ve güzel yaratırsın. Ben neden bu hanım gibi saygıdeğer bir annenin kızı olmadım? Bu şansı bana neden vermedin?” diye söylendim.
Başörtülü kadının saygıdeğer bir insan olduğunu hissettim. Hiç kimse başını örten birine lâf atıp sataşamaz.
Türkler arasındaki samimiyet, sıcaklık, aile bağlarının güçlü oluşu, misafirperverlik dikkatimi çekti. Bu meziyetlerin kaynağının din olduğunu seziyordum. Bu dini öğrenmeliydim. O günlerde bir Türk’le evli arkadaşım vardı, adı Yvonne. Arkadaşımın eşi İslâmiyeti iyi biliyordu. Onunla İslâmiyet özerine sohbet ettik. Sonra İslâmiyeti anlatan bir kitap bulduk. İslâm’da haram ve helâl konulu Almanca bir kitaptı. İslâmiyetin emirlerinin güzel olduğunu gördüm. Birçok sorularım cevap buldu. Domuz eti yememeye başladım.
Evde domuz eti pişmemesini istedim. Annem isteğimi olumlu karşıladı fakat böbrek hastası idi. Ben şahadet getirdikten bir ay sonra vefat etti. Evdeki en önemli desteğimi kaybetmiştim.
Babam, Müslüman olmamla önce ilgilenmedi, sonra şiddetle karşı çıktı. Onunla duygu ve düşüncelerimi paylaşamadım.
Bir gün yatağıma oturdum. İnanç üzerine uzun uzun düşündüm. İnançla ilgili problemlerim vardı. Allah’ım bana yardım et, bana doğru dini göster, ben ona sarılacağım diye dua ettim.
İslam’ı anlatan kitaplar okudum.
Şüphelerim devam ediyordu. Şeytan benimle uğraşıyordu. Okuduğumuz kitaptaki telefon numarasını çevirdim ve İslâmiyetle ilgili daha çok bilgi almak istediğimi söyledim. Telefon ettiğim kişiden o günlerde Duisburg’ta kitap fuarı olduğunu öğrendim. Fuara gidip yeni kitaplar aldım. Onu okuduktan sonra İslâmiyet benim için yeterli olduğuna karar verdim ve İslâm dinini terk etmeme kararı aldım. Kur’an-ı Kerim’i okumaya başladım. O günlerde bir rüya gördüm. Rüyamda iri elli, uzun kollu bir adam gördüm. Bir elinde Kur’an’ı tutuyordu. Öteki elini bana uzatarak şöyle dedi:
“Günahlardan uzaklaş! Kötü yollara sapma!”
Rüyadan çok etkilendim ve dinime daha sıkı sarıldım.
Daha önce başkalarına sorduğum soruların cevabını Kur’an’da buldum. Çok sevindim. Kur’an beni zenginleştirdi.
Beyşehir Gölü kenarında çay içiyorduk, Nisa'ya sordum:
-İslâmiyetle birlikte hayatınızda neler değişti?
-Önce elbiselerim değişti. Daha önceleri kolsuz gömlek, kısa etek doğal bir kıyafetti. Önce yarım kollu gömlek aldım, sonra uzun kollu, derken eteklerim uzadı ve etek boyu topuklarımı buldu. Pahalı bir değişim oldu benim için. Sıradan bir elbise alamazdım. Şık olmalıydım. İslâmiyeti paspal insanların dini olarak gösteremezdim. İslâm’ı güzel gösteren bir giyim şekli bulduk.
-Başörtüsü takmanız nasıl oldu? Çevreniz yeni kıyafetini nasıl karşıladı?
-Önce iş yeri dışında başörtüsü taktım. Zaman içinde karar verdim ve iş yerinde de takmaya başladım. Benden önce başörtüsü ile çalışan arkadaşlar olduğu için problem olmadı. Başörtüsü bir simge. İlk bakışta Müslüman olduğum anlaşılıyor. Bunun üzerine sorular başlıyor. Niçin Müslüman olduğumu merak edip soranlara ben de fırsatları değerlendirip İslâmiyeti anlatıyorum.
Nisa, yeğenim Mustafa ile evli, Zeyd ve Nuh adında iki güzel çocukları var. Duisburg'da Müslüman Hanımlarla bir dernek kurdu, İslam'ı anlatmak için yoğun gayret gösteriyor.