Sezai Karakoç'tan bayram mesajı

Ramazan Bayramı her Müslümanın ve her İslâm topluluğunun, bir ay oruç tutup vücutların sağırlığını kaybetmiş ve ruhun seslerini duyar hale gelmiş, ruhların en kabartma yükselişine varmış olduğu, yani ruha ve içe çekilip orada yenilendiği, tazelendiği bir dönemden sonra, tekrar dışa, eşyaya, bir hünkâr alayı halinde, tantanalı ve eşyanın ve dünya nimetlerinin içindeki "sevinci" çınlatarak çıkışıdır. Bayram namazla başlar Güneşin bir mızrak boyu çıktığı bir sabah vakti namaz başlar. Bu bir nevi, yaratıcı ile bayramlaşmadır. Sonra evlere dönülür. Aile ile bayramlaşma olur. Sonra bütün şehir kendi içinde bayramlaşır. Bütün müslümanlar birbirleriyle bayramlaşır. Sonra tebrikler şehirlerarasına atılır. Böylece bütün müslümanlar görüşmüş bulunur. Dargınlıklar giderilmiş, soğukluklar çözülmüştür. Fitre, sadaka, kurban ve zekât dağıtışlarının bayramdan önce oluşu zengin ve yoksul bütün mü'minlerin bozuk ve eşya infilâklarına, donanışlarına daha hazır çıkmalarını sağlar. Yüz akıyla çıkmalarını. İslâm'da bayram, bütün müslümanların, ruh ve eşya zenginliklerini, ruhlarının deniz gibi incileriyle gökyüzü çiçeklerini ve eşyalarının gençliklerini sergileme ve bu sergide bir tek ruh ve bir bütün haline gelmeleridir.

Bayram ki, taştan değil, rüzgâr çizgilerinden değil, yaprak hışırtısından değil, bir medeniyet esintisinden, bir tarih ilhamından, müslümanların aydınlık gönüllerinden gelen bir şuur hafifliğidir, geliyor ve bizi ak çeşmelerin ışığıyla dolduruyor. Bayram, iki yüz yıldır islâm dünyası için, içi acılıklarla dolu bir yemiş gibi sunulmakta kader tarafından bize. Ne kadar çelişkili bir psikolojiyi yaşıyoruz bayramlarda! Gereğince üzülemiyoruz, ne de olsa bayramdır diyoruz, gereğince sevinip neşelenemiyoruz, gözlerimizin önünde İslâm âleminin her tarafındaki trajik levhalar canlanıyor.

Filistin'de, Gazze'de esaretin en acı, en hor hakir kılıcı türü altında ezilen müslümanlar geliyor gözümüzün önüne. Tütmez ocaklar, sahipsiz yetimler geliyor aklımıza. Haykırarak ağlamalı mı bayram gününde. Bu da olmaz. Çünkü: bayramın da bir hakkı var üstümüzde. Bayram şekerini zakkum meyvesi yapamazsınız. Gecenin gece, gündüzün gündüz olduğu gibi, bayramın da bayram olması lâzım, hiç olmazsa bir nisbet derecesinde.


Evet, bayramlar terk edilmez. Gerçek bayramlar gelinceye kadar, acı acı da olsa, buruk buruk da olsa bayramlarımızı kutlayacağız. Bir hâtıra gibi kutlayacağız.
Geleceğe bir hazırlık gibi kutlayacağız. Kara bayramları ak bayramlara çevirme umudu kaybolmasın diye kutlayacağız.
Sonra bir gün, bayramları gerçeğine dönüştürmenin sırrını aramaya başlayacağız ve mutlaka bulacağız.
Tabiatı yozlaştırılmaktan kurtarma gibi tarihi de hakikatına kavuşturma savaşı o gün başlayacaktır.

Sezai Karakoç