ÜNLÜ İLİM VE KÜLTÜR İNSANI PROF DR MÜMTAZ TURHAN HOCA

Mümtaz Turhan (1908- 1969)

1908 yılında Erzurum’un o zamanlar köy olan Horasan kazasında dünyaya gelen Mümtaz Turhan 1916’daki Rus işgali üzerine ailesi ile birlikte Kayseri’ye göç etmişti. Kayseri Lisesi’nde başlayan orta öğrenimini Bursa ve Ankara liselerinde sürdürerek tamamladı.

Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne giren Mümtaz Turhan 1928 yılında devletin açtığı sınavı kazanarak eğitim için Almanya’ya gitti, Berlin ve Frankfurt Üniversiteleri’nde yüksek öğrenim yaptı. 1935 yılında Frankfurt Üniversitesi’nde Psikoloji doktoru ünvanını aldı. 

        1936 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tecrübi Psikoloji Çalışmaları kürsüsünde asistan olan Mümtaz Turhan, 1939 yılında “Yüz İfadelerinin Tefsiri Hakkında Tecrübi Bir Tetkik” adlı tezi ile doçent oldu.

1944 yılında Cambridge Üniversitesi’nde sunduğu bir araştırma ile ikinci doktorasını aldı. 1950 yılında profesörlüğüe atanan Mümtaz Turhan, daha sonra Tecrübi Psikoloji Kürsüsü başkanı ve Tecrübi Psikoloji Enstitüsü müdürlüğü görevlerinde bulundu. 1969 yılında karaciğer kanserinden vefat etti.

Misyonu

Ülkemizde Tecrübi Psikoloji kürsüsünü kuran büyük bilgin.Bilime büyük hizmetler vermiş olan Prof. Dr. Mümtaz Turhan, komünist ve sosyalist görüşlerin ütopyadan ibaret olduğunu ispatladığı için basından fazla ilgi görmemişti. Çünkü, basının büyük kısmı komünist ve sosyalistlerin elindeydi.Turhan Hoca, pek kısır olan son çağ Türk düşüncesinin birkaç önemli kilometre taşından biridir. Turhan, Türkler’in Doğu medeniyetinden Batı Medeniyeti’ne taşıdığı değerleri çok iyi yorumlamıştır.

Türkiye’nin kalkınması ve yükselmesi için yaşayan, fikir üreten, eserler yazan ve yayınlayan, adam yetiştiren büyük bir Türk milliyetçisi olan bu büyük alimimizi 60 yaşında iken 1969’da kaybettik.

Onun emsalsiz eserleri bu arada “Atatürk İlkeleri ve Kalkınma” adlı eseri Türk devlet adamlarına ve Türk Milleti’ne bir siyasî vasiyet gibidir. Bu eserindeki temel görüşler ve düşünceler Türkiye’nin kalkınması ve yükselmesi yolunda verilmiş bir cihad gibidir. Ölümü üzerine yazdığım bir yazıda Fikret’in bir beyitini tekrar etmiştim:


“Öyle bir nehr–i muazzam gibi cuş etmişsin,
Fakat eyvah, çorak yerde akıp gitmişsin!

Sana bir başka zaman başka diyar, lazımdı,
Sana bir alem–i lahut nişan lazımdı...”

O aynı zamanda yaşadığı yıllarda büyük bir sessizlik içinde eserler ve fikirler ürettiği için hiçbir zaman kıymeti bilinmemiş bir büyük deha idi. Türk Milleti’nin ve Türk devletinin fikirlerinden gerektiği gibi faydalanamadığına tarih şahiddir. O kadar “merdümgiriz” bir hayatı vardı ki öldüğünde gazetelerde ölüm haberi bile üç gazetenin son sahifelerinde küçük bir haber olarak geçmişti.

Doktora Tezleri

        Über Raumliche Mirkungen Von Heligkeits Gefallen, Pichologische Forschung, 1936.

        A Study of Cultural Change, Mith Special Referance To Turkey. (Thesis For The Degree of Ph. D. April, Cambridge Universty, 1948).

        Mümtaz Turhan’ın Telif Kitapları

        E. Kretcschmer Kontitüsyon Tiplerinin Münevver Bir Türk Kütlesi Arasındaki Yayılışı (1940), Yüz İfadelerinin Tefsiri Hakkında Tecrübî Bir Tetkik (1941), Kültür Değişmeleri Sosyal Psikoloji Bakımından Bir Tetkik (1951), Maarifimizin Ana Davaları (1954), Garplılaşmanın Neresindeyiz? (1958), Toprak Reformu ve Köy Kalkınması (1964), Atatürk İlkeleri ve Kalkınma (1965), Üniversite Problemi (1967).

        Türkiye’nin meselelerini ele alan son beş eser, 1980 yılında Garplılaşma’nın Neresindeyiz? başlığıyla Yağmur Yayınları tarafından tek ciltte bir araya getirilmiştir. Bu kitabın kapağında Mümtaz Turhan’ın bütün eserleri: “1” ibaresi yer almasına rağmen, devamı getirilmemiştir.

 

        Yabancı Dillerdeki Kitapları      

        The Factors in Group Relation Special Reference To Turkey, In Congress Report For Human Relations (1954).

        Die Bedeutung Einiger Faktoren Türden Kurtvandel. In Kolner Zeitscrift Für Sozilojie Und Sozilpschlogie. Heft 2, (1956).  

         Further Conciderations Concerning Theories and Experiments on the Recoghition of Facial Expressions (İstanbul Studies in Experimental Psychology, 4, (1966).

        Tercüme Kitapları

        E. Kretschmer; Beden Yapısı ve Karakter, İstanbul: Maarif Vekâleti, Devlet Matbaası, (1942).       

        M. Peters;  Irk Psikolojisi, İstanbul. (1944).

        V. Peters, Ergenlik ve Delikanlılık Çağı, İstanbul: Rıza Coşkun Matbaası, (1944).

        D. Kech; R. S. Crutchfield; E. J. Ballachey; Cemiyet İçinde Fert I, II, İstanbul, Milli Eğitim Basımevi, (1969).

  

        Makaleleri

        Mümtaz Turhan’ın “Congress Report For Human Relations”, “Kolner Zeitschraft Für Soziologie und Sozialpsychlogie” ve “Psychologische Bertrâge” gibi batı akademik dergilerinde birer makalesi çıkmıştır. Türkçe makale ve yazıları ise İ.Ü. Tecrübi Psikoloji Çalışmaları, Türk Yurdu, İstanbul, Ölçü, Türk Kültürü ve  Yol dergilerinde yayınlanmıştır.

 

        Kültür Değişmeleri    

        Bu eserde, Mümtaz Turhan psikoloji, sosyal psikoloji ve sosyal antropologların görüş ve yaklaşımlarını esas almıştır. Bu konudaki kavram, kuram ve yaklaşımlardan yola çıkarak Türk toplumunun geçirdiği tarihi, toplumsal ve kültürel süreci anlamaya çalışılmıştır.

        Eserinde kültür ve kültür değişmeleri ile ilgili birçok tanım ve teoriye yer vermekle birlikte Mümtaz Turhan, o güne kadar yapılan tanımların en iyisi olduğunu düşündüğü Malinowski’nin tarifini temel almıştır. Ona göre: “Kültür değişmesi, bir cemiyetin mevcut nizamını, içtimai, maddi ve manevi medeniyetini bir tipten başka bir tipe kalbeden bir süreçtir. Böylece kültür değişmesi, her cemiyetin siyasi yapısında, idari müesseselerinde ve toprağa yerleşme ve iskan tarzında, iman ve kanaatlerinde, bilgi sisteminde, eğitiminde, kanunlarında, maddi alet ve vasıtalarında, bunların kullanılmasında, içtimai iktisadın dayandığı üretim maddelerinin sarfında meydana gelen değişmeleri ihtiva eder.[2]          

        Kitapta öne çıkan kavramlar serbest, mecburi kültür değişmeleri ve iktibastır. “Serbest kültür değişmesi”nden, bir toplumsal grup veya cemiyetin, yabancı bir kültüre sahip grup veya cemiyetle temasa geldiği zaman hiçbir iç ve dış baskı altında bulunmaksızın münferit unsurlar yahut o kültürün belirli bir kısmını alıp benimsemesi sonucunda yapısında meydana gelen değişmeler kastedilmektedir.  

        “Mecburi kültür değişmesi”, farklı kültürlere sahip iki toplumsal grup veya cemiyetten biri kendi kültürünü veya belirli bazı unsurlarını kabul etmesi için diğerine baskı yapar veya idari bir nüfuz ve iktidara sahip bir zümre yabancı bir kültürü veya bunun bazı unsurlarını kendi cemiyetine zorla kabul ettirmeye çalışırsa neticede meydana gelen değişmelere denir.

 

        “İktibas” ile genellikle bir grup veya cemiyetin başka kültürlerden münferit unsurlar veya unsur terkipleri alması kastolunmaktadır.[3]

        Mümtaz Turhan, “serbest” ve “mecburi” kültür değişmeleri kavramlarına göre tarihi seyrimizi üç kısma ayırarak ele alır: Bunların ilki toplumda herhangi değişme meydana getiremeyen ve bazı unsurlarının alındığı safha ile bunların şuurlu bir şekilde iktibas edildiği safhadan ibaret serbest değişmeler devri; yani ondokuzuncu asra kadar olan devir.   

        İkinci safha; bir intikal veya geçiş devri olmak üzere Üçüncü Selim zamanıdır.

        Üçüncü safha ise; kapsamlı ve cezri kültür değişmelerinin ancak mecburi bir şekilde meydana getirilebileceği kanaatinin belirmeye başladığı devirdir. Bu kısmı da İkinci Mahmud ile başlatmak suretiyle çeşitli devirlere ayırır: İkinci Mahmud’dan Tanzimat’a kadar, Tanzimat’tan 1876’ya kadar, 1876’dan 1908 inkılabına kadar, 1923’ten zamanımıza kadar.[4]

        Mümtaz Turhan’ın Kültür Değişmeleri adlı eserinin köy araştırmalarına dayanan kısmı uzun bir saha çalışmasına ve gözlemlere dayanmaktadır. Bu araştırmalar esas itibarıyla Erzurum ile Kars arasındaki köylerde yapılmış olup 1936-1942 ve 1948 senelerinin yaz tatillerinde 6-10 hafta olmak üzere araştırma, yaklaşık olarak bir seneyi bulmuştu.[5]

   

        Mümtaz Turhan bu köylerdeki sosyal tabakalaşma ve sosyal sınıflar, aile yapıları, göç, köydeki sosyal ve kültürel değişmeler, cemaat yapıları ile şahsi gözlem ve kullandığı yöntemlerden de söz eder. Köyde kültür değişmelerini incelediği kısımda da değişme üzerinde etkili olan unsurlar, maddi ve manevi kültürde meydana gelen değişmeler, köylülerin reddettikleri ve benimsedikleri kültür unsurlarının neler olduğu ve bunun sebepleri üzerinde durur.[6] 

        Garplılaşmanın Neresindeyiz?

        Mümtaz Turhan Türk toplumunun yeni bir yaşayış tarzına geçerken toplumsal, iktisadi meselelerde rehberlik edecek birinci sınıf ilim ve ihtisas adamlarına ve bunları yetiştirecek, hakiki ilim müesseselerine ihtiyaç olduğu kanaatindedir. Bütün bu müesseseleri kurmadan ve mensuplarını yetiştirmeden ne yeni, modern bir hayat tarzı meydana getirmeye ne de onu yaşatmaya imkan vardır. Zihniyette değişiklik yapmadan davranışlarda devamlı, hakiki bir yenilik temin edilemez.

        Mümtaz Turhan, Yunan ve Latin kaynaklarını esas almak isteyen yaklaşımlara karşı batı medeniyetini oluşturan ilim ve ilim zihniyetinin Kopernik, Galile ve Dekartla başlayan objektif, ilmi düşünce hareketi olduğunu hatırlatarak öğrenmemiz gereken dillerin Yunanca ve Latince değil, İngilizce ve Almanca gibi yaşamakta olan diller olduğu görüşünü dile getirir.[7] 

         

        Batı medeniyeti Türk toplumunun onu taklide başladığı devirlerdeki batı medeniyeti değildir. Zira o medeniyet artık yeni bir istikamete, mistisizme yönelmiş bulunmaktadır. Ancak ne henüz tarihe karışmış bir batı medeniyeti vardır, ne de ilim iflas etmiştir. Batı medeniyetini ayakta tutan şey ilimdir.[8]

        Mümtaz Turhan, İslam’ın batılılaşmaya mani olduğu iddiasının bilimsel bir dayanağı olmadığını savunur. Toplumsal değişmeler karşısında mukavemet gösteren sadece İslam değildir. Orta çağda Hristiyanlığın reform hareketleri, İtalyan üniversitelerinin ilmi keşifleri, İngiltere’de işçi ve esnafın sanayii devrimi karşısında ayak diremeleri, Osmanlı’da yeniçeri ocağının ıslahata karşı gelmesi, başlangıçta Batılılaşmaya öncülük eden saray ve devlet mensuplarının sonraları onu durdurmaya çalışmalarını örnek verir. O, bazı sözde ilim ve fikir adamlarının Batılılık adı altında şekil ve ayrıntı üzerinde durup hakiki Batılılaşmaya yanaşmamalarını da aynı çerçevede değerlendirmektedir.[9]

        Batı medeniyetinin çökmek üzere olduğu iddiası bizde oldukça yaygındır ve  bizde hala taraftar bulmasının başlıca iki sebebi vardır: 1. Bizim hakiki ilmi ve fikri cereyanları günü gününe takip edecek bir seviyede olmamamız. 2. Son inkılapların beklenilen, umulan neticeleri vermemesinden doğan aşağılık duygusudur.[10]

        Mümtaz Turhan’a göre, Batı medeniyetinin esas unsurları ilim, teknik, insan haklarını teminat altına alan hukuk ve hürriyettir. Hakiki Batılılık ise bu prensiplere bağlılıktır.[11] 

        Mümtaz Turhan, Batılılaşmadan kendi tanımıyla “bir millet veya cemiyetin kendi örf ve adetleri, ananeleri içinde zirai, sınai, siyasi, maarif, sanat vesair içtimai faaliyet ve sahaları ihtiva eden umumi bir kültür inkişafını” kastetmektedir. Bu da, Batı’dan herşeyden evvel ilim ve teknikle, ilim zihniyetini almakla gerçekleşecektir. Onun için adına ister Garplılaşma, ister muasırlaşma veya modernleşme, ister ilerleme denilmesinin hiçbir önemi yoktur.[12]

        Bir memlekette ilim ve ilim zihniyeti olmadığı takdirde Batılılaşmadan bahsetmek mümkün olamaz. Memlekette hakiki ilim müesseseleri kurulmadıkça yeter sayıda birinci sınıf ilim adamı bulunmadıkça bütün değişmeler bir kalıptan ibaret kalacak ve bizi Batı’dan  uzaklaştıracaktır.[13]

        İlk Eğitim ve Batılılaşma

        Batılılaşmayı, kalkınmayı, “ilk eğitime” ve “okuma yazma oranına” bağlayan akım mensupları, Mümtaz Turhan’ın en fazla cephe aldığı kesimi oluşturmaktadır. Ona göre bu tabaka “maarif” denildiğinde “ilk eğitim”i anlayan kimselerdir. Bu kesimin zihninde bu kanaatin doğmasında iki önemli sebep rol oynamaktadır:

 

        1. Bütün medeni milletlerin aynı zamanda yüzde yüze yakın bir nisbette okur yazar, geri kalmış memleketler halkının da ümmi olmaları. 2. Geri kalışımızın sebebinin, halkın bilhassa köylünün cahil olmasında aranmasıdır.[14]

 

        Mümtaz Turhan’ın şu tesbiti de oldukça önemlidir. Ona göre “ilk eğitim seferberliğini teşvik eden, bu sahada görülen en küçük bir aksaklık karşısında kıyametler koparan sözde münevverin ilim adamı yetiştirmek, ilmi araştırma enstitüleri kurmak hususunda kayıtsızlığı, insanı hayret ve dehşete düşürecek derecededir.[15]

 

        Mümtaz Turhan, ünlü bir sosyal antropoloğun cümleleri ile bu görüşlerini destekler: “İptidai bir kavmi medenileştirmek gayesiyle sadece okuma yazma öğretirseniz, okuma yazma bilen iptidai bir kavim elde etmiş olursunuz”. Milletler arasında kültür ve medeniyet farklarını doğuran, onların halk tabakaları değil, münevver zümrelerdir. Hakikatta, Türk halkıyla diğer medeni milletlerin halk tabakaları arasında bilgi bakımından büyük bir farkın bulunmamasına mukabil, Türk münevverleriyle (bazı istisnalara rağmen) Garp münevverleri arasında uçurumlar kadar derin farklar vardır. Türkiye’nin geri kalışının sebebi, halkının cehaleti değil, münevverlerinin gerek keyfiyet, gerek kemiyet bakımından kifayetsiz oluşudur.[16] 

 

        Batılılaşma Hareketi ve Maarifimiz

        Mümtaz Turhan ikiyüz yıldır süren batılılaşma hareketinin beklenilen başarıyı sağlayamamasının aydınlar arasında meydana getirdiği aşağılık duygusu üzerinde durur. Korku ve hayranlığın yarattığı bu aşağılık duygusunun tesiriyle Batı medeniyetinin gerçek değerlerini, onu diğer medeniyetlerden ayırt eden, ona hususiyetini veren unsurları görmeye, bunları almaya çalışacak yerde, Batıyı şekil ve kıyafetinde, yaşayış tarzında, içtimai teşkilatında sathi bir şekilde kopya etmeye başlamamızdan bahseder.[17]

 

        Hakiki ilmi bilgiden ziyade, peşin hükümler, batıl itikatlar ve kanaatler gibi inançlarla hareket eden sözde münevver, kulağını, ilmi hakikatlere, gözünü de gerçeklere kapadığı için kolay ikna edilemez. İnandıklarını hakikat, kırık dökük ve irtibatsız gözlemlerini de gerçek sanmaktadır. Bu bakımdan, Türk münevveri ile onun cahil diye damgaladığı halk arasında ilmi düşünüş ve zihniyet bakımından büyük bir fark yoktur. Çünkü her ikisi de peşin hükümleri, kanaatleri ve batıl itikatleriyle, yani inançları ile hareket etmektedir. Türk münevverine göre Batılılaşma da, kalkınma da, kendisiyle halk arasındaki inanç farklarının giderilmesinden başka bir şey değildir. Türkiyenin Batılılaşmasında, ilerlemesinde, birinci derecede amil olacak ilim adamlarına, ilim müesseselerine karşı kayıtsız kaldığı, hatta bazen düşmanca bir tavır takındığı halde, kalkınma bakımından bir değeri olmayan ve bugünkü şartlar içinde gerçekleşmesine imkan olmayan ilk eğitim üzerinde ısrarla durmasının sebebi de yine inançlarını halka aşılama kaygusudur. Zira o, halkı kendi nevinden olmak, kendisine benzemek şartıyla aşağıda tutmak istiyor. Kendisinden daha bilgili, daha tesirli ve verimli bir zümrenin varlığına tahammül edemez. Halbuki, memleketin kalkınabilmesi için buna şiddetle ihtiyaç vardır.[18]

        Bunu engellemenin yegane yolu da Mümtaz Turhan’a göre Türk eğitim sistemi, kendi kendine yeter, yani memleketin muhtaç olduğu birinci sınıf ilim ve teknik adamlarını yetiştirebilir bir hale gelinceye kadar Avrupa ve Amerika’da öğrenim için göndermekten geçmektedir. Bunun için  Avrupa’ya külliyetli miktarda çok iyi seçilmiş öğrenci göndermek ve araştırma enstitüleri açmak gerekmektedir.[19]

 

        Avrupa’ya öğrenci gönderme fikri ve uygulaması esasen Batılılaşma tarihinin tümünde vardır. Mümtaz Turhan’a göre bu uygulamaların aksaklık ve yanlışlıkları şunlardır: Batı’yı tanımamak, hedefi doğru tayin edememek, plan ve programsızlık, yanlış öğrenci seçimi.[20]

 

        Mümtaz Turhan bu konudaki görüşlerini serdettiği eserinde, araştırma enstitülerinin amaç ve fonksiyonları, kuruluş tarzları ve teşkilat yapıları, enstitü mensuplarının görev ve nitelikleri ile kısa ve uzun vadeli tedbirler üzerinde ayrıntılı şekilde durur.

 

        Türkiyenin Kalkınmasında Köyün Yeri ve Rolü

        Mümtaz Turhan, “köy meselesi”ni sanayileşme ve göç süreci ile birlikte ortaya çıkabilecek problemleri de kapsayan, aynı zamanda ülkenin kalkınması ve gelişmesinin yanında, insani ve kültürel bir mesele olarak ele almaktadır.

        Mümtaz Turhan köylerin küçük ve sayıca çok olmalarının getirdiği zorluklardan ve Türkiye’nin gerçeklerinden yola çıkarak bu konudaki projesini kitaplaştırır. Buna göre, “Kültür ve Sanayi Merkezleri” adını verdiği kuruluşlar Türkiye’nin her bölgesinde, her kırk köyün bulunduğu sahanın ortasında kurulmalıdır. Birçok yerde kaza ve kasabalar da bu vazifeyi görebilirler. Bu merkezlerinin ilk gayesi, köylüyü ancak büyük şehirlerde bulunabilen medeniyet ve kültür eserleriyle temasa geçirmek, sonra da bunları zamanla benimseyerek, kendisine mal edebilecek şekilde yetişmesine yardım etmektir. Bu merkezlerde yatılı ve gündüz olarak altı sınıflı bir veya iki bölge okulu, ortaokul, kütüphane, tiyatro veya sinema, hastane olacaktır. Mahalli ihtiyaçları karşılayacak tamir atölyesi,  dökümhane ve bir sanayi kolu bulunacaktır. Bu birimlerin amacı, ham maddeleri en ucuz ve en verimli bir şekilde işlemek ve milli sanayinin bir kolunu teşkil edebilmesidir. Bu merkezlerin bir diğer amacı da sanayileşme sonucunda ortaya çıkacak olan toplumsal değişmeleri ve sarsıntıları frenlemek, kontrol altına almaktır.[21

        Toprak Reformu ve Köy Kalkınması

        Toprak Reformu’nun tek çare olarak ileri sürüldüğü dönem içerisinde Mümtaz Turhan bu konuda ayrıntılı bir kitap yazarak konuyu çeşitli yönleriyle ele alır. Buna göre, öncelikle köy ve köy toplumunu hakkında araştırmalar yapmak, Toprak Reformu’nun sonuçlarını objektif şekilde tesbit etmek, sosyal yapıyı dikkate almak, tarım üretimini hesaba katmak, Toprak Reformu’nu tarım politikası ile birlikte düşünmek gibi konular üzerinde durur. Toprak Reformu’nun devlete yükleyeceği mali külfet, ekonomiye katkısı ve kültüre ilişkin faktörlerin de araştırılması gerektiğinden bahseder. Bu konunun ilme dayanmadan, bilgisizlik ve fikir hayatına hakim olan seviyesizlik yüzünden ülkeye telafisi mümkün olmayan maddi ve manevi zararlar vermesinin muhtemel olduğu ikazında bulunur.[22]

        Mümtaz Turhan, Toprak Reformu vesilesiyle her dönemde yaygın olan bir zihniyeti çarpıcı şekilde ifade eder. Onun ifadesine göre, “Her geri kalmış memleket gibi yarı münevverin saltanat sürdüğü Türkiye’de de toplumsal problemlerin çözümü hususunda en çok rağbet gören tedbirler “ihtilal, inkılap veya reform”dur. Başka milletlerin, medeni memleketlerin geceli gündüzlü çalışmaları neticesinde, ancak asırlar sonunda varabildikleri bir merhaleye bir gecede yapılacak bir ihtilal, bir inkılap veya bir reform sonunda erişebileceği zannedilmektedir.[23]

        İçtimai ve Milli Eğitim     

        İçtimai ve milli eğitim bir toplumun bağımsızlığını, barış ve sükun içinde yaşamasını temin eden, topluluk hayatını düzene koyan değerleri, değer ölçülerini ve sistemlerini genç nesillere aşılaması, benimsetmesi ve bütün bunları gerçekleştirip kendilerinde yaşatma azim ve iradesini uyandıracak bir tarzda onları yetiştirmesi şeklinde tanımlanır. Toplumun bu tarz ideallere, kalıcı değerlere sahip olması gerekir. Bunun için toplumun bütün fertlerine veya çoğuna şamil, köklü, kuvvetli genel bir kültürün bulunması şarttır.[24]

 

        Mümtaz Turhan büyük ihtilaller, inkılaplar geçirmiş, derin toplumsal değişmelere maruz kalmış toplumlarda yaygın düşünce biçiminin, herşeyi yıkarak ve mensuplarını etkisiz hale getirerek herşeyin çözüleceğini sanma olduğunu ifade eder. Cezri yenilik ve inkılap taraftarlarının temsil ettikleri bu görüşe göre toplum düzenleri, örf ve adetleri asırlardan beri kurulmuş değerler sistemi, bir anda değiştirilebilen elbiseler gibidir veya temellerinden yıkılıp yerlerine yenileri konabilen binalara benzerler. Bu anlayışa sahip olanlar eski değer sistemlerini ve düzeni kökünden yıkarken inanma kabiliyet ve iradesini temelinden sarsılacağının farkına varamazlar.[25]

    

        Ahlaki terbiyenin küçük yaşlarda verilen bir din ve estetik eğitiminin olmasının gerektiğinden söz eden Mümtaz Turhan, bu eğitimin sınırlarını ve tarzını iyi tayin edebilmek için din hakkında sarih ve objektif bir fikrimizin olması ve peşin hükümlerden kurtulmuş bulunmamız gerektiği kanaatindedir. Din hakkında bize en açık ve objektif bilgiyi din tarihi, etnoloji veya sosyal antropoloji ve sosyoloji vermektedir.[26]

 

        İrade ve karakter eğitim ile demokrasi eğitiminden de söz eden Mümtaz Turhan, demokrasinin otoriter yapıların aksine, kişilere sorumluluk ve görev şuuru gibi bir iç disiplini de vermekte olduğunun üzerinde durur. Ona göre demokrasi sıradan bir tahsil işi değil, geniş manâda bir eğitim meselesidir.[27]

        Dil Devrimi ve İnkılaplarımız

        Mümtaz Turhan’ın Türkçe konusundaki hassasiyeti ve uydurmacılık akımına tepkisi diğer Türk milliyetçilerinden farklı olmamakla beraber, bazı noktalardaki değerlendirmeleri daha çok kendine hastır. Osmanlı’nın son devirlerinden beridir sürdürülen Türkçecilik akımı konuşma diline yaklaşmak isterken, uydurmacılar halktan uzaklaşmak peşindedirler. Bunun yanında onların Türkçeleştirme iddialarının yalnız Arapça ve Farsça kelimelere karşı olduğunu belirtir. Dil devrimini hazırlayan sebeplerden biri de aşağılık duygusudur. Asıl mesele, Batı medeniyetini, her çeşit ilmi, fikri, teknik ve sanata ait mefhumlarıyla ve bütün muhtevasıyla ifadeye elverişli bir dile sahip olmaktır.[28] 

        Üniversite Problemi         

        Üniversite Problemi adlı 1967 yılında yazdığı kitabında Mümtaz Turhan, üniversitelerin ana fonksiyonlarının şu şekilde sıralandığını belirtir: 1. İlim adamı, araştırmacı yetiştirmek ve ilmi araştırmalarda bulunmak, 2. Üniversite de dahil olmak üzere bütün eğitim kademeleri için eğitim elemanı yetiştirmek. 3. Kaliteli yönetici ve iş adamı yetiştirmek.

 

        Modern ve modernleşmekte olan bir toplumda eğer üniversite bu fonksiyonlarını üzerine alıp belirli bir seviyede ifa edemiyorsa, fayda yerine zarar verir. Hakiki bir üniversitenin yokluğu bir ülkenin kalkınmasına, ilerlemesine mani olabilir, fakat seviyesi düşük bir üniversite memleketi muhakkak mahva götürür. Memlekette yeterli sayıda yüksek kaliteli ilim adamı yetiştirdikten sonra ancak diğer tedbirlere, üniversite bünyesindeki aksaklıklar doğuran şartların ıslahına geçilebilir.[29]

 

        Mümtaz Turhan sözkonusu kitabında üniversitelerin problemlerine çok ayrıntılı olarak değinir ve uygulamaya dönük bir çalışma hazırlar. Üniversitelerde kadro ve kontrol, maarif sisteminden gelen aksaklıklar, kitap, yabancı dil ve üniversite öğrencilerinin meseleleri uzun uzun değerlendirilir.         

        Atatürk İlkeleri ve Kalkınma

        Mümtaz Turhan’ın Atatürk İlkeleri ve Kalkınma adlı 1965 yılında yayınlanmış olan kitabı, Atatürk inkılaplarını tahlil eden ve farklı kesimler tarafından nasıl ele alındığını tartışan bir çalışmadır.

 

        Batı ülkelerinin milliyetçiliğinin beş asır süren bir seyri sözkonusudur. Türkiye’de ise milli kültür henüz zayıf, gevşek, münferit bir unsur halindedir. Bu bakımdan Türkiye’nin ana ve hayati davası, millet olma ve milli bir kültüre ulaşma davasıdır. İktisadi kalkınma bu ana davanın küçük bir parçasıdır.[30]

   

        Türkiye’nin tarih ve içtimai oluşunun seyri takip edildiği zaman Atatürk inkılaplarının gayesinin çağdaş medeniyet seviyesinde bir millet olma ve milli kültüre kavuşmadan başka bir şey olmadığı da anlaşılır. Nitekim bu nokta, Atatürk’ün bütün konuşmalarında, fiil ve hareketlerinde, davranışlarında açık şekilde belirmektedir.[31]

 

        Batı’nın mevcut haline bakılıp milliyetçiliğin modası geçmiş bir fikir olarak telakki edilmesi de bu cehaletin eseridir.  Atatürk ilkelerinden milliyetçilik çıkarılacak olursa bu sistem çöker. Zira modern bir millet olamayan, milli bir kültüre erişemeyen bir toplumda artık diğer umdelerin gerçekleşmesine imkan kalmaz. Türkiye’nin ana davası, bir an evvel bir millet olma ve milli kültüre kavuşma davasıdır. Milliyetçilik bu hayati ana davanın gerçekleşmesinde ve hedefe erişilmesinde bir vasıtadır.[32]

 

        Milli Kültür ve Halkçılık

        Mümtaz Turhan’a göre tarihi ve toplumsal yapı ve şartların sonucu olarak ülkemizde birbirinden farklı iki kültür bulunmaktadır: Şehirlerde, bilhassa büyük şehirlerde yaşayan insanların ve münevverin de iştirak ve temsil ettiği şehir veya münevver kültürü, diğeri de küçük kasaba ve şehirlerin de dahil olduğu geniş halk kitlelerinin ve köylünün temsil ettiği halk kültürüdür.

 

        Bu iki kültür arasındaki derin farklara rağmen her iki topluluğun temsil ettiği kültürler arasında müşterek bağlar vardır. Bunlar aradaki anlayış ve idrak ve katılma hesaba katılmak üzere dil, din, tarih şuuru, müşterek bir toprağa ve devlete sahip olma, bazı örf ve adetler, geleneklerdir. Ancak bu bağlar Batı ülkelerindeki kadar güçlü değildir. Batı’da halk kültürüyle münevver zümrenin kültürü arasında esaslı bir fark yoktur.[33]

 

        Mümtaz Turhan’ın bu tespiti Ziya Gökalp’te de en fazla vurgulanan konudur. Mümtaz Turhan’ın yarım münevver adını verdiği grup kendisini halktan uzak tutan yarım yamalak bilgisine mukabil, halkı küçümseyen bir tabakadır. Türkiye’de zararlı bir sınıf ayrılığı meydana getirdiği için mücadele edilmesi gereken bir zümre varsa, o da yarı münevverdir Atatürk bu zararlı ve suni ayrılığı bertaraf etmek gayesiyle halkçılığı kabul etmiştir.[34]

 

        Millet bünyesine ve milli bir kültüre kavuşamamış bir toplumda demokrasiyi gerçekleştirmek güçtür. Milliyetçilik, halkçılık ve cumhuriyetçilik, başka bir ifade ile millet olma, milli bir kültüre ve demokratik bir idareye kavuşma cehd veya ilkeleri birbirinden ayrılmaz bir bütün teşkil eder.[35]

 

        Laiklik Mefhumunun Şümul ve Muhtevası

        Mümtaz Turhan’a göre laiklik sadece dinle devlet veya dinle ahiret işlerinin lafzi olarak mücerred bir tarzda birbirinden ayrılması demek değildir. Laiklik Avrupa’da ilim ve fikir sahasında en az üç asır süren bir gelişme ve çok çetin mücadeleler sonunda kurulmuş bir düzenin ifadesidir. Bu düzeni meydana getiren şartları hazırlamadan, onun dayandığı yüksek seviyeli ilim ve din müesseselerini kurmadan, bunlar arasında denge ifade eden laiklik nizamını sadece kanunlarla gerçekleştirmek mümkün değildir.[36]

 

        Mümtaz Turhan laiklik ilkesini istismar eden bir zümrenin dine karşı tutumları dolayısıyla laikliği çarpıttığını ifade eder. Bu zümre Türkiye’de yaşayan insanların büyük bir çoğunluğunu bir arada tutan en kuvetli bağın ve kültür unsurlarından birinin din olduğunu, milli kültürün yerine geçerek, kişiler gibi muhtelif zümreleri birleştirdiğini bilmektedirler. Manası tahrif edilmiş bir laiklik anlayışı ile toplumsal dokuyu tahrip etmektedirler.[37]

 

        Mümtaz Turhan’a Göre Türkiye’de İlim

         

        Mümtaz Turhan’a göre yarı münevver, ilim ve teknik sahasındaki çalışmaları bu hususta yüksek bir seviyeye erişmeyi tamamiyle onların tekeline bırakmak eğilimindedir. Bunlara göre yüksek kaliteli ilim ve teknik adamı yetiştirmenin “memlekete mutlu bir azınlık” yaratmaktan başka bir faydası yoktur.  İlim müesseseleri sadece ilim adamı yetiştirmiyor. İlim müesseseleri aynı zamanda her nevi idareciler, iş adamları, müdür ve işletmeciler, müteşebbisler de yetiştiren bir fonksiyona sahiptir. Bütün bu çeşitli vazifelerine rağmen hiçbir zümrenin inhisarı altında olmaması da ilmin diğer mühim bir hususiyetini teşkil eder. İlmin olmadığı yerde malümat kırıntıları, kanaatler, batıl itikatlar, hurafeler ilim sayılmakta, bu yüzden insanlar itham ve hatta mahkum edilmektedir. Aynı şekilde ilim adamının yerini, sözde ilim adamı, hakiki mütehassısın yerini diplomalı memur alıyor.[38]

 

        İnkılapçılığın tek ve hakiki manası, dünyanın gidişine ayak uydurabilmek ve tekrar geri kalmamak için bazı doğmalara, kaidelere saplanmamak, fikri hareketlilik ve toplumsal dinamizmi temin etmek ve korumaktır.[39]

 

        Türkiye, Atatürk’ün ikazlarına rağmen Batı medeniyetinin ve ona hakim olan zihniyetin temelini teşkil eden ilmi ihmal ettiği, ona layık olan önemi ve değeri vermediği için bu hususta muvaffak olamadığı gibi, bu başarısızlıktan ve şimdiye kadar edinmiş olduklarını kaybetmekten doğan daimi bir güvensizlik ve korku içindedir. İnkılapçılığı kaybedilecek şeylerin muhafazasından ibaret sayıp bundan doğacak korkuyu besleyenler ya modernleşmeyi ve Batı medeniyetini anlayamamakta veya gizli bir maksat gözetmektedirler.[40]

 

        İnkılapçılığın Zararlı ve Yanlış Tefsirleri

        Mümtaz Turhan İnkılapçılığın zararlı ve yanlış yorumlanmasına örnek olarak uydurma bir dil yaratma ve kelimelerin tasfiyesine dayanan dilde tahribat ile geçmişi ve onun eserlerinin tümünü inkar ve imha etmeye çalışmaya dayanan tarih ve tarih şuurunun tahribini örnek olarak inceler.[41]

 

        İnkılapçılığın yanlış yorumları arasında en zararlı ve tehlikeli olanlardan biri de demokrasi rejimiyle uzlaşmayan, ona karşı olan tefsirdir. Belirli bir zümrenin iktidardan düşme ve iktidara geçememe tehlikesinin baş gösterdiği devirlerde fazla revaç bulan bu tefsir, toplumda, özellikle siyasi hayatta tereddütlere, huzursuzluk ve endişelere sebep olmaktadır.[42]

 

        Mümtaz Turhan’ın tesbitlerine göre, 1946’ya kadar devletin şekli cumhuriyet olmasına rağmen, aşağı yukarı yarım asır batılılaşmanın biricik vasıtası ve gayesi olarak düşünülen demokrasi bu müddet zarfında yine Batılılaşma maksadıyla yapılan inkılaplar için bir tehlike olarak kabul edilmiştir. Bugün bile demokrasi mi, yoksa inkılaplar mı diye düşünenler vardır. Bunlar demokrasi layıkıyla tatbik edildiği, gerçekleştiği takdirde, ya çoğunluk inkılapları istemezse diye düşünmektedirler.[43]

 

        Mümtaz Turhan, Türkiye’de demokrasinin halk tarafından benimsendiği kanaatindedir. İnkılaplara gelince, bunların da şuuruna erebildiklerini benimsemiş, diğerlerine kayıtsız kalmıştır. Halkın şikayeti ve tepkisi inkılaplara karşı olmayıp, bu bahaneyle yapılan manasız baskıya karşıdır.[44]

 

        Sonuç

        Mümtaz Turhan psikoloji, sosyal psikoloji ve antropolojinin metod, yaklaşım ve kavramlarını kullanarak Türk toplumunun tarihi, sosyal ve kültürel yapısını anlamaya ve çözüm yolları bulmaya çalışan ülkemizin en büyük sosyal bilimcilerindendir. O Batılılaşma, kalkınma, millet, milli kültür ve demokrasi konularında Türk toplumu için özgün fikirler üretmiştir. Bu çerçevede bilim ve bilim zihniyetini temel ölçü olarak almıştır. Türk toplumunun geçirdiği tarihi safhalar ve büyük dönüşümleri anlamak ve çözmek için yegane yol göstericinin bilim olduğu inancındadır.

 

        Mümtaz Turhan sadece bir psikolog veya sosyal psikolog olmaktan öte gerçek anlamda bir entelektüel ve Türk milliyetçisidir. Onun bilim ve teknolojiye dayanarak toplum kurumlarını yenileştirmeye çalışması ve aydın halk bütünlüğünü sağlayarak milli kültürün kurulmasına çalışması bakımından Ziya Gökalp çizgisinin devamı olduğu ifade edilmektedir.[45] Bunun yanında kültür değişmesini sahada yaptığı çalışmalarla sürdürmesi bakımından da “Meslek-i İçtimaî” akımına dahil eden fikir adamları [46] da bulunmaktadır.