Erdoğan’sız Ak Parti mi?

Karantina günlerindeyiz, hayat durağan, buna rağmen bir anda hareketli günler yaşayabiliyoruz. Ülke gündemi birdenbire canlanıyor, çeşitleniyor, adrenalin hali yüksek seviyeye ulaşabiliyor.

Bildiğiniz gibi İçişleri Bakanı Süleyman Soylu geçtiğimiz hafta sonu sokağa çıkma yasağı öncesinde yaptığı açıklamayla ülkede infiale neden olarak, haftalardır virüsle titizlikle mücadelede alınan tedbirlerin yerle bir olmasına, hastalık riskinin artmasına sebebiyet verdi. Bu nedenle parti içinden ve değişik çevrelerden aldığı yoğun tepki üzerine istifa kararını açıkladı.

İstifa ilanından sonra sanki o gün 15 Temmuz gecesi gibi bir süreci yeniden yaşadık. Hem sosyal medyada destek furyası hem de virüs dolayısıyla sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen meydanlara inildi.
Daha sonra kamuoyunda oluşan baskı üzerine Cumhurbaşkanlığı tarafından istifası kabul edilmeyip tekrar göreve döndü. Uluorta servis edilen bilgilere göre.

İstifadan bir saat gibi kısa sürede dindar, ülkücü, eski sağcı demokrat partili kesimden bu kadar çok aşırı destek alması da bunun planlı bir hareket olduğunu ortaya koyuyor. Anlaşıldığı kadarıyla “yedirmeyiz” dediler. “Atanan bakan değil; seçilen bakan” propagandası da boşuna değil.

KİM KİMDİR?

Süleyman Soylu; birkaç yıl öncesine kadar uzun yıllar ülke siyasetine damga vurmuş, dindar kesimi arkasına almış, 28 Şubat'ta gerçek yüzü tanınmış siyasetçi devlet adamı baba lakaplı Süleyman Demirel’in koltuğunda oturan bir isimdi, kısaca herkes herkesin cemaziyelevvelini bilir.

Bir siyasetçinin istifa tavrına karşı aşırı agresif tavır sergileyen, sözüm ona kanaat önderleri bilmeli ki, “Erdoğan'ın 7 sülalesinden hesap soracağım” diyen Devlet Bahçeli ve “Devleti biz yönetiyoruz” diyen Doğu Perinçek ile aynı kişiye alkış tutuyorlar. Bunda bir gariplik aramayacaklar mı?

Daha birkaç yıl öncesine kadar miting meydanlarında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a hitaben; “Hesap sormazsam namerdim” diyen birinin hakaretlerini içlerine sindirdiler ve baş tacı ettiler.
Kendisi de bu sözlerinin ardından AK Partili oldu, bunu anlayabiliyoruz. Çünkü siyasette “dün dündü, bugün de bugün”.

Ama Milli Görüş kökenli olduğunu iddia edenlerin bunu nasıl hazmedebildiklerini anlamakta güçlük çekiyoruz. Yaşam tarzı, geçmişi, dünya görüşü belli birine adeta Müslümanların/ümmetin lideri gibi bir gözle bakılmasını anlayamıyoruz. Bu arkadaşlar bu kadar basiretsiz olamaz/olmamalı.

İSTİFA MI İSYAN MI?

Başka bir sorun da şu; “Sorumluluğu üstleniyorum, bedelini ödüyorum, istifa ediyorum” gibi beylik laflar bir parti içinde genel başkana başkaldırıdır.
Nitekim bu süreç AK Parti için de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoritesi ve iradesine karşı bir isyan ve itaatsizlik çeşidi olarak algılanır.
Zaten Erdoğan, bir şahsın kendi üzerinden böyle bir prim yapmasına asla müsaade etmezdi. Bu nedenle birine çekil, ya da bırak denmeden ve kendisi de bilgi vermeden istifa ediyorsa bu bir başkaldırı olarak algılanmalıdır.

Külliyesaray’ın izni olmadan istifa etmiş ve Külliyesaray da bunu kabullenmişse bilin ki Bahçeli'nin ve derin güçlerinin talebi neticesi gerçekleşmiştir.

Cumhurbaşkanı şayet istifayı kabul etseydi bundan önceki uğruna en keskin ifadeleri kullanmaktan çekinmedikleri ama ayrılınca her türlü yaftayı vurdukları Davutoğlu, Gül ve Babacan gibi hain mi ilan edilecekti? Bu da işin başka kısmı.

Yaşananlar “omuz atma sahnesiyle” açıklanacak Soylucular’la Damatçı’lar arasındaki gerginlik ve kavgayla izah edilecek bir çekişme olmaktan çok öte bir şeydir gibi görünüyor.

İstifanın reddinin “danışıklı dövüş” olduğunu söyleyenler olsa da biz bu fikre katılmıyoruz. Çünkü o gün Erdoğan sonrası döneme hazırlık için bir satranç oyunu gerçekleşti kanaatindeyiz.

Kimilerinin iddia ettiği gibi tiyatro değil, olsa olsa restleşme gerçekleşmiştir. Ne var ki Cumhurbaşkanı onu görevinde tutmak zorunda kaldığı için tuttu.
Evet, şimdilik kahraman oldu gibi görünse de bildiğimiz, tanıdığımız kadarıyla artık eski ihtişamıyla orada kalamayacak gibi. Erdoğan -gücü yeterse- bunun hesabını sorar. Bu demektir ki bundan sonra yetkileri kısılmış, daha etkisiz ve geri planda kaldığını göreceğiz.

Krizin derinliği son günlerdeki döviz hareketlenmeleriyle de ölçülebilir. Kuraldır, kişi kültü; davanın önüne geçerse kutsal kişilerin kutsal işler yaptığı zannedilir.

SİYASETTE YENİ DÖNEM HAZIRLIKLARI MI?

Bütün bunlar gösteriyor ki Erdoğan artık tartışmaya açılmıştır. Belki AK Parti’nin hanesine yazılacak her müspet gelişme Soylu’ya aitmiş gibi gösteriliyordu. Veya birileri bunun böyle olmasını istiyordu.

Kanaatimizce bu şarkı burada bitmeyecek, mutlaka bunun hesabı görülecektir. Tek adamın lider olduğu yerde ikinci bir adamın var olmasına asla müsaade edilmez.

İlk defa AK Parti içinde Tayyip Erdoğan'a rakip, onun kadar destek görecek birisi ortaya çıktı. Bugün Cumhurbaşkanlığı seçimi olsa ülkede eski sağ tabanın tamamının ittifakla oy vereceği bir isim olacak gibi gözüküyor.

AK Partili dostları uyarıyoruz. Fazla mesaj atmayınız, onu destekleyenlerin de ileride fişleri çekilebilir. Hepinize yakında Erdoğan tarafından hesap sorulabilir. Söylediklerimizi test için Kadın Kolları Başkanı’nın mesajlarına bakınız.

Ama gelin görün ki turnusol misali; zulüm ve baskıdan yana olanlarla özgürlükten, hak ve adaletten yana olanları tarih yazıyor/yazacak da…

Belki abartı gelebilir. Şunu rahatlıkla ifade edelim ki bu yaşananları yeni bir tür Ergenekon operasyonu olarak görebiliriz. Soylu ile Erdoğan’ın şahsında AK Parti-Ergenekon kavgası başlar mı zaman gösterecek.

2013’te AK Parti-Cemaat/FETÖ kapışması ne ise şimdi Soylu-Erdoğan kapışması odur.

Mücadeleden kim galip çıkar? Erdoğan’a rağmen Erdoğan’sız bir AK Parti projesi gerçekleşir mi? Zaman gösterecek.

Doç. Dr. Necmettin Çalışkan